Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Gerilim janrının zihinsel olarak izleyicisini en zorlayan alt türü olarak psikolojik gerilimi gösterebiliriz. Genelde stabil olmayan duygusal durumlara sahip ana karakterlerin yer aldığı ve gizemli hikâyelerin anlatıldığı psikolojik gerilim filmleri, bu açıdan izleyiciyi korku ögelerine çok girmeden anlatısı ile diken üstünde bırakır. Biz de, “beyin yakan” örneklerine rastladığımız psikolojik gerilim alt türünün mutlaka izlenmesi gereken filmlerini sizler için derledik.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 26 Psikolojik Gerilim Filmi

Vertigo (1958)

vertigo-filmloverss

Alfred Hitchcock’un Pierre Boileau ve Pierre Ayraud’un D’Entre Les Morts adlı kitabından beyazperdeye uyarladığı Vertigo, özel dedektiflik yapan Scottie’nin eski dostunun eşi olan Madeleine’i takip etmeye başlamasını konu alır. Scottie Madeleine’i izlemeye devam ettikçe ondaki garipliği de fark etmeye başlar fakat kendi akıl sağlığı da sekteye uğrar. Hitchcock’un klasiklerinden biri olan Vertigo’nun başrollerini James Stewart ve Kim Novak paylaşıyor. Film 1989 yılında “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmiştir.

Blow-up (1966)

blow-up-filmloverss

Michelangelo Antonioni’nin en bilinen filmlerinden biri olan Blow-up, çektiği bir fotoğrafın aslında bir cinayeti aydınlatabilecek bir kanıt olabileceğini gören bir fotoğrafçının öyküsünü aktarır. Yakaladığı kareden yola çıkarak olayı irdeleyen fotoğrafçı, yapboz parçalarını birleştirmeye çalışır. Antonioni’nin, insanın varoluşsal problemlerine bir ilaç olarak zenginlik ve lüksü görmesinin altı boş bir çaba olduğunu alt metninde verdiği Blow-up, filmin sonlarına doğru yer alan sahneleri ile de bu durumun altını çizer.

Rosemary’s Baby (1968)

rosemarys-baby-mia-farrow-polanski-filmloverss

Roman Polanski’nin Ira Levin’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarladığı 1968 yapımı Rosemary’s Baby, En İyi Senaryo dalında Akademi Ödüllerine aday gösterildi. Genç Woodhouse çiftini konu alan filmde çiftin yeni dairelerine taşınmasından sonra, Rosemary bir süre sonra bütün komşularının garip davranışlar sergilediklerini fark eder. Gizemli bir şekilde hamile kaldıktan sonra da Rosemary henüz doğmamış çocuğunu korumak için büyük bir mücadele altına girer. Müzikleriyle de bir başyapıt olan filmin başrollerini Mia Farrow ve John Cassavetes paylaşıyor. 

Don’t Look Now (1973)

Nicolas-Roeg-Dont-Look-Now-filmloverss

1973 İngiltere-İtalya ortak yapımı psikolojik gerilim filmi olan Don’t Look Now, gotik edebiyata verdiği eserlerle tanınan İngiliz yazar Daphne du Maurier’nin 1971 tarihinde kaleme aldığı ve Not After Midnight adlı derleme kitabında yer alan kısa öyküsünden beyazperdeye uyarlandı. Nicolas Roeg’in yönetmenliğini üstlendiği film, kızları boğularak ölmüş bir çiftin, Venedik’e yerleşmelerini ve burada karşılaştıkları bir kadının gelecekleri hakkında tedirgin edici bir kehanette bulunmalarıyla yaşadıklarını konu alıyor. Derin metafor ve imgeler içeren filmin başrolünü Julie Christie ve Donald Sutherland paylaşıyor.

The Conversation (1974)

the-conversation-cappola-filmloverss

Francis Ford Coppola’nın The Godfather’dan iki yıl sonra yönetmen koltuğuna oturduğu ve aynı zamanda senaryosunu da kaleme aldığı filmi The Conversation, aynı yıl içerisinde Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü sahiplendi. Oyuncu kadrosunda Gene Hackman, John Cazale, Allen Garfield ve Frederic Forrest gibi isimlerin yer aldığı film, 1995 yılında “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmiştir. The Conversation, gelişmiş elektronik aletler kullanarak dinleme ve izleme yapma konusunda uzman bir özel dedektif olan Harry Caul’un hikâyesini konu alır. Caul’a başvuran bir iş adamı, dedektiften genç bir erkek ve kadını izlemesini ister. Caul genç çifti izlerken kaydettiği konuşmalardan etkilenir ve artık olaya sadece bir iş olarak bakmaz.

The Shining (1980)

vanderbilt-the-overlook-hotel-in-the-shining-ile-alakasi-olmayacak-filmloverss

Stanley Kubrick’in başyapıtlarından sayılan The Shining, edebiyatın korku ustası Stephen King’in aynı adlı romanından 1980 yılında beyazperdeye uyarlandı. Jack Nicholson, Shelley Duvall ve Danny Lloyd’un başrollerinde yer aldığı The Shining, yazar Jack Torrence’ın karısı ve oğluyla The Overlook Hotel’de kalmalarıyla başlayan gariplikleri konu alır. Jack yavaş yavaş bir tekinsizliğin içine düşürek ailesine kabus dolu anlar yaşatmaya başlar. King defalarca filmi beğenmediğini hatta nefret ettiğini dile getirse de The Shining sinema tarihinin en önemli filmleri arasında yer edinmiştir.

Videodrome (1983)

videodrome-tanrilarin-ekranlari-filmloverss

Body horror olarak adlandırılan alt türün öncü yönetmenlerinden David Cronenberg’in ustalık eseri olarak gösterebileceğimiz Videodrome, şiddet dozu yönünden Cronenberg’den beklenenden daha azını vermez iken alt metni ile bizleri ekrana bağlayan şeyi öyle uzaklarda değil de içimizde barındırdığımız en karanlık arzularımızda aramamız gerektiğinin altını çizmişti. James Woods’un canlandırdığı, medyanın sınır tanımamazlığının bir timsali olan Max Renn, televizyon kanalında yayınlamak için şiddet dozu yüksek ve sert içerikler aramaktadır. Renn’in sado-mazoşizm ve şiddet içerikli yayınlar yapan Videodrome kanalına şans eseri rastlaması, hikâyenin farklı bir yöne sapmasına sebep olacaktır.

The Silence of the Lambs (1991)

the-silence-of-the-lambs-anthony-hopkins-filmloverss

3. sezonu sırasında 4. sezonu iptal edilen ve izleyiciler tarafından oldukça beğenilen Hannibal dizisini saymazsak ünlü seri katil Hannibal dendiği zaman akla gelen ilk film Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs) olur. Jonathan Demme’nin yönettiği film, Hannibal Lecter karakterine farklı bir hava getiren Anthony Hopkins ile inatçı FBI ajanı Clarice Sterling’i canlandıran Jodie Foster’ın performansları ile daha çok anılan bir film. Fakat filmin 1992 yılında En İyi Yönetmen, Film, Senaryo Oscar’larını kazanmasının tek bir basit nedeni yok. İki farklı hikâyeyi müthiş bir şekilde bir potada eritmeyi başaran senaryosu, izleyiciyi gerim gerim geren atmosferi ve mizansenleri (Filmin sonlarına doğru gelen gece görüşü sahnesi örnek olarak gösterilebilir) ve tabii ki de oyuncu kadrosunun başarılı performansları ile The Silence of Lambs gerilim filmleri arasında özel bir yere sahip bir klasiktir.

The Talented Mr. Ripley (1999)

Talented Mr. Ripley

Psikolojik gerilim ve polisiye romanları yazarı Patricia Highsmith’in beş kitaplık ünlü Ripley serisinin ilki olan Yetenekli Bay Ripley’den uyarlanan The Talented Mr. Ripley, The English Patient ve Cold Mountain gibi uyarlama filmlerin yönetmeni Anthony Minghella ve oyuncular Jude Law, Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Cate Blanchett, Philip Seymour Hoffman’ın varlığı ile ilgi çeken bir yapım. Film, zeki ama beklentileri hiçbir zaman karşılayamamış bir genç olan Tom Ripley’nin, birtakım yanlış anlaşılmaları lehine kullanarak milyoner Dickie Greenlaf’in hayatına dahil olması ile açılır. Matt Damon’ın kariyerinin en başarılı performanslarından biri ile canlandırdığı Ripley’nin yalanlar üzerine kurduğu yeni kimliği ile izleyiciyi hızlı giden bir aracın içerisinde yaşanacak türde bir gerilime sürükleyecek olaylar gerçekleşmeye başlar.

The Sixth Sense (1999)

the-sixth-sense-filmloverss

M. Night Shyamalan’ın sinemaseverler tarafından en beğenilen filmleri arasında ilk sıralara yerleşen The Sixth Sense, yıllar sonra bile her daim sürprizlere gebe konusunun yanı sıra 11 yaşındaki Haley Joel Osment’in büyüleyici performansı ile hatırlanıyor. Film, ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden içine kapanık bir çocuk olan Cole’un ve ona yardım etmeye çalışan Malcolm Crowe adlı bir çocuk psikoloğunun hikâyesini konu alıyor. Bruce Willis’in de rol aldığı The Sixth Sense, Akademi Ödüllerine altı dalda aday gösterilmiştir.

American Psycho (2000)

american-psycho-filmloverss

Bret Easton Ellis’in aynı adlı romanından Mary Harron tarafından 2000 yılında beyazperdeye uyarlanan American Psycho, Patrick Bateman (Christian Bale) adlı New Yorklu zengin bir iş insanının ürkütücü fantazilerini ve insanları amaçsızca öldürmesini konu alıyor. Başarılı oyuncu Christian Bale’in başrolünü üstlendiği filmin gerçekliğini sorgulatması psikolojik gerilimin en iyi örneklerinden biri olmasını sağlıyor. Zira ana karakterin pek çok tekinsiz davranışı yaşanmış olan tüm olayların Patrick’in hayal gücünün ürünü olduğunu düşünmemize de neden oluyor. Fakat bunun akıbetini hiçbir zaman öğrenemiyor oluşumuz filmin gerilim seviyesini arttırıyor.

Memento (2000)

memento-2000-filmloverss

Christopher Nolan’ın son olarak çektiği Inception, Interstellar gibi filmler kimileri tarafından yönetmenin zirve noktası olarak görülebilir fakat kimileri için Nolan’ın en iyi filmi hâlâ Memento. Yönetmenin son derece düşük bütçeli ilk uzun metraj filmi The Following’ten sonra çektiği Memento, inanılmaz bir kurgu ile anlattığı hikâyesini ters yüz bir şekilde aktarıyor izleyicisine. Üstelik Nolan’ın bu kurgu tercihi, kronik hafıza kaybı olan Leonard’ın intikam arayışının anlatısına muazzam derecede hizmet eden, izleyicinin Leonard’ı özümsemesine vesile olacak bir tercih oluyor. Memento, karışık olduğu kadar minimal öyküsü ve Guy Pearce, Carrie-Anne Moss, Joe Pantoliano gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosunun başarısı ile hâlâ Nolan’ın en iyi filmlerinden biri.

The Pledge (2001)

The-Pledge-2001-filmloverss

Ünlü oyuncu Sean Penn’in üçüncü uzun metraj yönetmenliği olan The Pledge, Nevada’da emekli bir polis olan Jerry Black’in kızı öldürülen bir kadına katili bulacağına söz vermesiyle gelişen olayları konu alır. Polisin yakaladığı kişinin asıl katil olmadığına inanan Jerry, araştırmaları sonucunda bu cinayetin bölgedeki benzer üçüncü olay olduğunu keşfeder. Olayı derinlemesine araştırmak için bölgeye yerleşen Jerry, önceki kurbanların profiline benzer bir kızın annesi ile yakınlaşınca olaylar farklı bir noktaya evrilir. Jack Nicholson’ın başrolünde yer aldığı The Pledge, oyuncunun performansından güç alarak bu gizemli ve dramatik hikâyeyi başarıyla izleyiciye aktarır.

Das Experiment (2001)

das-experiment-filmloverss

Hapishanede mahkûm ve gardiyan olma üzerine yapılan ve kontrol edilemeyecek olaylara sebep olan Stanford hapishane deneyinden esinlenen Das Experiment, uygun ortamda insan psikolojisinin nasıl da olayları çığırından çıkartabilecek bir potansiyele sahip olduğunu kanıtlar. Alman yönetmen Oliver Hirschbiegel’in yönettiği ve dönemin gözde Alman oyuncularından Moritz Bleibtreu’un başrolünde yer aldığı yapım, deney aşamasını başından sonuna kadar sabırla takip eder. Dolayısıyla, izleyiciler olarak bizler de Das Experiment vasıtasıyla bir deneyin iktidar ve güç savaşına dönüşünü izleriz. Stanford deneyinin ele alındığı diğer bir film olan The Stanford Prison Experiment’ın da ilerleyen aylarda ülkemizde vizyona girme şansı olabileceğini belirtelim.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi