Frank Capra’nın yönetmenliğini yaptığı Mr. Smith Goes to Washington, (MSGtW) adeta 6 yıl sonra Henry Wallace’ın başına gelenleri temelinde yansıtmayı başarmıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında dönemin Amerika başkanı Franklin Roosevelt’in yardımcılığını yapan Henry Wallace, halkın sevgisini kazanmış ve idealleriyle dikkatleri çeken başarılı bir siyasetçiydi. Barış yanlısı ve halkçı bir adam olan Wallace, rakibi olan Truman’a oranla oldukça önemli bir isim olma potansiyeline sahipti. Ancak bu durumu fark eden iş adamları kontrol edemeyecekleri Wallace’ın, seçimleri kazanamaması için oylamaya hile karıştırmıştı. Wallace bu hileler sonucu başkan yardımcılığı seçimlerini Truman’a karşı kaybederken Truman, seçildikten kısa süre sonra yaşamını yitiren Roosevelt yerine başkan olmuştur. Truman’ın ilk icraatlarından biri, tarihe farklı bir yön veren atom bombalarını Japonya’ya atmak olacaktır. Truman’ın başkanlığı ile Amerika denge siyasetini bırakıp dış ülkelere ‘’demokrasi götürdüğü’’ döneme doğru sert bir dönüş yaptı. Şimdi dilerseniz bu yaşananlar ile MSGtW’da yaşananları karşılaştıralım ve filmin günümüz politikası hakkında bizlere neler söylediğini inceleyelim.

Başrollerinde James Stewart, Jean Arthur, Claude Rains ve Edward Arnold’ın olduğu ve usta yönetmen Frank Capra’nın yönettiği Mr. Smith Goes to Washington, gücünü oyunculuklarından ve Oscar kazanan senaryosundan alan başarılı bir film. Capra sinemasının bütün özelliklerini taşıyan, bizlere James Stewart’ı tanıtan Mr. Smith Goes to Washington, çekildiği dönemin İkinci Dünya Savaşı öncesi olmasının etkisiyle bazı anlarda aşırı Amerikan milliyetçisi olması ve Jefferson Smith karakterinin tam bir iyilik timsali olmasıyla eleştirilebilir. Bu iki problemini dışarıda bırakırsak Nazi Almanya’sı, Faşist İtalya ve Sovyet Rusya’da yasaklanan, bazı Avrupa ülkelerinde ise verdiği mesaj sebebiyle üzerinde dublajla oynanan ve verdiği mesajın sisteme uygun hale getirildiği bir film ile karşılaşıyoruz. 5 yıl sonrasında olacakları adeta gören ve o dönem sinemanın etkisinin farkında olan ülkeleri kendini sansürletecek kadar korkutan Mr. Smith Goes to Washington, günümüzde hala geçerliliğini koruyan bir durumu eleştiriyor: İş adamlarının/paranın politika üzerindeki gücü ve bu durumun sebep olduğu yozlaşma.

Mr. Smith Goes to Washington’ın ana karakteri olarak karşımıza çıkan Jefferson ‘’Jeff’’ Smith (Stewart) ismi söylenmeyen eyaletinde bir izci kampının başında bulunmakta olan herkesin sevdiği genç bir adamdır. Bulunduğu eyaletin senatörlerinden biri hayatını kaybedince tesadüfler sonucu kendisini bir anda senatör olarak bulur. Filmdeki kötü iş adamı olarak gördüğümüz Jim Taylor’ın (Arnold) istediği kişi olmasa bile yozlaşmış vali tarafından seçilen Smith, neyin içine düştüğünün hiçbir şekilde farkında değildir. Senatör seçilmesinin ardından yola çıktığında halkın büyük sevgisine sahip olan ve 20 yıldır yozlaşmış olarak senatörlüğe devam eden eyaletin diğer senatörü Joe Paine ile yolda yaptığı küçük konuşma, filmin kırılma noktalarından birini oluşturmaktadır. Smith’in babasının yakın arkadaşı olan Paine, dürüstlüğüyle bilinen arkadaşının ölümünü Smith’le birlikte hüzün içinde anar. Ancak bu hüznün sebebi arkadaşının ölümü değildir. Bariz bir şekilde olanların kaza olmadığını bilen Paine mimikleriyle izleyiciye bunu belli eder. Smith, Paine ile girdiği bu diyalogta babasının şapkasını hiç çıkarmadığını belirterek şapkaya ‘’dürüstlük’’ anlamını yükler. Yolculuk bittiğinde tam bir idealist olan ve milletinin iyiliğinden başka bir şey düşünmeyen Smith, Washington’a adım attığı anda ilk iş olarak Amerikan Kongre Binası’nı ziyaret eder. Bu sahneyle Smith’in milliyetçiliği adeta izleyicinin gözüne sokulur. Yozlaşmış senatör Paine ve Jim Taylor ise bu sürpriz kişiyi sorun çıkartmadan önce bitirmek için Smith’in sekreteri Saunders’a para ve iş teklif ederler. Amerika’nın büyük sıkıntılardan geçtiği bu dönemde, Saunders bırakmayı düşündüğü işi çok daha korkunç bir şekilde devam ettirmeyi kabul eder. Bu sahne Amerika’nın içinde bulunduğu durumu bariz bir şekilde özetlemektedir aslında: Paraya sahip olan kişi her şeyi kontrol edebileceği gibi düzeni ele geçirme ve şartları keyfine göre değiştirme yetkisine sahip olur.

Paranın Görünmeyen(!) Gücü

Mr. Smith Goes to Washington (1939) Directed by Frank Capra Shown from left: James Stewart (as Jefferson Smith), Jean Arthur

Jeff Smith’in çocuklar için izci kampı yaptırmak sebebiyle Willet Creek gölünü seçmesi, Taylor ve Paine’in planlarını bozmaktadır. Çünkü Taylor ve Paine aynı göle baraj yaptırmak için yasa tasarısını geçirmek üzerelerdir ancak Smith’in izci kampı fikri büyük bir destek ile karşılaşması üzerine bu ikili yeniden Smith’in ayağını kaydırmak için yeni bir yol aramaya başlar ve Smith’in aklını başından alabilecek yegane kişiyi kullanmaya karar verir: Yozlaşmış senatör Paine’in kızı Susan. Jeff’in Washington’a indiği anda onun aklını almayı başaran Susan, Taylor ve Paine’in istediği yasa tasarısının onaylanacağı gün Smith’i bir partiye çağırır. Ancak bu parti öncesi Susan ve Smith’in arasında geçen bir sahne yine film açısından oldukça önemlidir. Smith aşkından deli divane olmuş bir şekilde Susan’ı dinlemeye çalışırken şapkasını elinde tutmaktadır ancak heyecandan şapkayı sürekli düşürmektedir. Bu sahnede Frank Capra ustaca bir çekim ile şapkaya odaklanır. Jeff Smith babasından kendisine miras kalan dürüstlüğünü kaybediyordur yavaş yavaş. Bu garip muhabbet sonrası evden çıkmaya çalışırken yine bir şaşkınlık ile evdeki bir avizeyi düşüren Smith, bu sırada şapkasını Susan’ın evinde unutur. Artık hem utanmış hem de mirasına sahip çıkamamıştır.

Susan Paine ile geçen eğlenceli bir gecenin ardından ofisine dönen Smith, artık ondan hoşlanan ve para peşinde koşmayı bırakan sekreteri Saunders ile karşılaşır. Saunders artık bu yozlaşmış topluluğa dayanamamakta ve istifa etmek istemektedir ve giderayak Smith’e her şeyi anlatır. Paine’i, Taylor’ı ve bu ikilinin planlarını. Bu açıklamaların ardından Saunders’ın yaşadığı pişmanlık ile karşılaşırız. Duvarın dibine dayanan Saunders, hüngür hüngür ağlamaya başlar ve böylece Saunders’ın filmdeki imajı değişir. Smith’in Paine’i soruşturması sonrası filmde Jim Taylor’ın gücünü çok rahat görebildiğimiz bir sahne çıkar karşımıza. Jeff Smith’i saf olduğu için seçen yozlaşmış vali Hopper, Taylor tarafından sert bir şekilde fırçalanmasının yanı sıra onun her dediğini kabul eder çünkü valinin orada olmasının en büyük sebebi Taylor’dır. Taylor Smith’in her şeyi öğrenmesi üzerine Washington’a onunla görüşmeye gider. Taylor’ın bariz bir şekilde işin içine girmesinden hoşlanmayan Paine, içinde kalan son dürüst parçayı da Taylor’a karşı kaybeder. Taylor’ın kaybedeceği bir şey yoktur ancak Paine eğer kendisine söylenenleri yapmazsa her şeyini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.  Paine bu durumu mecburen kabul eder ve Taylor’ın yanında yanlış olduğunu bile bile kalır. Taylor daha sonra karşısına Smith’i alarak ona her şeyi verebileceğini, kendisine örnek aldığı Paine’in 20 yıldır sözünden çıkmadığını söyler. Taylor’a inanmayan Smith Paine’in ofisine gider ve her şeyi öğrenir. Paine’in burada söylediği ‘’Senatoda kalmak için insanların oylarına güvenemezdim, yarısı oy vermiyor zaten’’ cümlesi ile film, çuvaldızı halka batırmayı da ihmal etmez.

mr-smith-goes-to-washington-filmloverss

Filmin üçüncü bölümüne giriş diyebileceğimiz söz konusu baraj yasasının okunduğu gün, Jeff Smith senatör Paine’in usulsüzlük iddiaları karşısında kalakalır. Paine’in 30 yıldır senatoda bulunmasının etkisiyle iddiası hemen onaylanır ve Smith hakkında soruşturma başlar. Soruşturmada Taylor’ın bütün yozlaşmış adamları Smith aleyhine şahitlik yapar, sahte belgeler düzenlenir. Üstüne üstlük Jeff Smith’in imzasının gerçekliğini kontrol edecek kişiler bile Taylor makinesinin emri altında rahatlıkla yalan söylemektedirler. Diyeceği hiçbir şey olmayan Smith soruşturmayı savunma yapmadan terk eder. Jeff Smith tıpkı Henry Wallace gibi yozlaşmış politikaya karşı kaybetmiştir. Smith Washington’da geçireceği son günü elbette Kongre Binası’nda geçirir. İdolü olarak gördüğü Abraham Lincoln’ün bakışları altında nerede hata yaptığını düşünür Smith ve en büyük hatası doğruyu yapma çabası olduğunu anlar. Daha sonra elindeki valizin üstüne oturup ağlamaya başlar. Taylor makinesinin kolları onu tutup dışarı atmıştır çünkü kontrol onun elindedir. Tam bu sırada Saunders ortaya çıkıverir. Smith’in vicdanı görevi görmektedir bu sahnede. Smith, Saunders’tan aldığı güç ile son bir kere daha şansını denemeye karar verir. Yasaların ve yapılabileceklerin farkında olan Saunders, yapılması imkansız bir fikir ile Smith’i senatoya sokar. Smith söz aldıktan oturmadığı ve susmadığı sürece istediği kadar konuşabilme hakkına sahiptir. Smith’in bu fikri duyulduğu an yozlaşmış senatör Paine’in sert tepkisi ile karşılaşır, kısa süre içerisinde bütün kongre üyeleri aynı derecede sert tepki gösterirler ancak bu Smith’i engellemez artık istediğini söyleyebilecektir. Smith’in haberinin yayılmasıyla birlikte Taylor tüm gücüyle Smith’in karşısına çıkar. Smith’in saatler boyunca yaptığı aralıksız konuşmanın bir kelimesi bile eyaletine ulaşmaz. Taylor medyadır, Taylor başkandır, Taylor sistemin kendisidir. Film boyunca sadece emir verirken gördüğümüz Taylor, olabilecek her yerden Smith’e saldırmaktadır. Senato Smith’in inadının karşısında yavaş yavaş onun tarafına geçer ancak bu sefer yozlaşmış senatör Paine senatoyu kısa sürede tekrardan eline geçirir. Ancak Taylor’ın ele geçiremediği tek bir şey vardır: Jeff Smith’in gazetesi. Smith’in izci çocuklarının çabasıyla doğru haberler yayılmaya başlar Smith’in eyaletinde ancak Taylor makinesi burada da devreye girer. Smith’i destekleyenlerin eylemleri şiddet ile bastırılırken doğru haberleri yapan gazeteyi dağıtan çocuklar Taylor’ın adamları tarafından hırpalanır hatta çocukların canına bile kastedilir. Smith 24 saate yakın susmamıştır ve artık ayakta duracak hali yoktur, sesini kaybetmiştir. O anda Paine ve Taylor Smith’i bitirmek için son hamlelerini yaparlar: Sepetler dolusu sahte telgraflar. Telgraflarda Smith’in artık her şeyi bırakması istenmektedir. Smith bunları okur ve elbette kabullenmez. 24 saattir ayakta duran ve durmadan konuşan Smith, dayanamaz ve yere yığılır. Sisteme kaybetmiş, bu büyük gücün karşısında duramamıştır. Smith’in bayılışıyla birlikte Paine intihar etmeye karar verir. Artık gördüklerine dayanamamıştır. Bu durumun en büyük suçlusu olmanın yanında ideallerinin peşini bırakmış, yaşamak için bir manası kalmamıştır. Paine bir anda her şeyi itiraf eder ve film mutlu bir son ile sonra erer. Peki, bu mutluluk ne kadar gerçektir?

mr-smith-filmloverss-2

Yukarıda bahsettiğimiz üzere Henry Wallace, Jeff Smith gibi ayağı kaydırılınca sistemin bir parçası olmayı bir süre kabul etmiş ve Truman hükümetinde ticaret bakanlığı yapmıştır. Film, Wallace olayında görülebileceği üzere, Kongre binasındaki Saunders diyaloğunun ardından gerçekçilikten kopar ve zaten normal bir insanın üstünde özelliklere sahip Jeff Smith elbette mutlu sona ulaşır. Ancak mutlu sonu incelediğimizde karşımıza çıkan ilk şey, Paine’in itirafı olur. Eğer Paine her şeyi itiraf etmeseydi Jeff Smith yine başarılı olacak mıydı? İnsan üstü olarak bahsettiğimiz Jeff Smith bile yozlaşmış sistemin karşısında duramamış ve savaşını kaybetmiştir aslında. Paine eğer vicdanına yenik düşmeseydi Smith kendisini senatonun dışında bulacaktı. Demek istediğim eğer bu olay bir film olmasaydı Taylor kazanmış olacak ve yozlaşmış sistem yıkılamaz seviyeye erişecekti. Bu sonun ilerisine doğru baktığımızda ise gerçekler yüzüme tekrardan çarpılır. Son Amerika seçimlerinde Donald Trump’ın başa geçmesi günümüz ile film arasındaki temel bir fark olarak göze çarpar, Jim Taylor ve türevlerinin artık geride durmasına gerek yoktur çünkü başkan olabilmektedirler. Yakın tarihte karşımıza çıkan 17 Aralık operasyonu da bu konuda aklımıza gelen örneklerden biridir. O dönemde suçlanan insanlara bakıldığında makinenin yanında olanların kurtulduğu çok rahat görülebilmektedir.

Her sahnesinin içerdiği ayrı ayrı mesajlar ile bir iki günahı olmasına rağmen Mr. Smith Goes to Washington, muazzam bir film olmasının yanı sıra James Stewart’ı dünyaya tanıtmasıyla hatırlanacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi