Siyasette dürüst olmanın, dürüst kalmanın ne kadar zor olduğunu hemen hemen herkes bilir. Özellikle ülkemizde siyasilere duyulan güven oldukça azdır. Birileri meclise girmeyi başarmışsa bunun altında bir sürü neden ararız. Elbette tüm meclis halkın seçtiği kişilerden oluşur ancak halkın seçtiği kişilerin adaylık süreçleri kafa kurcalar. Dolayısıyla seçilen kişilerin seçilmişlikleri bile tatmin etmez. Hatta oy vermeyi taraftarlıkla karıştıran halkımız takım tutar gibi destekledikleri siyasi partilere oy verdiklerinde çoğu zaman kendi bölgelerinde oy verdikleri kişiyi dahi tanımazlar. Bu şartlarda siyasete neredeyse hiç bulaşmamış, tüm derdi halkın huzurunu, çocukların geleceğini düşünmek olan birisi nasıl olurda halkı temsil edebilir ki?

Kendini tekrar eden siyasi tarih ve güçlülerin egemen olduğu dünyamızda bu sorunun cevabını 1939 yılında Mr. Smith Goes to Washington filmini çeken, yöneten ve bu filmde oynayanlar da aramış olacaklar ki dürüst bir adamı senatoya sokma fikri üzerine inşa edilen bu filmi ortaya çıkartmışlar. Jefferson Smith adındaki bir izci kampı yöneticisinin, yazı tura için atılan bir bozuk paranın dik gelmesiyle birlikte senatoya seçilmesiyle başlar film. Selefi Sam Foley’in ölümünden sonra senatör olarak Washington’a giden Jefferson Smith dürüstlüğüyle tanınan, yöneticiliğini yaptığı izci kampındaki tüm çocuklar tarafından çok sevilen vatanperver bir kişidir. Ancak siyasetten oldukça uzak olduğu için de Washington’a ilk geldiği günlerde fazlasıyla bocalar. Kendi bölgesinin bir diğer senatörü ve aynı zamanda babasının arkadaşı olan Joseph Harrison Paine, ayak altında dolaşmaması ve gizlice çevirdikleri işlere burnunu sokmaması için Jefferson’a oyalayıcı bir iş verir. Ancak bu iş için bir tasarı hazırlayan Jefferson bilmeden Paine’in ve onu yöneten bölgenin en güçlü adamı olan Jim Taylor’ın işlerine çomak sokar. Sonrasında Taylor’ın talimatlarıyla birlikte Paine tüm senatoyu etkileyerek Jefferson’ı yok etmeye çalışır. Jefferson da tek başına, tıpkı Don Kişot’un değirmenlere saldırdığı gibi yozlaşmış düzene savaş açar.

Mr-Smith

Mr. Smith Goes to Washington, Amerika propagandası yaparcasına başlar. Arka planda dalgalanan Amerika bayrağı eşliğinde şehri dolaşan Jefferson, büyük ve dürüst Amerika imajı oluşturur. Ancak filmin ilerleyen sahnelerinde parayı ve dolayısıyla gücü elinde bulunduran Taylor’ın valiye ve senatöre, tehdit ve satın almayla iş yaptırdığını daha net anlarız. Gazetecilerin Jefferson’ın etrafını sarıp senatörsen kuklasındır diye konuştukları sahne de senatonun güvenilirliğini seyircinin gözünde tamamen bitirir. Peki ortadan kaldırılmak için üzerine suç atılan Jefferson bu kadar güçlü insanlarla nasıl baş edecektir? Saflık ve dürüstlük burada devreye girer. Kendisini ve bölgesini gücünün sonuna kadar savunan Jefferson, tek başına kafa tuttuğu herkese gerçek gücün ne olduğunu göstermeye çalışır.

Yönetmenliğini Frank Capra’nın yaptığı başrollerde James Stewart ve Jean Arthur’un rol aldığı film, izlerken de sık sık duyacağımız üzere bir Don Kişot hikayesidir aslında. İşleyen yolsuzluk çarkı değirmenler, dürüst bir siyasinin ona soktuğu çomak da mızrak oluverir film boyunca. Gücü elinde bulunduranlar her türlü yıldırma politikasına başvururlar. Çocuklara dahi zarar vermekten çekinmezler. Kendi propagandaları için tüm şehirde afişler asıp, satın aldıkları gazetelere aleyhte haber bastırırlarken, dürüstlüğün tarafını tutanlar tazyikli sulara, dayağa, zorbalığa maruz kalırlar. Ancak her şeye rağmen dürüstlüğünden vazgeçmez kahramanımız. Hiçbir zorluk onu yıldıramaz. Mızrağını değirmene geçirmiştir bir kere. Bize de mızraklarımızı sakladığımız yerlerden çıkartmamız için umut olur. Bu düzene nasıl karşı koyabiliriz ki sorusuna cevap verir ve izleyenleri umutlandırır.

mr_smith_goes_to_washington

Frank Capra’nın usta işi yönetmenliğiyle film unutulmaz yapımlar arasına adını yazdırır. Az mekan kullanarak filmi başarıyla götürür yönetmen. Özellikle Jefferson’ın oldukça heyecanlandığı bir sahnede neredeyse bir dakika boyunca elinde tuttuğu şapkayı görüntüleyerek Jefferson’ın heyecanını şapka üzeriden anlatan Capra ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtlar.

Bir diğer usta isim Jefferson Smith rolündeki James Stewart da canlandırdığı her karakterde olduğu gibi kendisini rolüne kaptırdığından filmi gerçekçi kılıyor. Rol aldığı tüm filmlerde canlandırdığı kimliğe bürünen Stewart bu filmde de rolünün hakkını vermiş. Dürüstlüğü yüzünden ve gözlerinden okunan, heyecanı her halinden belli olan saf bir genci canlandıran Stewart, izleyiciye karakterinin dürüstlüğünü inandıracak kadar başarılı.

En İyi Senaryo Oscar’ına sahip olan film düzene (daha doğrusu düzensizliğe) karşı koyulması gerektiğini hatırlatan bir yapım. Ülkemizde ve siyasetimizde de benzer durumlarla fazlasıyla karşılaştığımızdan mızraklarımızı değirmenlerle savaşmak için her an hazır tutmamız gerektiğini gözler önüne seriyor. Hali hazırda Don Kişotluğa soyunup sinema için, tarihi değerler için ve zorbalığa karşı durmak için biber gazı yiyen insanlara katılmak için de belki silkelenmemizi sağlayabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi