Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Sinema dünyasının yarattığı her karakterde harikalar yaratan başarılı oyuncularından biri olan Sean Penn; sinema kariyerine ilk başladığı filmden bu yana ‘karakter oyuncusu’ olma özelliğini korumuş ve her geçen yıl bu özelliğine artılar eklemeyi başarmıştır. 1981 yılında Taps filmiyle beyazperdeye merhaba diyen; ve ardından gelen pek çok başarılı yapımda usta isimlerle çalışan Penn, özellikle 90’lı yıllarda ortaya koyduğu performanslarla sinema tarihinin en yetenekli oyuncularından biri olacağının sinyallerini vermişti. Sadece oyunculuğuyla veya daha sonrasında yönetmen koltuğuna oturduğu filmleriyle değil; toplumsal olaylara karşı yaklaşımıyla, sinema sektöründe veya herhangi bir alan karşılaştığı ayrımcılık, eşitsizlik, sömürü gibi konulardaki karşıt tavrı ve  ideolojik duruşuyla da oldukça dikkatleri çeken Sean Penn; sinema dünyasının en önemli ödülü olarak bilinen Oscar’a hem Mystic River’la hem de Milk’teki performansıyla iki kez sahip oldu. 11 Eylül üzerine çektiği belgeseli 11’09”01, 2007 yapımı Into the Wild ile yönetmenlikteki başarısını da kanıtlayan oyuncu son olarak ise Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Javier Bardem ve Charlize Theron’un başrollerinde yer aldığı The Last Face’in yönetmen koltuğunda oturdu. Hem oyuncu kimliğiyle hem de yönetmen kimliğiyle harikalar yaratan Sean Penn’in, Dead Man Walking’den I Am Sam’e; 21 Grams’tan Milk’e mutlaka izlemeniz gereken performanslarını sizin için sıraladık.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Sean Penn Performansı!

Carlito’s Way – 1993

carlito-s-way-filmloverss

Brian de Palma’nın yönettiği Carlito’s Way; tıpkı yine Al Pacino’nun başrolünde olduğu Scarface filmine olduğu gibi mafya dünyasının tüm yönlerini, gerçekçi bir dille beyazperdeye taşıyor. Hapishaneden yeni çıkan Carlito şiddetten ve suçtan uzak durmak için New York’un yolunu tutar; ancak onun geçmişinden ve suç dünyasından kurtulmasının imkanı yoktur. Bir arkadaşı Carlito’yu tekrardan kirli dünyanın içine dahil eder.. Al Pacino’nun muazzam performansıyla devleştiği filmde; gözlükleri ve saçlarıyla oldukça farklı bir karaktere imza atan Sean Pean ise David Kleinfeld olarak karşımıza çıkar.

Dead Man Walking – 1995

dead-man-walking-filmloverss

Sean Penn’in başrolünde yer aldığı en etkileyici filmlerden biri olan Dead Man Walking; ölüm sırasını bekleyen bir idam mahkumu ile merhametli bir rahibe arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Tim Robbins’in yönetttiği ve en iyi yönetmen dalında Oscar’a aday olduğu filmde; Susan Sarandon’un canlandırdığı rahibe, idam mahkumu olan Matthew Poncelet’le ve onun kurbanlarıyla yakınlaşarak empati kurmaya başlar; biz de aslında film boyunca kendimize dahi sormaya çekindiğimiz sorularla karşılaşıp, cevaplar ararız. İnsan ilişkileri ve insanın kendisine dair derinlemesine bir analiz sunan film Dead Man Walkning’de Sean Penn, Matthew Poncelet karakteriyle hafızalara kazınmıştır.

Hurlyburly – 1998

hurlyburly-filmloverss

David Rabe’nin 1984 yılında kaleme aldığı aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan, bağımsız yapım Hurlyburly’nin yönetmen koltuğunda ise Anthony Drazan oturuyor. Tiyatroda çok fazla ilgi görmesine rağmen, aynı başarıyı sinemada yakalayamayan yapım; aslında diyaloglarından oyuncu kadrosuna kadar göz dolduran etkileyici bir film. Başrollerini Sean Penn’in yanı sıra Kevin Spacey, Meg Ryan ve Robin Wright’ın yer aldığı film; arkadaşlık ve kadın-erkek ilişkileri üzeine uzun diyalogların yer aldığı alkol, seks ve uyuşturucu ekseninde yaşanan hayatları konu alıyor. Filmde Spacey’i Mickey rolünde, Sean Penn’i ise Eddie olarak izliyoruz.

Sweet and Lowdown – 1999

sweet-and-lowdown-filmloverss

Woody Allen’ın yazıp yönettiği; dünyanın en önemli caz gitaristlerinden biri olan Emmet Ray’in yaşam öyküsünün anlatıldığı; ‘mockumentary’ adı verilen yarı kurgu- yarı belgesel tarzında oldukça başarılı bir film olan Sweet and Lowdown’ın en dikkat çekici yanı ise kuşkusuz Ray’e hayat veren başarılı aktör Sean Penn! Dönemin caz sanatçılarına ve parçalarına yer veren yapım, 1930’ların Amerikası’nı kullandığı renklerle, kostümlerle ve dekorla oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyor. Dönem filmlerindeki başarısını tartışmayacağımız Allen’ın keskin zekasıyla yarattığı yarı kurmaca senaryosuyla da bizi naif bir hikayeyle buluşturduğu filmi Sweet and Lowdown, “Her hayal bir gün kül olur.” repliğiyle hafızalarda yer etmiştir.

I Am Sam – 2001

i-am-sam-filmloverss

Sean Penn filmografisine doğru göz attığımızda gözlerimizi en çok yaşartan karakterlerinin başında Sam Dawson gelir. Küçük kızı Lucy’le birlikte yaşayan, zeka seviyesi yedi yaşındaki kızıyla aynı seviyede olan Sam kızının büyümesiyle birlikte büyük problemler yaşamaya başlar; çünkü artık onun kızına öğreteceği bir şey kalmamış aksine kızı onun ebeveyni gibi olmaya başlamıştır. Sosyal hizmet görevlilerinin bu durumun farkına varmasıyla ise işler iyice alt üst olur; kızını elinden almamaları için Sam elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. Masumiyet ve sevginin en saf halinin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkan Sam ile ondan ayrılmak istemeyen kızı Lucy’nin ilişkisini konu alan I Am Sam; hikayesinin yanı sıra Beatles coverlarıyla da gönüllerde taht kurar.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi