“Kim olursan ol, bu kapı açık”. Yönetmen koltuğunda ilk kez gördüğümüz Michael Gracey’nin adını taşıyan dönem müzikali Muhteşem Showman, izleyicisini memnun etme hedefini başarmaktan öteye gidemeyen eğlenceli bir tatil dönemi filmi. Hugh Jackman, Michelle Williams, Zac Efron ve Zendaya gibi başarılı isimleri kadrosunda bulunduran filmin kanatları altındaki en güçlü rüzgar ise, La La Land (2016)’in müziklerine imza atan Benj Pasek ve Justin Paul’un varlığı. Müzikal performanslarla izleyicisini heyecanlandırarak ilgi çekmeyi başarsa da film, hikayesinin işlenişinde barındırdığı eksikliklerle “en harika şov” sözlerinin yarattığı beklentilerin altında kalmaktan geri kalamıyor. Hugh Jackman, müzikal ve sirk kelimelerinin bir araya gelmesiyle kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkan bu yüksek beklentiler, film için avantaj olmaktan çok, dezavantaj haline geliyor. Biyografi türündeki Muhteşem Showman, Phineas Taylor Barnum’ın 1800’lü yıllarda ortaya koyduğu harika şovun ve sirk konseptiyle öne çıkışının hikayesini Hollywood ışığı altında evirerek anlatıyor. En İyi Film, En İyi Müzik ve Komedi veya Müzikal Dalında En İyi Erkek Oyuncu olmak üzere üç farklı dalda Altın Küre adaylığı bulunan film, dar görüşlü bir toplumda sınıfsal ve sosyal farklılıklara karşı verilen varoluş mücadelesini anlatıyor. Jenny Bicks ve Bill Condon (Güzel ve Çirkin)’ın senaryosuna sahip olan film, ritmini en fazla içerdiği müzikal sahnelerde yükseltmeyi başarıyor. Film, izleyicisine yüzeysel ancak, eğlenceli dakikalar yaşatıyor. Muhteşem Showman: Farklılıkların Alkışlandığı Bir Dünya P.T.Barnum’ın zor geçen çocukluğuna devamlılık hissini koruyan kurgu teknikleriyle yaptığımız kısa yolculuktan sonra hikayenin asıl geçtiği zamana, yani para hariç her şeyin güzel olduğu anlara dönüyoruz ve hikaye, başrolümüzle ilgili gerekli bilgiyi verip, izleyici arasında kurulması gereken bağı sağladıktan sonra, Charity ve Phineas’ın birlikte kurdukları hayat ile başlıyor. Birbirlerine çocukluklarından beri aşık olan, zaten zengin doğmuş Charity (Michelle Williams) ve Phineas (Hugh Jackman) yıllar sonra bir araya gelerek hep hayal ettikleri, insanlığın kutlandığı dünyayı yaratmaya başlarlar ancak cennetteki tek sorun, yaşadıkları para sıkıntısıdır. Her ne kadar Charity bu durumu dert etmese de Phineas için bu durum, oldukça gurur kırıcı dolayısıyla en önemli amacı, çok para kazanmak ve Charity’ye ‘vaat ettiği’ hayatı sunmak. Pazarlama yetenekleri kadar ikna yeteneği de kuvvetli olan Phineas’ı çarpık gülüşü ve parıldayan göz bebeklerinin yanı sıra, sıra dışı kılan en önemli özellik, insanlara sattığı özgürlüklerle dolu hayaller. Phineas hayatları boyunca görünüşleri veya farklılıkları sebebiyle saklanmış, utanç kaynağı ilan edilmiş insanları farklılıklarının alkışlandığı, kabul edildiği bir dünya hayaliyle tek tek topluyor ve onları sergilediği bir sirk ortaya çıkarıyor. Doğuştan farklı olan bu insanlara aslında, içine doğduğu sosyo-ekonomik sınıf ve olmak istediği sınıf arasındaki farklılıktan ötürü kendisi de eşlik ediyor. Hikayenin kırılma noktası ise denkleme giren diğerleri tarafından tuhaf olarak algılanmayan hatta oldukça güzel olan yeni yetenek, Jenny Lind (Rebecca Ferguson). Muhteşem Showman, kendilerini özel kılan bu farklılıklara sahip insanların dar görüşlü bir toplum tarafından kabullenilme hayalini müzikal sahnelerinin yoğunluğu, devamlılık ve ritim duygularını koruyan kurgusu, sinematografisi, göz alıcı dekor ve kostümleriyle izleyiciye de satmayı başarıyor ve bu sayede izleyicisini ele geçiriyor. Hugh Jackman’ın büyük bir coşkuyla hayat verdiği Phineas, insanlık konusundaki hayalleri ve Michelle Williams’ın başarılı oyunculuğuyla hayat bulan Charity ile kurmak istediği hayata olan tutkulu bağı sayesinde izleyiciyi kendisine bağlıyor. Film her ne kadar güzel ve hızlı bir başlangıç yaparak…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Ezilmiş ve dışlanmışların La La Land’i Muhteşem Showman’in hikayesi, müzikal sahnelerin yaşattığı duygu yoğunluğunun altında eziliyor.  

Kullanıcı Puanları: 4.24 ( 5 votes)
65

“Kim olursan ol, bu kapı açık”. Yönetmen koltuğunda ilk kez gördüğümüz Michael Gracey’nin adını taşıyan dönem müzikali Muhteşem Showman, izleyicisini memnun etme hedefini başarmaktan öteye gidemeyen eğlenceli bir tatil dönemi filmi. Hugh Jackman, Michelle Williams, Zac Efron ve Zendaya gibi başarılı isimleri kadrosunda bulunduran filmin kanatları altındaki en güçlü rüzgar ise, La La Land (2016)’in müziklerine imza atan Benj Pasek ve Justin Paul’un varlığı. Müzikal performanslarla izleyicisini heyecanlandırarak ilgi çekmeyi başarsa da film, hikayesinin işlenişinde barındırdığı eksikliklerle “en harika şov” sözlerinin yarattığı beklentilerin altında kalmaktan geri kalamıyor. Hugh Jackman, müzikal ve sirk kelimelerinin bir araya gelmesiyle kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkan bu yüksek beklentiler, film için avantaj olmaktan çok, dezavantaj haline geliyor.

Biyografi türündeki Muhteşem Showman, Phineas Taylor Barnum’ın 1800’lü yıllarda ortaya koyduğu harika şovun ve sirk konseptiyle öne çıkışının hikayesini Hollywood ışığı altında evirerek anlatıyor. En İyi Film, En İyi Müzik ve Komedi veya Müzikal Dalında En İyi Erkek Oyuncu olmak üzere üç farklı dalda Altın Küre adaylığı bulunan film, dar görüşlü bir toplumda sınıfsal ve sosyal farklılıklara karşı verilen varoluş mücadelesini anlatıyor. Jenny Bicks ve Bill Condon (Güzel ve Çirkin)’ın senaryosuna sahip olan film, ritmini en fazla içerdiği müzikal sahnelerde yükseltmeyi başarıyor. Film, izleyicisine yüzeysel ancak, eğlenceli dakikalar yaşatıyor.

Muhteşem Showman: Farklılıkların Alkışlandığı Bir Dünya

P.T.Barnum’ın zor geçen çocukluğuna devamlılık hissini koruyan kurgu teknikleriyle yaptığımız kısa yolculuktan sonra hikayenin asıl geçtiği zamana, yani para hariç her şeyin güzel olduğu anlara dönüyoruz ve hikaye, başrolümüzle ilgili gerekli bilgiyi verip, izleyici arasında kurulması gereken bağı sağladıktan sonra, Charity ve Phineas’ın birlikte kurdukları hayat ile başlıyor. Birbirlerine çocukluklarından beri aşık olan, zaten zengin doğmuş Charity (Michelle Williams) ve Phineas (Hugh Jackman) yıllar sonra bir araya gelerek hep hayal ettikleri, insanlığın kutlandığı dünyayı yaratmaya başlarlar ancak cennetteki tek sorun, yaşadıkları para sıkıntısıdır. Her ne kadar Charity bu durumu dert etmese de Phineas için bu durum, oldukça gurur kırıcı dolayısıyla en önemli amacı, çok para kazanmak ve Charity’ye ‘vaat ettiği’ hayatı sunmak. Pazarlama yetenekleri kadar ikna yeteneği de kuvvetli olan Phineas’ı çarpık gülüşü ve parıldayan göz bebeklerinin yanı sıra, sıra dışı kılan en önemli özellik, insanlara sattığı özgürlüklerle dolu hayaller. Phineas hayatları boyunca görünüşleri veya farklılıkları sebebiyle saklanmış, utanç kaynağı ilan edilmiş insanları farklılıklarının alkışlandığı, kabul edildiği bir dünya hayaliyle tek tek topluyor ve onları sergilediği bir sirk ortaya çıkarıyor. Doğuştan farklı olan bu insanlara aslında, içine doğduğu sosyo-ekonomik sınıf ve olmak istediği sınıf arasındaki farklılıktan ötürü kendisi de eşlik ediyor. Hikayenin kırılma noktası ise denkleme giren diğerleri tarafından tuhaf olarak algılanmayan hatta oldukça güzel olan yeni yetenek, Jenny Lind (Rebecca Ferguson). Muhteşem Showman, kendilerini özel kılan bu farklılıklara sahip insanların dar görüşlü bir toplum tarafından kabullenilme hayalini müzikal sahnelerinin yoğunluğu, devamlılık ve ritim duygularını koruyan kurgusu, sinematografisi, göz alıcı dekor ve kostümleriyle izleyiciye de satmayı başarıyor ve bu sayede izleyicisini ele geçiriyor. Hugh Jackman’ın büyük bir coşkuyla hayat verdiği Phineas, insanlık konusundaki hayalleri ve Michelle Williams’ın başarılı oyunculuğuyla hayat bulan Charity ile kurmak istediği hayata olan tutkulu bağı sayesinde izleyiciyi kendisine bağlıyor.

Film her ne kadar güzel ve hızlı bir başlangıç yaparak izleyicisini ele geçirmeyi başarsa da, Phillip Carlyle (Zac Efron)’ın hikayeye dahil olmasıyla ivme kaybetmeye başlıyor. Henüz Phineas’ın kurmaya çalıştığı dünyadaki yerini sağlamlaştırmasını göremeden rolünü devretmesi başrolün izleyiciyle kurduğu bağın daha da güçlü bir hal almasını engelliyor. Phineas’ın parlak ışıklara kanarak düştüğü hatalar ise sıradan ve yüzeysel kalıyor. Hatta yıllarca hayalini kurduğu dünyaya sahip olmaya bu kadar yakınken dikkatinin dağılma hali izleyiciye başrol ile şimdiye dek kurduğu bağı da sorgulatıyor. Ancak filmin düştüğü en önemli çelişki noktası bu değil; her ne kadar Barnum’ın sirki, tuhaf olarak algılanan ne varsa alkışlanan, insanlığın kutlandığı bir dünya olarak resmedilse de, iyice parlatıp abartarak ortaya sunduğu bu yetenekli karakterler izleyiciye film boyunca sadece farklılıkları üzerinden, oldukça yüzeysel bir şekilde tanıtılıyor ve farklıdan çok tuhaflaştırılıyor. İsimleri, yetenekleri ve farklılıkları haricinde çok da tanımadığımız bu karakterler, bizler için sergilenen materyaller olmaktan öteye gidemiyor, herhangi bir derinliğe sahip olamıyor. P.T. Barnum’ın kurmak için her şeyini verdiği dünyasını yeteneklere olan düşkünlüğüne kapılıp yerle bir etmesi ise üzerinde fazla durulmadan, sadece heyecan yaratmak amaçlı konulmuş bir unsur olarak havada kalıyor. Evi terk etme kararını aniden alan Charity, eşini affetme kararını da yine bir anda alıveriyor. Henüz Barnum’ın şovunun muhteşemliğine, kendisinin de bu şovdaki yerinin vazgeçilmezliğine inanamazken şov, yeni kuşak Philip Carlyle’a devrediliyor ve bir kez daha kendimizi hikayenin yoğunluğunda kaybedemiyoruz. Sosyetik bekar Phillip Carlyle ile siyahi trapezci Anne Wheeler arasındaki duygu ilişkisi ise inanılmaz bir aşk hikayesi olmaktansa, klişeleşiyor. Dolayısıyla filmin kırılma noktaları, izleyici için heyecan verici olmak bir yana basit bile kalıyor. Yani filmin müzikal anlarının duygusal anlamda çıkardığı aynı seviyeye hikayede yaşanan iniş çıkışlar yetişemiyor, hikaye, müzikal sahnelerin güçlü duygu yoğunluğunun ve  ışıltısının gölgesi altında kalıyor.

Ezilmiş ve dışlanmışların La La Land’i Muhteşem Showman’in hikayesi, müzikal sahnelerin yaşattığı duygu yoğunluğunun altında eziliyor. Film boyunca karakterler yüzeysel bırakılıyor, hikaye ise izleyiciye duygusal anlamda sindirilerek yaşatılmadan, müzikal sahneler arasında kaybolup, hızlıca anlatılıyor. Muhteşem Showman, Hugh Jackman başta olmak üzere oyuncu kadrosunun bağlılığı ve akılda kalıcı şarkılarına eşlik eden başarılı koreografileri ile, ailece izleyip güzel vakit geçirilebilecek, izleyicinin kalbini kolayca kazanacak ancak izleyici üzerinde yakaladığı etkiyi hikaye anlamında çok uzun süre koruyamayacak bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi