Yazıya bir itirafla başlayayım: Müttefik – Allied filminin fragmanını 3-4 gün önce tesadüf eseri izledim. Açıkçası iki buçuk dakika süren fragman beni hayal kırıklığına uğrattı; zira filmin tüm akışını ele veriyor ve tüm hikayeyi tek bir soruya indirgiyordu. Sıkıntılar bununla da sınırlı kalmadı; Brangelina’nın ayrılık haberlerinin filmin oyuncularından Marion Cotillard’a dayandırılması da küçük çapta bir “eyvah” dedirtti. Medyanın olaya yaklaşımındaki sorunlar “reklamın iyisi kötüsü olmaz” anlayışıyla birleşince ve film de gişede aradığını bulamayınca beklentiler bu kısa sürede iyice düştü. Peki ya bugün izleme şansı bulduğum film gerçekten de bu kadar kötü müydü yoksa bunların hepsi bir algı operasyonu muydu(!) ?

Öncelikle filmin arkasında iki önemli ismin olduğunu belirtmek lazım, Robert Zemeckis ve Steven Knight. Zemeckis; farklı türler arasında gezinmeyi seven, teknik açıdan yenilikçi olsa da anlatı sinemasının kalıplarına sıkı sıkıya bağlı bir yönetmen. Steven Knight ise Eastern Promises ve Locke gibi kalburüstü dramalara imza atan, karakter yaratımına önem veren bir senarist. Bu iki ismin İkinci  Dünya Savaşı’nda geçen bir casusluk filmine imza atmaları ise türü sevenler açısından heyecan verici bir durum. Bir sinemasever olarak insan stüdyo sisteminin beklentilerine uygun ama bir bakımdan da yenilikçi bir yapım bekliyor. Müttefik – Allied ise daha çok ilk beklentiyi karşılarken ikincisinin hakkını veremiyor. İkinci Dünya Savaşı esnasında casusluk yapan ve bir suikast için görevlendirilen Max (Brad Pitt) ile Marianne’in Fas’ta aksiyonla başlayan, Londra’da romantizmle devam eden hikayeleri; casusluk temalı filmlerin olmazsa olmazlarını barındırıyor. Politik ve bürokratik açıdan gerilimli, coğrafi açıdan oldukça oryantalist ve nostaljik; esprileriyle Bondvari olan film, romantizmi içeren hikayesine ek olarak “Casablanca” ve “Notorious”u hatırlatmayı da ihmal etmiyor. Özellikle ilkiyle çok yakın ilişki içerisinde olduğu söylenebilir; filmin ilk kısmı Kazablanka’da geçerken ikinci bölümde Max’in üstünü oynayan Frank karakteriyle Jared Harris bize küçük bir Claude Rains performansı bile sunuyor! (Show me your chickens, Max!) Zaten büyüleyici açılış sahnesinden itibaren –Lawrence of Arabia?- Zemeckis ve görüntü yönetmeni Don Burgess, bizi kolayca avuçlarının içine alıyorlar. Oryantalist – parlak tonlarda Doğu’yu ve soğuk renklerle temsil edilen Londra’yı ilk kez görmüyoruz ama yaratılan nostalji hissinin verdiği bir rahatlama ve hakimiyet de söz konusu oluyor.

Müttefik – Allied: Nostaljik Bir Denemeden Daha Fazlası Değil

İşin senaryo boyutunda ise; tüm bu nostalji duygusuna karşın, iki buçuk dakikalık fragmanın bile gayet açık ettiği sorunları örtmek pek mümkün olmuyor. Tüm o görselliği çıkardığımız anda ortada oldukça telaşlı bir metin kalıyor; Max ile Marianne arasında filizlenen aşka inanmamız için naif ve çokça sabırlı olmak gerekiyor. Steven Knight, senaryodaki dönüm noktasına o kadar güvenmiş ki sanki bir an önce o noktaya gelebilmek için filmin geri kalanını heba etmiş gibi görünüyor. Karakterleri iki kelimeyle derinleştirmek ve asıl düşman olarak görünen Naziler’i Stormtrooper misali onar onar harcamak gibi tercihler, doğal olarak yaratılmak istenilen atmosferi zedeliyor. Fakat dönüm noktasından sonra rahatlayan film, finale kadar tökezlemiyor ve kurgusu ile izleyiciyi diken üstünde oturtmayı başarıyor. Müttefik – Allied, ele aldığı türün nostaljik boyutunu teknik açıdan yaşatan fakat senaryo açısından esinlendiği iki filmin de eline su dökemeyen bir yapıma dönüşüyor. Belki türe olan katkısını en çok, savaş sırasında Londra’daki yaşamı yansıtma biçimiyle yapıyor. Bugüne kadar daha çok muhafazakar yapısıyla anılan İngiltere’de savaşın getirdiği yıkım ve korkunun özgürleştirici etkisi, Max’in kardeşi Bridget’ın cinsel yönelimleriyle açığa vurulan farklılaşma ve hedonizm aracılığıyla özellikle parti sahnesinde görünür kılınıyor. Bu açıdan klasik milliyetçi coşkudan uzaklaşan filmin, çok derinlikli olmasa da hayatta kalma içgüdüsünü ön plana çıkarması değişik bir perspektif kazandırıyor.

Filmde Brad Pitt, sanki aşırı gençleştirme çabaları sonucunda bu filmde değil de Zemeckis’in motion capture filmi Beowulf’ta rol alıyormuş gibi bir hissiyat yaratıyor. Buna karşılık Marion Cotillard’ın daha etkileyici bir performans sunduğunu ve Fransızca konuşulan sahnelerde tüm dikkati üstüne çektiğini söyleyebilirim. Fakat oyunculuk konusunda bu iki dev isimden ziyade yardımcı iki ismi anmak gerekir diye düşünüyorum: Sherlock Holmes filmlerinde Moriarty olarak karşımıza çıkan Jared Harris, Frank Heslop rolünde çok iyi. Inglourious Basterds filminin meşhur bar sahnesinden hatırlayacağımız August Diehl ise yine bir Nazi subayını canlandırdığı filmde kısa sürede etkileyici bir performans sunuyor ve yine bir kart sahnesine damga vuruyor. Sonuç olarak Müttefik – Allied, son dönemlerde iyice artan fragman eleştirmenliğini bir kenara koyduğumuzda (!) tür sinemasını sevenler için tatmin edici olsa da, bir sinemaseverde bıraktığı hissiyat Casablanca’yı ya da Notorious’u tekrar izleme isteği oluyor.

Yazıya bir itirafla başlayayım: Müttefik – Allied filminin fragmanını 3-4 gün önce tesadüf eseri izledim. Açıkçası iki buçuk dakika süren fragman beni hayal kırıklığına uğrattı; zira filmin tüm akışını ele veriyor ve tüm hikayeyi tek bir soruya indirgiyordu. Sıkıntılar bununla da sınırlı kalmadı; Brangelina’nın ayrılık haberlerinin filmin oyuncularından Marion Cotillard’a dayandırılması da küçük çapta bir “eyvah” dedirtti. Medyanın olaya yaklaşımındaki sorunlar “reklamın iyisi kötüsü olmaz” anlayışıyla birleşince ve film de gişede aradığını bulamayınca beklentiler bu kısa sürede iyice düştü. Peki ya bugün izleme şansı bulduğum film gerçekten de bu kadar kötü müydü yoksa bunların hepsi bir algı operasyonu muydu(!) ? Öncelikle filmin arkasında iki önemli ismin olduğunu belirtmek lazım, Robert Zemeckis ve Steven Knight. Zemeckis; farklı türler arasında gezinmeyi seven, teknik açıdan yenilikçi olsa da anlatı sinemasının kalıplarına sıkı sıkıya bağlı bir yönetmen. Steven Knight ise Eastern Promises ve Locke gibi kalburüstü dramalara imza atan, karakter yaratımına önem veren bir senarist. Bu iki ismin İkinci  Dünya Savaşı’nda geçen bir casusluk filmine imza atmaları ise türü sevenler açısından heyecan verici bir durum. Bir sinemasever olarak insan stüdyo sisteminin beklentilerine uygun ama bir bakımdan da yenilikçi bir yapım bekliyor. Müttefik – Allied ise daha çok ilk beklentiyi karşılarken ikincisinin hakkını veremiyor. İkinci Dünya Savaşı esnasında casusluk yapan ve bir suikast için görevlendirilen Max (Brad Pitt) ile Marianne’in Fas’ta aksiyonla başlayan, Londra’da romantizmle devam eden hikayeleri; casusluk temalı filmlerin olmazsa olmazlarını barındırıyor. Politik ve bürokratik açıdan gerilimli, coğrafi açıdan oldukça oryantalist ve nostaljik; esprileriyle Bondvari olan film, romantizmi içeren hikayesine ek olarak “Casablanca” ve “Notorious”u hatırlatmayı da ihmal etmiyor. Özellikle ilkiyle çok yakın ilişki içerisinde olduğu söylenebilir; filmin ilk kısmı Kazablanka’da geçerken ikinci bölümde Max’in üstünü oynayan Frank karakteriyle Jared Harris bize küçük bir Claude Rains performansı bile sunuyor! (Show me your chickens, Max!) Zaten büyüleyici açılış sahnesinden itibaren –Lawrence of Arabia?- Zemeckis ve görüntü yönetmeni Don Burgess, bizi kolayca avuçlarının içine alıyorlar. Oryantalist - parlak tonlarda Doğu'yu ve soğuk renklerle temsil edilen Londra’yı ilk kez görmüyoruz ama yaratılan nostalji hissinin verdiği bir rahatlama ve hakimiyet de söz konusu oluyor. Müttefik - Allied: Nostaljik Bir Denemeden Daha Fazlası Değil İşin senaryo boyutunda ise; tüm bu nostalji duygusuna karşın, iki buçuk dakikalık fragmanın bile gayet açık ettiği sorunları örtmek pek mümkün olmuyor. Tüm o görselliği çıkardığımız anda ortada oldukça telaşlı bir metin kalıyor; Max ile Marianne arasında filizlenen aşka inanmamız için naif ve çokça sabırlı olmak gerekiyor. Steven Knight, senaryodaki dönüm noktasına o kadar güvenmiş ki sanki bir an önce o noktaya gelebilmek için filmin geri kalanını heba etmiş gibi görünüyor. Karakterleri iki kelimeyle derinleştirmek ve asıl düşman olarak görünen Naziler’i Stormtrooper misali onar onar harcamak gibi tercihler, doğal olarak yaratılmak istenilen atmosferi zedeliyor. Fakat dönüm noktasından sonra rahatlayan film, finale kadar tökezlemiyor ve kurgusu ile izleyiciyi diken üstünde oturtmayı başarıyor. Müttefik – Allied, ele aldığı türün nostaljik boyutunu teknik açıdan yaşatan fakat senaryo açısından esinlendiği iki filmin de eline su dökemeyen bir yapıma dönüşüyor. Belki türe olan katkısını en çok, savaş sırasında Londra’daki yaşamı yansıtma biçimiyle yapıyor. Bugüne kadar daha çok muhafazakar yapısıyla anılan İngiltere’de…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Müttefik – Allied, ele aldığı türün nostaljik boyutunu teknik açıdan yaşatan fakat senaryo açısından esinlendiği iki filmin de eline su dökemeyen bir yapıma dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: 2.7 ( 5 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi