Bugün, Yeşilçam’a aşina tüm kalplerde ayrı bir yeri olduğunu düşündüğüm Münir Özkul, geleneksel tiyatrodan modern tiyatroya, Yeşilçam’dan ticari yönelimli olmayan sinemaya –kısaca arthouse- oldukça geniş bir yelpazede oyunculuğu tecrübe etmiş bir isimdir. İlk gençlik çağlarında başladığı oyunculuğa yıllarca devam etmiş, sağlığı yettiğince ilerleyen yaşlara dek sürdürmüştür. Pek çoğumuz onu Mahmut Hoca, Yaşar Usta, Kazım Efendi ya da Ayyaş Emin olarak bilsek de o, bunlardan daha fazlasıdır. Orta oyunu geleneğiyle olan sıkı bağları, ustası İsmail Dümbüllü’nün kendisinden önceki ustasından devraldığı meşhur kavuğu, ona teslim etmesine vesile olmuştur. Altı yüzyıllık bir geleneğin taşıyıcısıdır Özkul. Buna, modern tiyatronun yerli ve yabancı örneklerindeki oyunculuğu eklenir. Burada da unutulmaz performanslara imza atmıştır. Haldun Taner imzalı Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ndaki meşhur tiradı bunların başlıcaları arasındadır. Özkul’un sinemayla ilişkisi tiyatro oyunculuğundan sonra başlar, ilk filmleri 1950’li yılların başında çekilir. Tarihi yapımlarla başlayan bu deneyim, teatralliğin etkisindeki yapımlarla devam edip giderek Yeşilçam nosyonunun hâkim olduğu yapımlara evrilir. En akılda kalan rollerini bu dönemde canlandırır. Bugün hafızalarımızda halen canlılığını koruyan, izledikçe tebessüm ettiğimiz unutulmaz Münir Özkul performansları, Yeşilçam döneminin ürünleridir. Bu konuyu ustanın hayat öyküsüyle birlikte anlatmakta fayda var.

Osmanlı dönemine dayanan aristokratik kökenli bir aileden gelen Münir Özkul, İstanbul’da doğmuştur. Çocukluğunu ve ilk gençlik dönemini geçirdiği Bakırköy’de halkevinde tiyatroya başlamıştır. Oyunculuğa olan yatkınlığı onu giderek profesyonelliğe taşır. Dönemin ünlü tiyatrolarından Ses Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa adım atmıştır. Burada tiyatronun yerli ve yabancı seçkin örneklerinde roller alan Özkul, geleneksel tiyatroyla olan bağlarını da korumuştur. Bu durum ona, hem okullu hem alaylı bir oyuncu olma özelliğini kazandırır. Kendisiyle yapılan bir söyleşide duruma vurgu yaparak üzerine aldığı sorumluluğu özveriyle yerine getireceğini beyan etmiştir. Özkul’un tiyatro deneyimi sırasıyla Muhsin Ertuğrul’un kurduğu Küçük Tiyatro, İstanbul Şehir Tiyatroları, Ankara Devlet Tiyatrosu ve arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Bulvar Tiyatro’sunda devam etmiştir. Dormen Tiyatrosu ve Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncuları da bir dönem yer aldığı topluluklar arasındadır. Oyuncunun sahne serüveni seksenli yıllara değin sürmüştür. Oyunculuk kariyerinde Haldun Taner’in klasiklerden sayılan Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyunundaki Ermeni kumpanyacı Tomas Fasulyeciyan rolüyle çeşitli tiyatro ödülleri kazanmıştır. Oyunun kapanışındaki tiradı, unutulmaz performansları arasında yer alır. Hatta kendisi üzerine yazılmış bir derleme olan Aktör Dediğin Nedir ki? kitabı, ismini bu tirattan almıştır.

Bir Karakter Doğuyor

munir-ozkul-filmloverss-1

Tiyatrodaki rüştünü ispatladıktan sonra sinemaya adım atan Özkul, 1950’li yılların başında ilk filmlerinde rol almaya başlar.  Yeşilçam’ın henüz emekleme aşamasında olduğu bu zamanlarda olgunlaşmış bir sinema dili yoktur. Çekilen filmlerde, öykünülebilecek en yakın tür olan tiyatronun ağırlığı vardır. Tarihi yapımlar daha çok müsamere havasındayken, komedi ağırlıklı kurmaca yapımlar müzikli komedi diyebileceğimiz bir nitelik taşır. Özkul’un ilk filmleri de bu kalıba uyar. Pek çoğu ticari yönelimli olan bu filmler, kurumsallaşmakta olan yerli film endüstrisinin ürünleridir. Sinemaya hızlı bir giriş yapan oyuncu, ellili ve altmışlı yıllar boyunca farklı türlerde onlarca filmde rol alır. Ancak zihinlerimize kazınmış olan filmleri yetmişli yıllarda çekilmiş olanlarıdır, bu dönem onun en verimli çağıdır. Artık Yeşilçam’ın en yetkin karakter oyuncularından biridir. Özellikle aile temalı melodramlardaki iyi yürekli baba karakteri, en başarılı olduğu performansları arasındadır. Bugün pek çoğumuzun bildiği ve defalarca kez tebessümle izlediği Sev Kardeşim, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen Gözler, Neşeli Günler gibi aile filmleri, Özkul’un aile babası karakterlerinde devleştiği filmlerdir. Nerdeyse ezbere bilinen repliklerini bu filmlerde söylemiştir. Evlatlarını korumaya çalışan mağrur Yaşar Usta’nın acımasız patrona “bak beyim, sana iki çift lafım var…” sözüyle başlayan repliği, bunların başında gelir. Evini barkını ailesi için feda eden Gülen Gözler’in Yaşar Usta’sı, turşu suyu kavgası yüzünden evi terk eden inatçı Kazım Efendi, ailesi için her türlü fedakârlığı yapan Rıza Bey ve Mesut Bey, hep aynı damardan vücuda gelmiş baba karakterleridir. İsmi geçen yapımların hepsinde yönetmen ya da senarist olarak isimleri geçen Ertem Eğilmez ve Sadık Şendil ikilisi, Özkul’daki plastik zenginliği en verimli şekilde kullanmışlardır. Özellikle Yeşilçam sinemasının başlıca senaristlerinden olan Sadık Şendil, iyi bildiği Yeşilçam’da belirli karakter modelleri yaratmıştır. Aile filmlerindeki Adile Naşit ve Münir Özkul ikilisi bunun en başarılı ve şirin iki örneğidir. Melodram ögesinin yoğun olarak görüldüğü bu filmler, Yeşilçam seyircisinin de kolaylıkla ilişki kurabileceği bir yapı sergilerler.

Yine bir Arzu Film prodüksiyonu olan ve Türk sinemasının en sevilen serisi diyebileceğimiz Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı roman serisinden uyarlama Hababam Sınıfı, Özkul’un ölümsüz karakterlerinden birine daha -Mahmut Hoca namı diğer Kel Mahmut – hayat verdiği bir seri olarak kayıtlara geçer. İlkeli, dürüst, kurallara sıkı sıkıya bağlı bir eğitimci olan Mahmut Hoca, sert görünümüne rağmen özünde yufka yüreklidir. Hayatını eğitime adamış ve yalnız kalmıştır. Özel Çamlıca Lisesi’nin paragöz müdürüne karşın o, eğitimden ve çocuklarım dediği öğrencilerinden yanadır. Haylaz Hababam Sınıfı’yla da ancak kendisi baş edebilecektir zaten. Çünkü her şey onların iyi bir geleceğe sahip olmaları içindir. Bu sebeple Hababam’ın haylazlıklarına karşı tavizsizdir, iflah olmaz Hababam’sa “Kel Mahmut”un diktasına aynı tavizsizlikle cevap verir, bildiğinden şaşmaz. Bunları anlatırken Özkul’un kendisiyle ilgili ilginç bir detay sa bizzat kendisinin öğrencilik hayatıyla ilgilidir. Münir Özkul, liseyi 8 yılda 8 farklı lisede bitirmiştir. Her ne kadar bu durumunu kendisine göre mazeretleri olsa da, öğrencilik hayatı Hababam’ınkinden çok farklı değildir; çift dikiş, üç dikiş “Mahmut Hoca”nın sicilinde de vardır. Bu haliyle kendisi, özünde Hababam ruhuna uzak değildir. Mahmut Hoca karakteri, en az Yaşar Usta kadar Özkul’la özdeşleşmiştir.

Kurmacayla Gerçeğin Paradoksu

mahmut-hoca-filmloverss

Oyuncunun canlandırdığı göz doldurup hafızalarda yer etmiş bir diğer karakteri, Gırgıriye serisinin Zurnacı Sarhoş Emin’idir. Seksenli yıllara denk gelen seri, artık son demlerine yaklaşmakta olan Yeşilçam’ın Romanlara ve Sulukule’ye kendi minvalince bir temasıdır. Yine bir aile babasının canlandıran Özkul, bu sefer daha farklı bir karakterlemeyle izleyici karşısına çıkar. Romanlarlarla özdeşleşmiş Sulukule’nin elinden şarap şişesi eksik olmayan Zurnacı Emin’idir. Ailesi, büyük aşkı ve can düşmanı “Sabayat”ın ailesiyle rekabet halindedir. Bugün artık soylulaştırma pratiğinin kurbanı olan Sulukule, Yeşilçam’ın kendi stiline yakışır bir romantikleştirmeyle ele alınır. Serinin senaryosunda yine Sadık Şendil imzası vardır. Zurnacı Emin, Özkul’un kalıcı iz bırakmış son büyük performanslarındandır. Gırgıriye serisinden sonra da oyunculuğa devam eden sanatçı, dönemin koşullarını da uygun olarak farklı projelerde yer almaya başlar. Video film ve televizyon dizileri seksenli yıllarda etkisini hissettiren yeni türler olarak ekranlardadır. Özkul da ticari nitelikli bu yapımlarda boy göstermeye başlar. Yeşilçam sinemasının vadesini doldurmaya başladığı bu zamanlarda daha seyrek olarak sinema filmlerinde yer alır. Bu dönem yapımları arasında dikkat çeken bir performansı, Reha Erdem’in estetik değeri yüksek filmi A Ay’daki tiradıdır, filmin kapanış sekansı olan teatral nitelikli bu tirat oldukça farklı bir Özkul performansı olarak kayıtlara geçer.

Peki, bizleri yıllarca güldüren, bağrımıza bastığımız karakterleri canlandıran bu büyük oyuncu nasıl bir hayat yaşamıştır? Bu sayfayı açtığımızda karşımıza kurmacayla gerçek olanın tezatlığı çıkar, Özkul’un zor bir hayatı olmuştur. Kendi ifadesiyle bu, “bunalımlı bir hayat”tır. Bir Osmanlı paşasının kızı olan annesinin paşa olma ısrarını yerine getirmeyip oyunculuğu seçmesinden dolayı büyük bir keder yaşamıştır. Annesi oyunculuktaki başarısını göremeyip vefat etmiştir. Bu durumun kadınlarla olan ilişkisine yıllar boyu sirayet ettiğini, hep annesini aradığını söylemiştir. Boşanmalarla sonuçlanan evlilikleri olmuştur. İçine düştüğü boşluğu alkolle kapatmaya çalışması ciddi bir bağımlılıkla sonuçlanmış, uzun tedavi süreçleri geçirmesine neden olmuştur. Yaşadıklarının ağırlığı zihinsel sağlığını da etkilemiştir,  oldukça sıra dışı bir davranışla on bir kez Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatmıştır. “Fırtınalı geçen hayat”ında zaman zaman “kafası bozulmuştur”. “Toplumla çelişkiye düşmüş” bir insan olduğu için buna ihtiyaç duymuştur, zaten kendisi gibi toplumla çelişik insanlarla iyi anlaşmıştır.

Oyuncu, Yeşilçam’ın sayısız filminde rol almış olmasına karşın tek ödülünü 1972 tarihli Sev Kardeşim filmindeki performansıyla almıştır. Aldığı çeşitli tiyatro ödüllerinin yanı sıra 1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Devlet Sanatçısı unvanı verilmiştir. Bugün, ağır sağlık sorunları sebebiyle yatağa bağlı olarak yaşayan asırlık çınar, sahnelerden oldukça uzaktır. Ancak geride bizlere sevgiyle andığımız koskoca bir Münir Özkul bırakmıştır. İyi ki yıllar önce annesinin sözünü dinlemeyip paşa olmak yerine sahne tozu yutmayı seçmiş ve bizim sevgili Münir Özkul’umuz olmuş.

munir-ozkul-godot-yu-beklerken-filmloverss

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi