“Oyuncu olmak kendinden geçmek, sihir yaymaktır. Sunulan bir şeyi, güzelliği veya gücü; bazen de yoksunluğu paylaşmaktır. Çünkü film yapmak, fırtınadaki bir gemi gibidir. Dümende biri varken, diğerleri onu izlemektedir; bir kişinin boğulması ise diğerlerinin de boğulacağı anlamına gelir. Filmler aralık bırakılmış kapılardır ve her kapıdan giren kişilik ve yaşam değişime uğrar. Her kapı bir sorudur; cevabı ise yaşamı kabul etmektir.” Juliette Binoche

Anlamlı bakışları, gizemli duruşuyla yarattığı karakterleri her zaman hafızalarımıza kazımayı başaran Fransız aktris Juliette Binoche; kariyerine Fransız sinemasının usta ismi Jean Luc Godard ile çalıştığı ‘Je vous salue, Maria’ adlı filmle başlamış; ama esas yükselişini Milan Kundera’nın unutulmaz kitabı The Umbearable Lightness of Being ile gerçekleştirmişti. Kieslowski, Abbas Kiyarüstemi, Haneke gibi birbirinden değerli yönetmenlerle birlikte çalışan Binoche; sadece Fransa sinemasının değil birçok ülke sinemasının aranan yüzü olmuş, muazzam performanslarıyla sinemaseverleri kendine hayran bırakmayı başarmıştır. Her yıl mutlaka beyazperdede izlediğimiz başarılı oyuncu; bu sene Filmekimi’nde de gösterime girecek Slack Bay’de karşımıza çıkacak; Binoche, onun dışında 2017 yılında vizyonla buluşacak olan Ghost in the Shell filminde de Dr. Ouelet olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor.

1980’li yılların sonlarından; belki de kariyerinin en güzel örneklerini sunduğu 90’lı yıllara baktığımız, sonrasında ise günümüze doğru gelerek oyunculuğuna sürekli bir şeyler kattığına tanık olduğumuz  bir yolculuğun sonunda Juliette Binoche’un mutlaka izlemeniz gereken en iyi performanslarını sizler için sıraladık.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Juliette Binoche Performansı

Mauvais Sang – 1986

mauvais-sang-filmloverss

Dünya daha önce görülmemiş bir salgınla karşı karşıyadır; bu stboa virüsü sevmedikleri halde sevişen insanların yakalandığı bir hastalık olarak görülür. Film yaşam, ölüm, aşk felsefesiyle izleyiciyi tesiri altına alır; ve olağanüstü çekimleriyle ve mekanlarıyla hafızalara yer eder. Juliette Binoche’un hayat verdiği Anna karakterine sorulan şu soruyla hatırladığımız; “Anna, aşkın birdenbire geldiğine inanır mısın? Ama hangisi sonsuza dek sürer ki?” diyalogla mest eden film, müzikleriyle de muazzam bir liste sunar.

The Umbearable Lightness of Being – 1988

varolmanin-dayanilmaz-hafifligi-filmloverss

“Bir olay kendisini hazırlayan rastlantıların sayısı oranında önemli, anlamlı ve dikkate değer değil midir?”

Milan Kundera’nın unutulmaz eserlerinden biri olan Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği – The Umbearable Lightness of Being; Philip Kaufman’ın yönetmenliğinde sinemanın önemli yapımları arasına girer. 1968 yılında Prag’ında başlayan hikaye; aslında bir cerrah olan Thomas’ı odak noktası olarak alan ve onun ekseninde gelişen olayları ele alır. Thomas’ın Sabina ve Tereza arasında kalmışlığını, her ne kadar apolitik bir ana karaktere sahip olmasına rağmen o dönemin siyasetine ve özgürlükçü hareketlerine olan bakışını anlatan; Kundera’nın edebiyat dünyasında yarattığı yankıyı, Juliette Binoche ve Daniel Day-Lewis’in muazzam performanslarıyla büyülediği film de aratmamıştır.

Les amants du Pont-Neuf – 1991

les-amants-filmloverss

“Rüyasında gördüğü insanları uyanınca aramalı insan. Bu hayatı kolaylaştırır.”

Paris’in en eski köprüsü olan Pont-Neuf üzerinde yaşayan Alex ile ailesinin yanından ayrılarak sokaklarda yaşamayı tercih eden ve gözlerindeki bir rahatsızlık nedeniyle yavaş yavaş görme duyusunu kaybeden Michelle arasında geçen umutsuz bir aşkın öyküsünü konu alan Les amants du Pont-Neuf; perdede adeta bir şiir gibi akar. Leos Carax’ın hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği filmin başrolünde Juliette Binoche’a Denis Lavant eşlik eder.

Damage – 1992

damage-filmloverss

“Mutlu değildim… çünkü her şey çok mükemmeldi. Her şey fazlasıyla pürüzsüz, fazlasıyla iyiydi.”

Josephine Hart’ın romanından uyarlanan Damage; Stephen ile Anna arasındaki tutkulu ilişkiyi konu edinir. Dr. Stephen Fleming, parlemonto üyesi olan önemli bir kişiliktir. Bütün gününü mecliste geçiren, sosyal hayatı neredeyse sıfıra düşen Dr. Stephen’ın hayatı oğlunun nişanlısını görünce değişir; enteresan bir şekilde Anna’ya aşık olan Dr. Stephen Fleming işleri bir kenara bırakarak; hatta her şeyi gözden çıkararak Anna ile tutkulu bir ilişkiye başlar. Louis Malle’nin yönetmenliğini yaptığı Damage’in başrollerini Juliette Binoche ile birlikte Jeremy Irons, Miranda Richardson ve Rupert Graves yer almaktadır.

Three Color: Blue – 1993

blue-filmloverss

Juliette Binoche; Krzystof Kieslowski’nin Three Colors üçlemesinin ilki Blue’da; oğlunun ve eşinin ölümünün ardından, müzikten, tüm varlığından hatta kendinden bile kaçmaya çalışan Julie Vignon olarak karşımıza çıkar. Filmde; her şeyi bırakarak hayata tutunmaya çalışan Julie’nin ekseninde aslında biz gidenin ve geri gelmeyecek olanın ardında yaşananları, karanlığı ve çaresizlik duygusunu Kieslowski’nin dilinden beyazperdeye yansımasını izleriz.

-Neden ağlıyorsun?

-Çünkü siz ağlamıyorsunuz.

The English Patient – 1996

the-english-patient

Michael Ondaatje’nin 1992 yılında yayımlanmış aynı adlı romanından uyarlanan; The English Patient, II. Dünya Savaşı döneminde İtalya’dan Kuzey Afrika’nın savaş öncesi çöllerine doğru, aşk ve savaşın öyküsünü anlatıyor. Askeri kampa yaralı bir halde gelen ve ona bakan Hana adında bir hemşireye aşık olan bir askerin geçmişe dönüşlerle anlatılan bir aşk öyküsünü anlatan filmin yönetmen koltuğunda Anthony Minghella oturuyor.

Chocolat – 2000

chocolat-filmloverss

Tutucu bir Fransız kasabasına gelen genç bir anne Vianne ile altı yaşındaki kızı Anouk’u; açtıkları çikolata dükkanını ve değişen hayatları izlediğimiz Chocolat’ın oyuncu kadrosunda Binoche’un yanı sıra Johnny Deep ile Alfred Molina yer alır. Bir çikolata dükkanıyla birlikte, kasabada canlanana tutkular ve duygular, beraberinde tüm kasabayı renklendirecek bir değişimi getirir. Chocolat, bize ahlakı ve aşkı sorgulatan, bir toplumdan dışlanmayı ve azınlık kavramını hatırlatan; hayata karşı umutlanmamızı sağlayan filmlerden biridir.

Cache – 2005

cache-filmloverss

Şiddet unsurunu sahneye yansıtmadan izleyicinin ruhuna işlemesini sağlayan Michael Haneke’nin hem yönettiği hem de senaryosunu kaleme aldığı Cache; gerçek bir hikayeyi muazzam bir kurguyla buluşturan Haneke sinemasının başarılı örneklerinden biri. Geçmiş günahlarla yüzleşmek, vicdan, merhamet, öfke, şüphe gibi kavramları açık bir dille ortaya koyan Cache, aslında ahlak değerleri ekseninde karşımıza çıkıyor. Georges ile Anne’nin Pierrot isminde bir oğulları ve entelektüel bir yaşantıları vardır. Günün birinde kapılarının önüne isimsiz bir paket bulan Georges ile Anne; bir çocuğun elinden çıkmışa benzeye, ağzından kan gelen bir yüz resmine sarılmış video kasetten oldukça huzursuz olurlar. Kasette sabit bir kameradan evlerinin önünün gün boyu kayda aldığı görülür ve biz kasetler çeşitlendikçe Georges’un çocukluktan kalma bir sakladığını anlarız.

Certified Copy – 2010

copie-conforme-filmloverss

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Abbas Kiyarüstemi’nin filmlerinden biri olan Certified Copy; kitabın tanırımı için İtalya’ya gelen yaşlıca bir Fransız yazar olan Shimell ile Floransa’da bir sanat galerisi sahibi olan bir kadınla tanışır ve ikilinin film boyunca, sanatta orijinal-kopya ilişkisini temel alarak kadın-erkek ilişkisini konu alır. Binoche, filmde canlandırdığı karakterle 63. Cannes Film Festivali’nden ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı.

Cloud of Sils Maria – 2014

clouds-of-sils-maria-filmloverss

Konusu itibariyle ve sisteme yaptıkları eleştiriden dolayı; birçok ödüle layık görülen Birdman ile karşılaştırılan, ama hikayeyi ele alış tarzı olarak ayrılan Cloud of Sils Maria; iki farklı yaşlarda kadının hayatına, değişimlerine ve anılara odaklanır. 20’li yaşlarında kariyerinin zirvede olduğu dönemde bir tiyatro oyununda rol alan Maria; 40’lı yaşlarına geldiğinde ise yine aynı oyunda yer alacak, ancak bu kez genç kız değil de genç kıza aşık orta yaşlı kadın olarak karşımıza çıkacaktır. Yönetmenliğini Olivier Assayas’ın üstlendiği filmin başrolünü Binoche ile birlikte Kristen Stewart paylaşıyor.

“Benzer hayatları yaşıyoruz; zamansa akıp gidiyor tıpkı bulutlar gibi…”

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi