Önceki Sayfa1 / 4Sonraki Sayfa

Gerçek dünyada bir şeyleri yaşamaktansa onları beyazperdede deneyimlemek her zaman daha kolaydır. Gerçeklikte bir şeyleri yaşamaktan korkanların ama aynı zamanda bu yaşanacak olguların yaratacağı hisleri deneyimleme arzusu taşıyanların her daim bir görünmez noktasıdır beyazperde ve perdeye yansıtılan büyüler. Bu büyüler içerisinde hele ki karanlığında getirmiş olduğu evlatlarını saklama kudreti, izleyici koltuğunda oturan kaçak öznenin bir nimetidir. Bu özne karanlığın içerisinde hapsolduğu derecede özgür de bırakılmıştır. Üzerinde herhangi bir gözün olmadığını ve olamayacağını bilen bu özne içerisinde kopan fırtınaların izdüşümü duygusal göstergelerini karanlığın içerisinde kendine herhangi bir kısıt koymadan gösterebilir. Tüm bu duyguların açığa çıkmasıyla ve kendi gerçekliğinin unutulmasıyla izleyici bir anda perdenin içerisinden geçerek kudret ile yaratılmış olan yeni evrenin içerisinde bambaşka biri olarak uyanır. Anlaşılması zor Matrix’in her defasında tekrarlandığı sinema salonu, herhangi bir renkte hap teklif etmeden izleyiciyi bir anda kendi gerçekçiliği içerisinden kaçırıp onu başka bir evrende uyandırır. Bu yüzdendir belki de izleyici filmin bitimiyle kendini çok yorgun hisseder, kalbi çarpar, gözleri ağrır. Çünkü Matrix’te sözü edildiği gibi Neo’nun bacakları uyandığı anda ağrımaya başlar çünkü onları gerçek anlamda daha önce hiç kullanmamıştır. İzleyici de kendi gerçekçiliğide kullanmadığı duyguları ve olguları beyazperdenin içerisinde kullanınca bu deneyim onda başka bir etki de yaratır.

İzleyici beyazperde içerisinde yaşadığı bu deneyim ile daha sonra döndüğü kendi gerçekçiliğini bir noktada paralel olmaya zorlar ve bu paralellik içerisinde çoğu zaman hayat monoton gelir, aşk hiçbir zaman en saf hal ile insanın karşısına çıkmaz ya da bazen kendi sakin hayatı insanın gözüne güzel görünür. Tüm bu paralellikler ve sonuçları sinema içerisindeki kurgunun izleyicideki tesiridir. Ancak sinemada bir kısım vardır ki bütün bilinmezlikleri ve muhteşemlikleri içinde barındırır: animeler! Anime dünyası içerisinde hiçbir sınırın var olmaması ve yaratıcıların hayal gücünü yeniden yaratıyor olmaları izleyiciyi anime izlerken başak bir evrene götürmekten ötesini gerçekleştirir. Farklı bir dünyaya götürmez izleyiciyi anime ancak bu gerçekçiliğe ve bu dünyaya çok farklı bakamayı gösterir ve böylelikle belki de balık vermez izleyicisine sadece balık tutmayı gösterir. Belki de bu yüzden anime sevenler ve sevmeyenler diye ayrılır dünya insanları. Eğer siz de benim gibi animeyi sevmek için bir bahane aramadan sadece seviyorsanız ve aynı zamanda animenin getirdiği bu dünyayı alt üst edelim tanımlı hayal gücüne bağımlıysanız Miyazaki listesine paralellikte ilerleyen mutlaka izlemeniz gereken bu 20 anime filmine bir göz atmalısınız!

Mutlaka İzlenmesi Gereken 20 Anime!

Hadashi no Gen – Barefoot Gen (1983)

bare-foot-gen-filmloverss

Savaş karşıtı bir duruşu ile belgesel niteliğine sahip olan bu anime film Barefoot Gen Mori Masaki tarafından yönetilmiş ve Keiji Nakazawa imzalı manganın uyarlaması olarak beyazperdeye taşınmıştır. Film bir çocuğun gözünden Japon halkının durumunu resmeder ancak bu tablo içerisinde büyük bir kırılmayı da gösterir. Anime Japonya’ya atılmış olan atom bombasından hemen öncesini ve hemen sonrasını da anlattığı için savaşın insanlar üzerindeki etkisini çarpıcı bir dille izleyiciye gösterir. Özellikle bir çocuğun gözünden anlatılan bu kıyım bütün gerçekçiliği, korkutuculuğu ve belirsizliği ile beyazperdeye taşınmıştır, bir yok oluşun ağıtı olmuştur.

Tenkû no shiro Rapyuta – Castle in the Sky (1986)

castle-in-the-sky-filmloverss

Hayao Miyazaki’nin 1986 yılında yazıp yönettiği filmde Sheeta genç bir kızdır ve elinde büyük değerli bir şey taşımaktadır ancak bunun değerini bilmemektedir. Sheeta’nın elinde mavi bir taş bulunmaktadır. Bir gün Sheeta devletin güçleri tarafından kaçırılır ve bu kaçırılmasının sebebi elinde bulundurduğu mavi taştır. Uçan bir gemide hapsedilen ve bilinmeyen bir yere götürülen Sheeta yolculuk içerisinde büyük bir sekteye uğrar. Sheeta bu kaçırılmanın ve saldırının içerisinde gemiden düşer ancak elindeki mavi taş sayesinde havada süzülerek hayatı kurtulur. Bundan sonra genç kızı tahmin edemeyeceği ve sınırlarını düşünemeyeceği bir macera bekler.

Hotaru no haka – Grave of the Fireflies (1988)

grave-of-the-fireflies-filmloverss

Isao Takahata’nın yazıp yönettiği 1988 yapımı anime izleyiciyi çocuksu bir dünyaya ama bir o kadar da yetişkinlerin dünyasına ve bu dünyanın acıları içerisine alan bir film. Akiyuki Nosaka’nın yazdığı İkinci Dünya Savaşı’nda ölmüş olan kız kardeşine bir özür mektubu niteliği taşıyan otobiyografik romandan uyarlamadır Grave of the Fireflies. Sinema tarihine en içe dokunan anime olarak geçen film, savaş karşıtı çoğu kurgusal veya gerçek olaya dayanan filmi geçerek en içten ve güçlü filmler arasında yerini alır. Ateş böceklerinin dansı ve parıltısı içerisindeki insanın hüznünü harmanlayan film animenin yarattığı dünyada tarifsiz bir yolculuğu içerisinde taşır.

Tonari no Totoro – My Neighbor Totoro (1988)

my-neighbor-totoro-filmloverss

Hayao Miyazaki tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan film anime dünyasındaki en bilinen karakterlerden birinin doğuşudur. Orman ruhlarından biri olan Totoro’nun izleyici karşısına çıktığı film My Neighbor Totoro sayesinde anime dünyası unutulmayacak karakterlerden birine sahip olmuştur. Filmin ana karakterleri arasında iki kız kardeş yer alır; Mei ve Satsuki. Bu iki kız kardeş hastanede olan annelerine daha yakın olmak için yeni bir yere taşınmışlardır. Bu yeni yerde bir gün Mei Totoro ile tanışır ve bu tanışma sayesinde orman ruhlarının içerisine dalar iki kız kardeş. Hastalık gibi bir gerçekçiliğin yanında orman ruhlarının büyüsü filmi kültleştirmiştir.

Omohide poro poro – Only Yesterday (1991)

only-yesterday-filmloverss

Isao Takahata tarafından yönetilmiş olan film Only Yesterday bir yolculuk ve büyüme filmi özelliğini bir yetişkin gözü ve deneyimi ile birleştirerek anime dünyasındaki en önemli yapıtlardan biri haline gelmiştir. Only Yesterday’in ana karakteri 27 yaşındaki Taeko’dur. Taeko Tokyo’da yaşayan ve artık şehrin kaotik havasından ve insanın ruhunu sömüren yaşantısından bıkmıştır. Doğa ile bütünleşmesi gerektiğini düşünerek bir yolculuğa çıkar ancak bu yolculuk onun için sadece fiziksel olmaktan ayrışır ve ruhsal bir yolculuğu da beraberinde getirir. Taeko yolunda ilerledikçe hayatını gözünün önünden geçirmeye başlar ve yolculuk onun için yeni bir yol haline gelir.

Önceki Sayfa1 / 4Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi