La Vie En Rose (Kaldırım Serçesi) filmiyle Edith Piaf’ın hayatına odaklanıp, izleyicilerini mest eden Fransız yönetmen Olivier Dahan, Grace of Monaco’da, ne yazık ki,  aynı başarıyı gösteremiyor. Ünlü Hollywood yıldızı ve sonrasında Monaco Prensesi olan Grace Kelly’nin hayatının belli bir kesitini anlatan film, güçlü ve keyifli bir yapıya sahip olabilecekken, kitsch türde bir TV filmi havası veriyor.

Senaryo yapısıyla sinematografik yapısını sentezleyememiş olan Grace of Monaco’nun bu yıl Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olduğunu söylemekte de yarar var. Cannes’daki gösterim sonrasında da gişe başarısı uğruna harcanmış bir yapım olarak deklare edilen Grace of Monaco’nun, biyografi türü film severleri de hayalkırıklığına uğratabileceğini söyleyebiliriz.

Açılış sahnesinde bize Hollywood yıldızı değil de Monaco Prensesi olan Grace Kelly’yi anlatacağının sinyallerini aktris Grace Kelly’nin yüzünü bize hiç göstermeden veren Olivier Dahan, aynı sinematografik anlatımı filmin ilerleyen sahnelerinde gerçekleştiremiyor.

Grace Kelly’nin Monaco Prensi III. Rainier ile olan evliliği ile başlayıp 1960’lı yılların ortalarında Monaco Prensliği ve Fransa Hükümeti arasında yaşanan vergi anlaşmazlığı konularına dikkat çeken film, kendi dilemmasını yaşayan bir kadının biyografik hikayesi olmaktan çok, Prensliğin kurtarıcısı görünümünde bir elçi rolü üstleniyor. Filmin en büyük eleştiri alan yanlarından  biri de bu. Çünkü gerçeklerden çok kurgu işlevi gören hikaye, Grace Kelly’yi farklı bir biçimde lanse ediyor.

Alfred Hitchcock’un, yeni filmi Marnie’nin başrolünde oynatmak için düşündüğü Grace Kelly, bu teklifle kafası karışan, oyunculuk hayatı ve ailesi arasında  seçim yapmaya ‘zorlanan’ bir kadın olarak sunuluyor. Her seferinde kocasını sevdiğini söyleyen, ama aynı yatakta bile uyumadıklarına şahit olduğumuz Kelly’nin imajı Grace of Monaco’da hem yanlış hem de ne yazık ki erkek egemen bir mantıkla çizilmiş. Grace Kelly’nin biyografisi, kendini bulma süreci olmaktan çok, mandalığı kabul etmeyen bir ülkenin geleceği için kendi ideallerinden vazgeçen bir kahraman hikayesi gibi Grace of Monaco. Tüm o şatafatlı, görkemli kraliyet görselleri ise filmin hizmet ettiği amacın ham maddesi gibi.

Monaco Prensliği ve Charles De Gaulle idaresindeki Fransa arasındaki, neredeyse savaşa kadar sürüklenecek olan vergi anlaşmazlığını filmin sonlarına doğru yaptığı monologla ‘çözen’, oyunculuk kariyerinden tamamen vazgeçerek, kendini saray hayatına ve ailesine adayan Grace Kelly’yi tam da sistemin istediği kadın prototipi şeklinde görüyoruz. Üstelik bize güçlü bir kadın hikayesi anlatma konusunda harikulade iş çıkarmış olan Olivier Dahan’ın yönetiminde.

Politik savaş dramasına evrilen yapısıyla bir kadın portresi çizmek yerine, gişe başarısı elde etmek amacıyla bir kez daha kadını sömüren bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylemekte yarar var. Sinematografik anlatımıyla da bu duyguyu hissettiren Grace of Monaco’nun tek başarısı, güçlü oyuncu kadrosuna sahip olması; fakat onların varlığı da filmin altmetnindeki vurgunun üzerini örtmüyor.

Muhafazakar söylemlerden beslenen, kötü yazılmış, kötü yönetilmiş, cinsiyetçi bir film Grace of Monaco. Yine de görmek isterim diyorsanız, elbette ki seçim sizin.

La Vie En Rose (Kaldırım Serçesi) filmiyle Edith Piaf’ın hayatına odaklanıp, izleyicilerini mest eden Fransız yönetmen Olivier Dahan, Grace of Monaco’da, ne yazık ki,  aynı başarıyı gösteremiyor. Ünlü Hollywood yıldızı ve sonrasında Monaco Prensesi olan Grace Kelly’nin hayatının belli bir kesitini anlatan film, güçlü ve keyifli bir yapıya sahip olabilecekken, kitsch türde bir TV filmi havası veriyor. Senaryo yapısıyla sinematografik yapısını sentezleyememiş olan Grace of Monaco’nun bu yıl Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olduğunu söylemekte de yarar var. Cannes’daki gösterim sonrasında da gişe başarısı uğruna harcanmış bir yapım olarak deklare edilen Grace of Monaco’nun, biyografi türü film severleri de hayalkırıklığına uğratabileceğini söyleyebiliriz. Açılış sahnesinde bize Hollywood yıldızı değil de Monaco Prensesi olan Grace Kelly’yi anlatacağının sinyallerini aktris Grace Kelly’nin yüzünü bize hiç göstermeden veren Olivier Dahan, aynı sinematografik anlatımı filmin ilerleyen sahnelerinde gerçekleştiremiyor. Grace Kelly’nin Monaco Prensi III. Rainier ile olan evliliği ile başlayıp 1960’lı yılların ortalarında Monaco Prensliği ve Fransa Hükümeti arasında yaşanan vergi anlaşmazlığı konularına dikkat çeken film, kendi dilemmasını yaşayan bir kadının biyografik hikayesi olmaktan çok, Prensliğin kurtarıcısı görünümünde bir elçi rolü üstleniyor. Filmin en büyük eleştiri alan yanlarından  biri de bu. Çünkü gerçeklerden çok kurgu işlevi gören hikaye, Grace Kelly’yi farklı bir biçimde lanse ediyor. Alfred Hitchcock’un, yeni filmi Marnie’nin başrolünde oynatmak için düşündüğü Grace Kelly, bu teklifle kafası karışan, oyunculuk hayatı ve ailesi arasında  seçim yapmaya ‘zorlanan’ bir kadın olarak sunuluyor. Her seferinde kocasını sevdiğini söyleyen, ama aynı yatakta bile uyumadıklarına şahit olduğumuz Kelly’nin imajı Grace of Monaco’da hem yanlış hem de ne yazık ki erkek egemen bir mantıkla çizilmiş. Grace Kelly’nin biyografisi, kendini bulma süreci olmaktan çok, mandalığı kabul etmeyen bir ülkenin geleceği için kendi ideallerinden vazgeçen bir kahraman hikayesi gibi Grace of Monaco. Tüm o şatafatlı, görkemli kraliyet görselleri ise filmin hizmet ettiği amacın ham maddesi gibi. Monaco Prensliği ve Charles De Gaulle idaresindeki Fransa arasındaki, neredeyse savaşa kadar sürüklenecek olan vergi anlaşmazlığını filmin sonlarına doğru yaptığı monologla ‘çözen’, oyunculuk kariyerinden tamamen vazgeçerek, kendini saray hayatına ve ailesine adayan Grace Kelly’yi tam da sistemin istediği kadın prototipi şeklinde görüyoruz. Üstelik bize güçlü bir kadın hikayesi anlatma konusunda harikulade iş çıkarmış olan Olivier Dahan’ın yönetiminde. Politik savaş dramasına evrilen yapısıyla bir kadın portresi çizmek yerine, gişe başarısı elde etmek amacıyla bir kez daha kadını sömüren bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylemekte yarar var. Sinematografik anlatımıyla da bu duyguyu hissettiren Grace of Monaco’nun tek başarısı, güçlü oyuncu kadrosuna sahip olması; fakat onların varlığı da filmin altmetnindeki vurgunun üzerini örtmüyor. Muhafazakar söylemlerden beslenen, kötü yazılmış, kötü yönetilmiş, cinsiyetçi bir film Grace of Monaco. Yine de görmek isterim diyorsanız, elbette ki seçim sizin.
Puan - 26 / 100

2.6

Politik savaş dramasına evrilen yapısıyla bir kadın portresi çizmek yerine, gişe başarısı elde etmek amacıyla bir kez daha kadını sömüren bir filmle karşı karşıya olduğumuzu söylemekte yarar var.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
3
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi