Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

İnsanlık için bugün burada ne yapıyoruz sorusu her zaman en ilgi çeken, her zaman kafa karıştıran ve keskin sınırları olan bir cevabı olmadığı için her zaman en sinir bozucu soru olmuştur. Bugün burada, bu dünyada ve bu yaşam içerisinde bizler ne yapıyoruz? Varoluşsal bir cevap arayan bu soru içerisinde zihinlerimizin sınırları genelde kendini delip geçmek istese de kısıtlı alanda kısıtsız soruların ortaya çıkışı her zaman insanlık için boşa kürek çekme hissi uyandıran bir halet-i ruhiye yaratmıştır. Bu varlık amacına yönelik sorular yönelten insanın zihin ise zaman yolculuğunda, başka evrenlerde ve canlılarda, fantastik ögelerde ve öznelerde hatta distopya üzerinen gelişen gelecek kuruluşlarında çözümler aramaya ve bulmaya çabalamıştır. Bu amacın doğrultusunda da bilimkurgu adını verdiğimiz başka evrenlerin kapılarını insan zihnine açan bir tür gelişmiştir. Bu türün edebiyatta gelişmesiyle beraber sinemanın da dahil olduğu bür dünya var gelmiş ve hem zihne hem de görsel dünyaya hitap etmeye başlayan bu yeni tür insanın ben neden ve niye buradayım sorusuna alternatif cevaplar bulmasına olanak sağlamıştır.

1800’lü yıllarda edebiyatta özellikle Frankenstein ve Jules Verne romanlarıyla beraber bilimkurgu türü kendini yaratmaya başlamış ve insani dünya üzerinde kendine bir yer bulmaya başlamıştır. Bu kendine yer bulan yeni tür insan için başka evrenlerin bir ufuk açıcı aktörü olmuştur. Bilimkurgu sayesinde insan ölümlü olan bedeninden ve yapabileceklerinin, düşünebileceklerinin sınırından kurtulmuş; bu kurtuluşla beraber artık daha özgür bir alanda kendi için yeni kapılar açmıştır. Bu yeni kapı farklı evrenleri ve bu evrendeki canlıları insanın varoluşunu sürdürdüğü tek düzeliğe indirgemiş ve bu yeni arkadaşlıklar ile beraber insan kendi yaşamı için büyük bir heyecan yaratmıştır. Sinemada da bu heyecanın yansımasının görünmesi çok uzun bir süre beklememiştir. Fransız yönetmen George Melies tarafından 1902 yılında çekilmiş olan kısa film Trip to the Moon bilimkurguyu edebiyattan ve sözlü anlatımdan başka bir evrene çekmiştir. Artık insan zihninin yarattığı gariplikler, sıra dışı olanlar sinemaya, gözün alanına girmiştir. Bu giriş ile beraber sinema tarihi insan zihninin sınırlı sınırsızlığında yeni dünyalara yolculuğa başlamıştır. Biz de bu yolculuğa tanıklık etmek ve bu yolculukta önemli durakları sıralamak istedik. Bu yüzden de mutlaka izlenmesi gereken kült bilimkurgu filmleri arasından 15 tanesini derleyerek bir liste hazırladık. Bilimkurgu dünyasından çıkan bu küçük seçki sizi başka evrenlere ve güçlere götürmek için sizi bekliyor!

Mutlaka İzlemeniz Gereken 15 Kült Bilimkurgu Filmi

The Lost World (1925)

lost-world-filmloverss

Sir Arthur Conan Doyle tarafından 1912 yılında yazılmış olan aynı isimli romandan uyarlanan Harry O. Hoyt tarafından yönetilen film The Lost World gazeteci Edward Malone’un bir maceraya atılmasını konu ediniyor. Edward Malone sevgilisine evlenme teklif etmiştir ancak sevgilisinden beklemediği bir cevap alır. Sadece muazzam bir olay yapmış olan bir adamla evlenmek istediğini söyleyen partnerine karşı Malone bir bilim insanıyla röportaj yapmaya gider. Ancak bu bilim insanının bir arkadaşı dinazorların yaşadığı Güney Amerika’nın bir bölgesinde mahsur kalmıştır. Onu kurtarma ekibine Malone da dahil olur ve böylelikle büyük bir macera sinemanın beyazperdesinde izleyici ile buluşur.

Dr. Cyclops (1940)

dr-cyclops-filmloverss

Dr. Alexander yetenekli bir fizikçidir. Bu yeteneğini dünyayı değiştirmek ve kendini kanıtlamak için kullanmaya çabalar. Bu çabaların ardından bir makine icat eder. Bu makine insanın her istediği objeyi, canlıyı küçültmesine yarar. Dr. Alexander bu makineyle beraber dünyayı küçültmenin gücünü ve kendi devliğini elinde tutar. Bu yeni icadını başka bilim insanlarına göstermek ister ve bir grup Polonyalı bilim insanını evine çağırır. Ancak beklediği tepkiyi alamaz ve bu bilim insanları bunun çok tehlikeli olduğu ve yok edilmesi gerektiğini düşünürler. Bu düşünce üstüne Dr. Alexander iş arkadaşlarını küçültür ve onları yok etmeye karar verir; dev olma güç hırsını beraberinde getirir.

Forbidden Planet (1956)

forbidden-planet-filmloverss

John J. Adams isimli bir uzay adamı gizemli bir görev için görevlendirilir. Kaptanlığını yaptığı uzay gemisi bir sinyal kesikliğini araştırmak için görevlendirilirir. Dünyadan ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene gitmeleri gerekmektedir çünkü oradaki bir koloniden alınan sinyal kesilmiştir ve bu kesilen sinyalin görünürde herhangi bir nedeni yoktur. Bu sorunu araştırmak için giden John J. Adams ve ekibi adada görünmez bir canavar tarafından saldırılan ve yok olan bir gezegenle karşılaşır. Bu saldırıdan bilim insanı Dr. Morbius, Dr. Morbius’un kızı Altaira ve doktorun yapmış olduğu robot Robby kurtulmuştur sadece. Bu kurtulanlar ile bir araya gelen kurtarma-araştırma ekibi gezegenin sırlarıyla savaşmaya başlar.

Frankenstein Meets the Spacemonster (1965)

frankenstein-meets-space-monster-filmloverss

Robert Gaffney tarafından yönetilmiş film Frankenstein Meets the Spacemonster bilimkurgu türündeki filmler içinde her zaman farklı bir yerde konumlanmıştır. Karşılaşmaların ve uzaysal düşüncelerin birleştiği bu filmde kült olmanın belki de tanımlarından biri yeniden yaratılmıştır. George Garrett tarafından yazılmış olan kısa öykünün senaryolaştırıldığı filmde Mars’ın yok oluşu konu olur. Mars’ta yaşanan bir patlama sonucu Mars’taki kadınlar topluluğu yok olmuştur. Bunun üzerine Mars prensesi Marcuzan ve onun yardımcısı, sağ eli Dr. Nadir dünyaya gelir. Amaçlar dünyadan kadınları almak ve Mars’ta yeniden bir ırk yaratmaktır. Bu istek dünyanın Frankenstein ile savaş verir.

2001: A Space Odyssey (1968)

2001-a-space-odyssey-filmloverss

Stanley Kubrick tarafından 1968 yılında çekilmiş olan ve kült bilimkurgu filmi denildiği anda çoğu sinema izleyicisi için ilk akla gelen film olan 2001: A Space Odyssey, bir insan ve teknoloji macerası aynı zamanda evrimsel tanımının görsel şölenidir. İnsan öncesi bir zamanda film seyircisini karşılar. Buradaki canlılar bir su kaynağı için kavga verirler ve kazanan topluluk suyun sahibidir. Ancak bir gün bir siyah dikdörtgen prizma bu yaşamı böler. Artık canlı elindeki kemiği bir öldürme aracı olarak kullanmayı öğrenir ve bu icat ile bir anda sinemanın en büyük atlayışlarından biri gerçekleşir ve öldürme kemiği bir uzay gemisine dönüşür. Bu evrim ile beraber sinemanın en büyük bilimkurgusu açığa çıkar.

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi