İlk bölümüyle beklentileri tavan yapan, ikinci bölümüyle vites düşüren Mr. Robot; dün yayınlanan üçüncü bölümüyle yavaş yavaş bir hayalkırıklığına dönüşmeye başladı. Kesin kararlar, yargılar için elbette oldukça erken, hikaye bütünlüğü için özellikle ilk sezonun başındaki bu bölümler epey kritik bunun bilincindeyiz. Karakterleri derinleştirmeli, parçaların altını doldurmalılar ve bu da bazı şeylerden taviz verilmesini gerektiriyor, bunlar da kabul. Bunları da anlayabiliyoruz. Fakat Mr. Robot ilk bölümde vaat ettiklerinden kaydı kayacak, ilerlediği yol olarak farklı yönlere sapacak gibi duruyor ki, bu da artılarının geri planda kalmasına ve şu an taze olan heyecanın kaybolmasına yol açabilecek gibi bir his veriyor.

Mr. Robot 1. Sezon 3. Bölüm: Elliot’un Alter Egosu

Mr. Robot’un, Elliot’un alter egosu olduğu bu bölümde iyice gözümüze sokulmuş durumda. Elliot’un çalıştığı AllSafe’te kimsenin fark etmeden bulunması, sonrasındaki bar sahnesindeki Appletini sohbeti çok bariz göstergelerdi. Mr. Robot elinde içki olmasına rağmen Elliot’a bir şey içmesi gerektiğini söylüyor, Elliot siparişini veriyor barmen parasını hemen istiyor. Mr. Robot ile diyalog yok. Orada olduğuna dair herhangi bir işaret, hareket yok. Bölüm finalinde Elliot’un fSociety karargahına gittiğinde diğer üyelerin adeta önünde ceket iliklemeleri, Mr. Robot’un kullandığı bilgisayara oturduğunda bilgisayarını hazırlamaları, ortamı Elliot için rahatlatmaları hep bu durumun bir göstergesiydi. Yerli ve yabancı forumlarda sürekli olarak Fight Club ile karşılaştırılan dizi, sırtını bu çift kişilik, hayali karakter kavramı üzerinden inşa ediyor fakat bunu yaparken çok defa gördüğümüz formüllere başvuruyor ve bu da seyirci olarak bizde bir tekrar hissinin oluşmasına sebep oluyor.

Muhtemelen ilerleyen bölümlerde birbirine bağlanacak ve çözümlenmeye başlayacak olan 3-4 farklı konunun da şu an itibariyle kopuk ilerlemesi bölüm nezdinde seyir zevkini düşüren başka bir etmen. İlk iki bölümde yerinde kullanıldığı için oldukça keyifli gözüken klasik müzik kullanımları da kendini tekrara başlamış durumda. Hal böyle olunca akıllara ister istemez tüm zamanların en iyi televizyon serilerinden Breaking Bad’deki müzik kullanımı geliyor. Vince Gilligan ve ekibinin elinde ilmik ilmik dokunan dizide hisse; duruma göre seçilen her türden şarkının, sahnelerin ve bölümlerin anlatmak istediğini çok etkili şekilde pekiştirmesiydi. Mr. Robot şu an yolun başında olduğu için ve yapım ekibinin de muhtemelen biraz nabza göre şerbet verme isteğinden ötürü, yapım gelen yorumlara göre şekilleniyor ve bu durum da dizinin özgünlüğünü kaybetmesine yol açıyor. IMDB’deki 9.4‘lük biraz şişirilmiş puanın hakkını vermek her şeyden önce kendi yolunu açarak olacak bir şey. Biraz topluma öfke, biraz anarşizim, azıcık şizofreni, bol kafa karışıklığı koyalım, insanlar illaki izler mantığıyla yaklaşıldığında sonunuz Lost’tan farklı olamaz. Lost’u bendeniz finaline rağmen iyi hatırlarım fakat o bir öncüydü. Aynı formül, bir daha tutmaz, tutamaz.

Mr. Robot’un En İlgi Çekici Karakteri: Tyrell Wellick

Dizinin kendisinden ve ana karakterlerinden, hikayesinden daha dikkat çekici bir yan karakteri var ki Mr. Robot sonraki bölüm final yapsa ve o karaktere spin-off gelse kesinlikle hiç mutsuz olmam; Tyrell Wellick. Diziye dair her yazımda kendisinden bahsediyorum, hatta belki Elliot’tan daha çok bahsediyorum çünkü çok daha ilginç ve üzerine konuşulması gereken bir karakter. Bu bölümde kafasındaki planı gerçekleştirmek için konuşma hazırlığı yaptığını ve sözlerini oldukça özenli seçtiğine tanıklık ettiğimiz Wellick işlerin beklediği gibi gitmediğini görünce kısa süreli bir şaşkınlık yaşıyor. Bu anlık düşüşün üzerinde yarattığı stresi gidermek için de New York’un arka sokaklarında bir evsiz ile anlaşıyor ve 300 dolar karşılığında adamı dövüyor. “Mazlum’u getirin bana” durumundan farksız olan bu durum, Wellick öznelinde de çeşitli çıkarımlar yapmaya imkan verirken aynı zamanda şehre dair de önemli anlamlar barındırıyor içinde. New York dünyanın gayriresmi başkenti. Para ve güç piyasalarının tamamı oradan geçiyor. Orada kontrol sizdeyse, güç sizde demektir. Fakat bir de madalyonun arka tarafına dönüp baktığınızda, karanlık New York’a baktığınızda, toplumun görmek istemediği, varlıklarını reddettiği kişiler ve yaşamlar söz konusu. Karınlarını doyurmak için kendi bedenlerini hırpalatan, kişiliklerini ayaklar altına sermeye mahkum insanlar var. Bu ve buna benzer durumlar Tyrell Wellick’in içinde olduğu sahnelerde sorgulatılıyor, Elliot’un olduğu bölümlerde devamlı kişilik, karakter, kararlar vs üzerinden bir şeyler ilerletilmeye çalışıldığı için biraz zorlama oluyor. Bu bölümde Elliot’un kendini güvenli bir labirente kapatmak için dışarıya karşı yaratmaya çalıştığı sosyal kişiye tanık olduk ama olmasaydık iyiydi. Wellick’in, hedefe ulaşmak için her yol mübah mantığıyla hareket etmesi ve İskandinav eşi de ilerleyen bölümlerde biraz daha öne çıkacak gibi duruyor.

Ey Mr. Robot, Silkelen ve Kendine Gel!

Yazın heyecanlı yapımlarından olan, hızlı ve dikkat çekici bir başlangıcın ardından 2.sezon onayını da kapan Mr.Robot umarım hem o onayı verenleri, hem biz seyircileri hayal kırıklığına uğratmaz ve şu ısınma turlarını kısa sürede atlatarak gerçek ritmini yakalar. Çünkü başta ilgi çekici gibi gelen her şey yavaş yavaş heyecanını kaybetmeye başladı ve sadece tek bir yan karakter için de dizi izleyecek hayran sayısının çok yüksek olacağını sanmıyorum. 4. bölümden yayınlanan fragman temponun biraz daha yükseleceğine işaret etse de genel ilerleyiş içinde nasıl konumlanacak bekleyip göreceğiz.

https://www.youtube.com/watch?v=RzXcBV9hZuM

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi