Daha önce Kış Çiçeği, Soğuk Geceler gibi filmleriyle yönetmenlik koltuğunda gördüğümüz, aynı zamanda gazeteci ve senarist olarak da tanıdığımız Kadir Sözen, Mutlu Kuzular adlı son yapımıyla yeniden beyazperdede karşımıza çıkıyor. Sözen, fahişelik yapan bir anneyi odağına aldığı filmi ile yaşanan zorlu bir hayatı anlatırken, ilerleyişini ise bizzat kadının kaleme aldığı bir masal eşliğinde gerçekleştiriyor.

“Fahişe kadın toplumun yüz karasıdır, gurursuzdur, onursuzdur.” Bu görüş, dünyanın neredeyse her ülkesinde yaygın olan kanıdır. Dünyanın en eski mesleği olan fahişeliğin, konu “onur” olduğu zaman oluşturduğu algı, kimisine göre ise politikacıların ya da semayedarların bu dünyaya verdiği zarar varken, onursuzluk kavramının yanlış yönlendirilmesiyle oluşmuş bir nefretten ibarettir. Yaşadıkları hakkında çoğu zaman bilgimiz olmayan ve toplumun kıyısında yaşayan fahişeler, edebiyatta ve sinemada da haliyle sık sık ele alınırlar. Kadir Sözen ise Mutlu Kuzular ile, toplumun tam da içinde yer alan, ancak kendisine ve çocuklarına rahat nefes aldıracak parasını kazanmak için düzenli olarak yaşamın kıyısına gidip gelen bir kadını odağına alıyor.

Filme kısaca değinmek gerekirse; Elmas (Narges Rashidi), oğlu Can’ı (Jascha Baum) ve kızı Sevgi’yi (Marlene Metternich) hayatındaki en önemli yerde konumlandırmış bir annedir. Üçlü arasındaki sevgi paylaşımı ve diyaloglar, ideal aile tablosunu çizebilecek denli huzurlu noktalar sunar. Can, sorumlu bir erkek çocuk iken, Sevgi ise sevimliliğiyle göz dolduran bir kızdır. Ailenin bu mutlu yapısı, kendilerine yeterli fırsatlar tanıyan gelir seviyesiyle de desteklenmektedir. Nitekim anne; kızını baleden, oğlunu ise istediği gitarlardan geri bırakmamaktadır. Gel görelim bu tablo, ergenlik döneminde olan Can’ın, doğum gününde ilginç bir hediye almasıyla değişir: Kerhaneye atılan ilk adım. İçeri önce arkadaşının girmesini isteyen Can, ardından ise kendi girdiği odada, erotik bir kıyafet ve peruk içinde topuklu ayakkabısı üzerinde süzülen kadının annesi olduğunu görünce oradan koşarak kaçar. Yaşadığı utançla nefretini besleyen Can, takip eden günlerde ise kız kardeşini de alarak dedesinin (Vedat Erincin) yanına gider ve annesine dönmemeye yemin eder. Bu zamana kadar hayatını çocuklarına adamış olan anne ise, kendisini altüst olmuş bir halde bulur; hayatının merkezine koyduğu çocukları onu terk etmiştir.

Mutlu Kuzular’ı ilgi çekici yapan noktanın ise, annenin kızına okuduğu masal olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim bu masal, şimdiye kadar dinlediklerimize hiç benzemiyor, konusunu doğrudan hayattan alıyor ve annenin yaşamına, fabl niteliğine bürünmüş haliyle ışık tutuyor. Kızını her seferinde mutlu rüyalara daldıran masal, belli ki yaşanırken ve yazılırken acılara sebep olmuş; ancak biz onu şu anki haliyle dinliyoruz ve masumaneliğin içinden yaşamın o kıyısını canlandırmaya çalışıyoruz. Zor da oluyor; ama sonra kolaylaşıyor imge gücü. Zira Kadir Sözen, o nefret algısının içine sokup, Can’ın tepkisini yaşattırıyor bize. Film, kerhane görüntüleri üzerinden ilerlemiyor; ancak bu hayatın kendileri üzerinde bıraktığı izleri takiben ilerliyor. Can’ın bıraktığı izler ise, sessiz ama vurucu bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Bir fahişenin sırrı ortaya çıktıktan sonra yaptığı ilk şey, geçmişiyle yüzleşme yoluna gitmek olsa gerek. Elmas da öyle yapmaya çalışıyor; ancak bu öyle bir raddeye varıyor ki, vücudunu ve geçmişini temizlemeye çalışırken kendini kanatıyor. Yeni işinde yerleri silerken gördüğü küçük bir leke karşısında ise, bu lekeyi  çıkarmak için gösterdiği inat gözden kaçmıyor ve Elmas şu cümleyi işitiyor: “Lekelere biraz merhamet edin.” Tıpkı hayatında kalıcı iz bırakmış lekelere karşı göster(il)mesi gereken merhamet gibi.

Mutlu Kuzular, Almanya’da yaşayan bir aileyi odağına almasından ötürü birkaç kısa diyalog dışında Almanca çekilen bir yapım. Oyunculara göz attığımızda ise, Elmas rolünü canlandıran Narges Rashidi’nin İranlı, çocukların ise Alman olduklarını görüyoruz. Filmdeki Türkçe diyaloglar, dolayısıyla sadece Vedat Erincin’in canlandırdığı “dede” karakteriyle gerçekleşiyor. Nitekim tanık olduğumuz üç jenerasyonda, gençleşen yaş ile birlikte Türkçe konuşma oranının azaldığını görmek, Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının anadile olan bakışlarına karşı gerçekçi bir duruş sergiliyor diyebiliriz.

Sonuç olarak Mutlu Kuzular, “merhamet” sorunsalı etrafında dönen bir yapım olarak karşımıza çıkıyor ve gerçekliğin masal olarak da yüz bulduğu anlatımıyla, vizyonda değerlendirilebilecekler arasında yer alıyor. Sözen’in üçüncü yönetmenlik denemesi olan yapım, izlemenin hiç de vakit kaybı olarak görülmeyeceği, hatta kimi noktalarda kahkahaların da eşlik edebildiği bir yapım.

Daha önce Kış Çiçeği, Soğuk Geceler gibi filmleriyle yönetmenlik koltuğunda gördüğümüz, aynı zamanda gazeteci ve senarist olarak da tanıdığımız Kadir Sözen, Mutlu Kuzular adlı son yapımıyla yeniden beyazperdede karşımıza çıkıyor. Sözen, fahişelik yapan bir anneyi odağına aldığı filmi ile yaşanan zorlu bir hayatı anlatırken, ilerleyişini ise bizzat kadının kaleme aldığı bir masal eşliğinde gerçekleştiriyor. “Fahişe kadın toplumun yüz karasıdır, gurursuzdur, onursuzdur.” Bu görüş, dünyanın neredeyse her ülkesinde yaygın olan kanıdır. Dünyanın en eski mesleği olan fahişeliğin, konu “onur” olduğu zaman oluşturduğu algı, kimisine göre ise politikacıların ya da semayedarların bu dünyaya verdiği zarar varken, onursuzluk kavramının yanlış yönlendirilmesiyle oluşmuş bir nefretten ibarettir. Yaşadıkları hakkında çoğu zaman bilgimiz olmayan ve toplumun kıyısında yaşayan fahişeler, edebiyatta ve sinemada da haliyle sık sık ele alınırlar. Kadir Sözen ise Mutlu Kuzular ile, toplumun tam da içinde yer alan, ancak kendisine ve çocuklarına rahat nefes aldıracak parasını kazanmak için düzenli olarak yaşamın kıyısına gidip gelen bir kadını odağına alıyor. Filme kısaca değinmek gerekirse; Elmas (Narges Rashidi), oğlu Can’ı (Jascha Baum) ve kızı Sevgi’yi (Marlene Metternich) hayatındaki en önemli yerde konumlandırmış bir annedir. Üçlü arasındaki sevgi paylaşımı ve diyaloglar, ideal aile tablosunu çizebilecek denli huzurlu noktalar sunar. Can, sorumlu bir erkek çocuk iken, Sevgi ise sevimliliğiyle göz dolduran bir kızdır. Ailenin bu mutlu yapısı, kendilerine yeterli fırsatlar tanıyan gelir seviyesiyle de desteklenmektedir. Nitekim anne; kızını baleden, oğlunu ise istediği gitarlardan geri bırakmamaktadır. Gel görelim bu tablo, ergenlik döneminde olan Can’ın, doğum gününde ilginç bir hediye almasıyla değişir: Kerhaneye atılan ilk adım. İçeri önce arkadaşının girmesini isteyen Can, ardından ise kendi girdiği odada, erotik bir kıyafet ve peruk içinde topuklu ayakkabısı üzerinde süzülen kadının annesi olduğunu görünce oradan koşarak kaçar. Yaşadığı utançla nefretini besleyen Can, takip eden günlerde ise kız kardeşini de alarak dedesinin (Vedat Erincin) yanına gider ve annesine dönmemeye yemin eder. Bu zamana kadar hayatını çocuklarına adamış olan anne ise, kendisini altüst olmuş bir halde bulur; hayatının merkezine koyduğu çocukları onu terk etmiştir. Mutlu Kuzular’ı ilgi çekici yapan noktanın ise, annenin kızına okuduğu masal olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim bu masal, şimdiye kadar dinlediklerimize hiç benzemiyor, konusunu doğrudan hayattan alıyor ve annenin yaşamına, fabl niteliğine bürünmüş haliyle ışık tutuyor. Kızını her seferinde mutlu rüyalara daldıran masal, belli ki yaşanırken ve yazılırken acılara sebep olmuş; ancak biz onu şu anki haliyle dinliyoruz ve masumaneliğin içinden yaşamın o kıyısını canlandırmaya çalışıyoruz. Zor da oluyor; ama sonra kolaylaşıyor imge gücü. Zira Kadir Sözen, o nefret algısının içine sokup, Can’ın tepkisini yaşattırıyor bize. Film, kerhane görüntüleri üzerinden ilerlemiyor; ancak bu hayatın kendileri üzerinde bıraktığı izleri takiben ilerliyor. Can’ın bıraktığı izler ise, sessiz ama vurucu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bir fahişenin sırrı ortaya çıktıktan sonra yaptığı ilk şey, geçmişiyle yüzleşme yoluna gitmek olsa gerek. Elmas da öyle yapmaya çalışıyor; ancak bu öyle bir raddeye varıyor ki, vücudunu ve geçmişini temizlemeye çalışırken kendini kanatıyor. Yeni işinde yerleri silerken gördüğü küçük bir leke karşısında ise, bu lekeyi  çıkarmak için gösterdiği inat gözden kaçmıyor ve Elmas şu cümleyi işitiyor: “Lekelere biraz merhamet edin.” Tıpkı hayatında kalıcı iz bırakmış lekelere karşı göster(il)mesi gereken merhamet gibi. Mutlu…

Yazar Puanı

Puan - 64%

64%

64

Mutlu Kuzular, “merhamet” sorunsalı etrafında dönen bir yapım olarak karşımıza çıkıyor ve gerçekliğin masal olarak da yüz bulduğu anlatımıyla, vizyonda değerlendirilebilecekler arasında yer alıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.5 ( 1 votes)
64
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi