En saf yüreğiyle görür çocuk / Büyüdüğündeyse her şey unutulur

Çocukluğun o saf dünyasından sıyrılarak, ‘büyümek’ denilen kavramla yüzleştiğimiz an gerçek hayatla tanışmışızdır aslında. Ondan önce hayaller, rüyalar, masallar varken, ergenliğin bir kara bulut gibi çocukluğun üzerine çökmesi de bundandır zaten. O pür saf varlık bir anda gerçek dünyayla tanışır ve işte karşınızda, bedeninden ruh haline birçok değişim! Sonra bir bakmışız ki ‘büyüdük ve kirlendik.’

Alper Canıgüz, büyürken gölgesini kaybeden insanları şöyle anlatır “Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden biri hariç, bütün çocuklar büyür.”  Kendisini bulmaya ve hayatta kalmaya çalışırken, aslında kaybolan, büyümeyen çocukları tasvir eden Canıgüz; aslında büyüme hikayelerinin vazgeçilmez noktasına en etkili edebi sözlerle değinmeyi başarmıştır; aşk acısı, kaybetmenin acımasızlığı, cinsellik tabusu, toplumsal baskı ve daha birçok unsurla baş etmeye, ‘büyümeye’ çalışan bireyin tasviri.

Bireyi hayatı boyunca karşısına çıkan zorluklarla ve yaşayacağı güzel anlarla tanımlayan; sinemanın en etkili büyüme hikayelerinden biri olmaya aday olan, bu yılın gözdesi Moonlight‘ın vizyona girmesine az kalmışken, sinema tarihinden mutlaka izlenmesi gereken 10 büyüme hikayesini sizler için derledik.

Mutlaka İzlenmesi Gereken 10 Büyüme Hikayesi

Les 400 Coups – 1959

les-400-coups-filmloverss

Fransız Yeni Dalgası’nın en önemli temsilcisi François Truffaut filmografisinin en gözdesi, Les 400 Coups; 12 yaşındaki bir çocuğun hüzünlü yaşamını kolaya kaçmadan, bir roman tadında anlatıyor. Ailesi tarafından ihmal edilen, çok sıkıldığı okuldan sürekli kaçan ve bir şeyler çalarak sinemaya giden Antoine Doinel’in hayatı annesini başka bir erkekle gördüğünde tam bir çıkmaza girecektir. Film baskıcı eğitime kafa tutan Doinel çerçevesinden küçük bir çocuğun yetişkinler dünyasına olan yolculuğunun büyük bir kısmını sunuyor. Truffaut’nun hayatından biyografik ögeler de içeren Les 400 Coups, Antoine üzerinden toplumsal düzeni ve eğitim sistemini de sert bir şekilde eleştirir.

The Breakfast Club – 1985

the-breakfast-club-filmloverss

‘Suçlu’ John Bender (Nelson), ‘atlet’ Andrew Clark (Estevez), ‘beyin’ Brian Johnson (Hall), ‘akıl hastası’ Allison Reynolds (Sheedy) ve ‘prenses’ Claire Standish (Ringwald) bir cumartesi günü okulda cezaya kalırlar… 80’li yılların klasikleşmiş yapımları arasında olan The Breakfast Club, bu şekilde başlar. Bu beş gencin Dead Poets Society’deki John Keating gibi bir hocaları yoktur; ancak tam da Welton Akademisi’nin yöneticileri gibi katı kurallar içine öğrencileri hapsetmeyi seçen bir müdür figürü vardır. Tüm cumartesini birbirleriyle konuşmadan bir kütüphanede geçirecek olan bu beş farklı karakter; cezayı adeta kendileri için bir ödüle dönüştürerek, özgürlük adına kıvılcımı yakmayı başarırlar. İlk başta birbirlerine tahammül edemeyen grup, birbirlerine kendi hayat hikayelerini açtıkça aslında hepsinin toplumun ve ailelerin çizdiği sınırlar içine hapsolmuş aynı kişi olduklarını fark ederler.

Stand by Me – 1986

stand-by-me-filmloverss

Stand By Me, gerilim ve korku yazarı Stephen King’in ‘The Body’ adlı romanından sinemaya uyarlanan Stand by Me; 1950’li yıllarda geçen bir büyüme hikayesi! Kendi çocukluğundan esinlenerek kaleme alan King; ergenliğe yeni girmiş dört kafadar gencin Oregon ormanlığında kayıp bir çocuğun cesedini aramalarını konu ediniyor. Yol boyunca daha da yakınlaşan çocuklar, birbirleri hakkında pek çok şey keşfedeceklerdir; ancak kasabanın serserileri de onların peşindedir. Derin ve sımsıcak bir dostluk hikayesinin anlatıldığı, kaybettiğimiz çocukluğa bir övgü olan filmin yönetmen koltuğunda ise Rob Reiner oturuyor.

The Virgin Suicides – 1999

virgin-suicides-filmloverss

Sofia Coppola’nın ilk uzun metraj filmi The Virgin Suicides, Amerikan banliyösünde muhafazakar bir ailede yaşayan beş kız kardeşin hem kendi cinselliklerini hem de kadınlığın gizemlerini keşfetmesini ele alıyor. Katı Katolik ahlakını benimsemiş olan Lisbon ailesi, kızlarından birinin intiharı üzerine bir perde çekmiş, gerçekleri bir sır olarak saklamayı tercih etmiştir. Olayları izleyen ve Lisbon ailesinin kızlarını takip eden komşu ailelerin oğulları, bu gizemi çözmeyi amaçlamışlardır. Bir intihar masumiyetin bitişi midir yoksa yaşam mücadelelerinin kanıtı mı? Gerçek hayatta içinde düştüğümüz ikilemlerin; muazzam renklerle ve müziklerle harmanlandığı The Virgin Suicides, Coppola’nın hem ilk hem de en önemli filmidir!.

Y Tu Mama Tambien – 2001

y-tu-mama-tambien-filmloverss

Gravity, Great Expectations, Harry Potter and the Prisoner of Azkaban gibi farklı filmlerde yönetmenlik koltuğuna oturan Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği Y Tu Mama Tombien, iki gencin 20’li yaşlarının sonlarında olan bir kadınla çıktıkları yolculuğu anlatır. Aslında yolculuk ile harmanlanan büyüme hikayesi olan bu film, bir yandan da 1999 yıllarında Meksika’da olan siyasi gelişmelere ve toplumsal olaylara da dikkatleri çeker. Gael Garcia Bernal, Diego Luna ve Maribel Verdu’nun oyuncu kadrosunda yer aldığı film, en iyi özgün senaryo dalında hem Akademi Ödülleri’nde hem de Altın Küre’de aday gösterildi. Hikaye aslında yetişkinliğe geçmek üzere olan iki gencin üzerine odaklanır; orta halli solcu bir aileden gelen Julio ile üst düzey bir politikacı bir babanın oğlu olan Tenoch, sevgililerinden ayrılarak bir yolculuğa çıkarlar. Çekici bir kadın olan Luisa’nın da bu yolculuğa katılmasıyla yolculuk; tabusuz cinsel açıklık, realizm ve güzel diyaloglar ekseninde gelişir.

This is England – 2006

this-is-england-filmloverss

Bu kez İngiltere’deyiz; radikalleşen ırkçılık hareketlerinin gittikçe artışa geçtiği 1980’li yıllara göz atıyoruz. Shane Meadows imzalı This is England; babasını Falkland Savaşı’nda babasını kaybeden 12 yaşındaki bir çocuğun karıştığı bir sokak kavgası sonucunda dazlaklardan oluşan bir sokak çetesi arasına karışmasını konu alıyor. Kimseye zarar vermeden kendi hallerinde takılan bu grubun içinde zenci bir üye de dahil çeşit çeşit insan bulunmaktadır. Fakat bir gün liderleri olan Woody’nin hapisten yeni çıkan bir arkadaşının aralarına katılması ile her şey değişecektir. Combo, hapiste geçirdiği yıllarda oldukça radikalleşmiştir ve İngiltere’nin, sadece beyaz İngilizlere ait olduğu düşüncesi ile grubun üyelerini radikal harekete katılmak için prove etmeye çalışmaya başlar!

An Education – 2009

an-eduation-filmloverss

Yıl 1961, 16 yaşında zeki genç bir kız olan Jenny, Londra’nın banliyölerinden Twickenham’daki odasında Juliette Greco şarkıları söyleyip daha özgür bir hayatın hayallerini kurmaktadır. Ergenliğin sıkıntılarında bunalmış her genç gibi Jenny de yetişkinliğe adım atmak için can atmakta ve özgülüğü arzulamaktadır. Okulunda oldukça başarılı olan Jenny, başaramadığı tek ders olan Latince’yi de sökerse babasının da öngördüğü gibi Oxford Üniversitesi’nde okuma hayallerini gerçekleştirecektir. Ancak bu hayal babasınınken, Jenny’nin ne kadar kendisine bile itiraf etmekte zorlansa da geleceğine yönelik daha farklı umutları ve düşünceleri vardır. Yağmurlu bir Londra sabahında Jenny’nin rutin hayatını alt üst eden bir şey olur; Jenny, 30 yaşlarındaki David’e aşık olur.  An Education, bize yitip giden veya hala etkisini üzerimizde hissettiğimiz hayalleri hatırlamamızı sağlıyor!

Submarine – 2010

submarine-filmloverss

Joe Dunthorne imzalı aynı adlı romandan uyarlanan; Richard Ayoade’un ise yönetmen koltuğunda oturduğu Submarine; sahil kasabasında yaşayan, 15 yaşında bir ergen olan Oliver Tate’nin hayatını anlatıyor. Kendi yaşının getirdiği sancıları çeken her ergende olduğu gibi birçok sorunları olan Oliver, ilk aşkıyla karşısına çıkar. Tüm bu sorunlarına, annesiyle babasının çatlamaya yakın olan evliliklerindeki problemlerle uğraşmaktadır. Oliver’ın ilk aşkı ve yaşantısı; bizim hayata ve seçimlere naif bir dille ortak olmamızı sağlar.

“Çoğu insan kendini yeryüzünde benzeri olmayan bireyler olarak görür. Bu düşünce onları her şey yolundaymış gibi yataklarından kalkmalarını, yemek yemelerini ve boş boş gezinmeleri için motive eder. Adım Oliver Tate.”

The Perks of Being a Wallflower – 2012

the-perks-of-being-a-wallflower-filmloverss

Stephen Chbosky’nin aynı adlı kitabından uyarlanan; ilk aşkı, dostluğu en naif şekilde ele alan bir büyüme hikayesi sunan The Perks of Being a Wallflower, duygusal ve çekingen bir karakter olan Charlie’nin ekseninde gelişen bir hikayeyi anlatıyor. Okulun en eğlenceli ve popüler ikilisi Sam ve Patrick’le tanışmasıyla birlikte hayatı, umutları ve hayalleri değişen Charlie, kendisini nihayetinde bulduğu bu yolda ilk aşkıyla da karşılaşmayı ihmal etmiyor tabii ki.. Aşkı ve dostluğu en güzel haliyle tadan Charlie, sorunlu geçmişinin ve unutmak istediği hatıralarının üstesinden gelmeyi başarırken; bize de muazzam bir soundtrack albümü ve defalarca izlemeye doyamayacağımız bir hikaye bırakıyor. The Perks of Being a Wallflower adeta kendini keşfetmenin en güzel hali!

Boyhood – 2014

boyhood-filmloverss

Zamanı sinemasının merkezine alan Richard Linklater, Before serisinde odaklandığı 24 saatin ötesine geçip 12 yıllık bir serüveni ele aldığı Boyhood’la sadece bir çocuğun büyümesini ve karakterlerin gelişmesini inceleyerek sinemada realizmi yansıttı. Sadece bir büyüme hikayesini değil, boşanmış bir ailede çocukların konumunu, dağılmış aileyi, anne ve babayı da gördüğümüz Boyhood, 12 yıllık bir sürede hikayedeki karakterlerin hayatına girenleri, çıkanları, kararları, vazgeçişleri, terk edilişleri, hataları yalın bir dille gösteriyor. Aslında biz izleyici olarak, kendi gençliğimize, ailemizle olan ilişkilerimize, yaptığımız tercihlere bir nevi ayna tutmuş oluyoruz. Linklater, tüm bu büyüme hikayesini ele alırken karakterlerini toplumdan, siyasetten uzak da tutmuyor. Mason’un kulağıyla babasından 11 Eylül Olayları’nı, Amerika’nın Irak’a müdahalesini dinliyor ve yine onun onun gözünden Obama seçimleri izliyoruz. Filmin kadrosunda, baba rolünde Linklater’ın vazgeçemediği oyuncu Ethan Hawke’ı, anne olarak ise Oscar ödüllü Patricia Arquette’yi görüyoruz. Bu ikilinin yanı sıra kadroda, büyümelerine tanıklık ettiğimiz Mason ile Sam’i canlandıran Ellar Coltrane ile Lorelei Linklater da yer alıyor.

Moonlight 17 Şubat’ta Sinemalarda!

moonlight-filmloverss

Andre Holland, Trevante Rhodes, Naomi Harris, Mahershala Ali gibi isimlerin bulunduğu oyuncu kadrosu ise canlandırdıkları karakterlerin içsel çekişmelerini ve arzularını seyirciyi kalbinden vuracak bir şekilde beyazperdeye yansıtan Barry Jenkins imzalı Moonlight, kişiyi hayatı boyunca şekillendirecek insanları ve aşkları, hayatı değiştiren belirli anları anlatan daha yalın bir sinema diliyle karşımızda. Film, açıklanan adaylıklara baktığımızda Oscar Töreni’ne de damga vuracak gibi gözüküyor. Miami’de yoksul bir mahallede büyüyen Chiron adlı bir çocuğun hayatının üç farklı dönemi ve kendi kimliğini keşfetme çabasını, zaman ve mekana sığdırmadan beyazperdeye yansıtan Jenkins; oldukça etkileyici görüntülerle de izleyiciyi büyüleyeceğinin garantisini veriyor. Film, 17 Şubat’ta sinemalarda olacak!


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi