Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Antoine Amcam
Mon oncle Antoine
1971 - Claude Jutra
104
Kanada
Senaryo Claude Jutra, Clément Perron
Oyuncular Jacques Gagnon, Lyne Champagne, Jean Duceppe

Mon Oncle Antoine

Kanada sinema tarihinin önemli isimlerinden; filmografisi içinde kısa filmden belgesele, TV projelerinden uzun metrajlara kadar onlarca iş olan ve alzheimer tespiti konduğunda bilinçli bir intihar ile hayatına son veren Claude Jutra, 1971 yapımı Mon Oncle Antoine ile zamanın çok ötesinde bir filme imza atıyor. Belki de tüm hayatı boyunca kafasındakini perdeye en net yansıtabildiği bu film ile pek çok insanın tanıdığı yönetmen, sinemanın tozlu rafları arasında kalmış nice güzel filmlerin de günümüzde hak ettikleri yerlerden çok uzak oldukları gerçeğini yüzümüze vuruyor.

40’lı yıllarda, Quebec’in küçük bir kasabasında her şeyi satan bir dükkanda amcası ve yengesiyle çalışan 10-12 yaşlarındaki Benoit işlere yardım ederken aynı zamanda akranı Carmen ile flört etmekte ve hayata dair yeni keşifler gerçekleştirmektedir. Kasabanın cenaze işlerini de üstlenen amcasıyla beraber, ölüm kavramıyla erken bir tanışıklık içine giren Benoit için, Noel arifesinde yaşanan olaylar ve gördükleri, içsel anlamda önemli kırılmaların yaşanmasına sebep olacaktır.

Claude Jutra, özellikle genç sinemacıların heyecanlarından kaynaklı her şeyden bahsetme telaşı içinde ana odaktan kopma hatasına düşmeden, temelini en baştan çeşitli ayaklar üzerine inşa ediyor ve ortaya da gayet başarılı bir sonuç çıkartıyor. Mon oncle Antoine; politik ve siyasal söylemleri olan, içinde aşkı, neşeyi, hüznü, korkuyu, keşfetmeyi ve dramı barındıran, müzikleriyle, oyunculuklarıyla, görselliği ve kamera kullanımıyla film gibi bir film. Sinema tarihi içinde çığır açıcı bir senaryosu, büyük oyuncu performansları veya denenmemişi yapma gibi bir gayesi olmayan, iddiasız ama bu iddiasızlıkla da aynı zamanda dikkat çekici.

İnsan hakları, saygı ve gelişmişlik konularında standartların çok üstünde olan, dünyanın en yaşanılası ülkelerinden Kanada’nın yine pek gelişmiş eyaletlerinden, İngilizceyi reddedip tek resmi dil olarak Fransızca’nın kabul edildiği Québec’te sinema, Lumiere Kardeşler’den bu güne kadar hep önem arz etmiş bir sanat disiplinidir. Sinemadaki asıl patlamasını 50’lerde gündelik yaşama dair hikayelerin işlendiği filmler ile yapan eyalette, 1956 yılında Ulusal Film Kurulu’nun Fransızca bölümünün Ottowa’dan Montréal’e taşınmasıyla üretimde de ciddi bir artış gözlenmektedir. Günümüzde filmleri pek çok festivalde boy gösteren ve çeşitli ödüller de toplayan Québecli Gilles Carle, François Girard, Carole Laure, Dennis Villeneuve gibi yönetmenlerin ilerledikleri yolu açan isimlerden olan Claude Jutra, sinemanın değeri anlaşılamamış isimlerinden biri.

Bir yönetmenin kafasında film ne kadar net ise, başarı da buna paralel ilerlemektedir. Mon oncle Antoine’da bu durum çok net şekilde hissediliyor. Film, maden ocağında çalışan ve halinden oldukça mutsuz bir karakter ile açılışını yapıyor. İş arkadaşlarından birinin ölümüyle hayatının gidişatını daha olumlu bir yöne çevirmesi gerektiğini anlayan adam, ailesinin yanından ayrılarak yüksek bölgelere tomrukçuluk yapmaya gidiyor. Hikaye bu aile ve baba üzerinden şekillenecekmiş gibi bir hava yaratıyor ilk anda fakat aslında bu, bizim ölüm işleriyle ilgilenen Antoine ve Benoit ile tanışmamıza vesile olan bir hikaye. Film süresince kısa kısa babayı ve bu aileyi gösteren yönetmen anlatmak istediği her şeyi anlattıktan sonra filmini yine başladığı yerde, başladığı kişilerle bitirerek döngüyü tamamlıyor.

Vizyon filmleriyle ilgili sıkça kullandığımız ‘neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyor’ tabiri bu filmde tam tersi bir yapıda. Üzerine düşündüğünüz her noktada farklı bir çıkarım yapma imkanı veriyor size Mon oncle Antoine. En genelde, ana karakter olan Benoit’nin büyüme ve olgunlaşma hikayesi olarak kabul edebileceğimiz filmde, Carmen ile şakalaşmaları, temasları, bakışmaları aşkın ilk ve en saf halleriyken aynı zamanda cinsellik gibi kavramlarında farkına varıp o yönde, sonrasında pişman olacağı hareketler yapması bütünlüklü bir karakter sunması açısından oldukça güzeldi. Zaman zaman kilisedeki rahibe yardım eden fakat çocukluğun getirdiği bir tutum olarak ciddiyetsiz ve ilgisiz olan Benoit, gerçek hayatın ne kadar sert ve acı olduğunu pek çok kişi gibi bir ölüm sayesinde öğreniyor. Öncesinde de ölülere ve ölüm seremonilerine yakın olan çocuk, amcasıyla gittiği bir evde, kendisinden 2-3 yaş büyük bir çocuğun ölü bedenini tabuta koyarken olgunlaşma anlamında bir hayli yaş atıyor. Amcasının o evde gayet iştahlı bir şekilde yemek yemesi, dönüş yolunda ısınma bahanesiyle içki içip sızması ve alması gereken sorumlulukları alamayacak hale gelmesi ciddi bir rahatsızlığa sebep oluyor ve çocukluktan sıyrılıp sorumluluk alması gerektiğinin farkına varıyor. Çalıştıkları dükkana geri döndüklerinde yengesini kendisinden yaşça genç çalışanıyla uygunsuz şekilde yakalayan Benoit’nın güvendiği başka bir dağa da kar yağmış oluyor ve genç çocuk için doğru-yanlış, iyi-kötü gibi kavramlar yeniden anlam kazanıyor.

Gümbür gümbür politik naralar atan yönetmenlerden ziyade, dertlerini filme yedirebilen isimleri daha takdir etmişimdir her zaman. Bu filmde de Jutra, bir madenci kasabasını kendisine mekan olarak seçiyor. Çalışma koşullarının zorluğunu kısa bir araba sahnesiyle veren yönetmen, işçi ve işveren arasındaki ilişkiyi de yine tek bir diyalogla yansıtabilmeyi başarıyor. Maden sahibinin işçilerine zam yapmak yerine evlere ucuz hediyeler atması ve bunun üzerine atına kartopu atılarak kasabadan uzaklaştırılması, kabullenilmiş bir çaresizliği gösterirken en azından toplum için önemli bir günde huzuru, mutluluğu, iyi düşünceleri gündemde tutmanın gerekliliğini hatırlatıyor. Filmin genelinde anlatımı oldukça tamamlayıcı bir rolü olan müziğin özellikle bu sahnedeki kullanımı görülmeye değer.

İnsan gözünün gerçekleştiremediği bir hareket olduğundan zoom tekniğinin kullanımı özellikle son dönemde sinema kuramcılarının bir hayli gündeminde. Hollywood’un genel olarak kullanmayı bıraktığı zoom yöntemi, doğru şekillerde kullanıldığında anlatımı bir hayli güçlü kılabiliyor. Bundan 40 sene öncesinde de Claude Jutra, Benoit karakteriyle seyirci arasındaki özdeşleşmeyi kurarken en çok bu teknikten faydalanmış. Jacques Gagnon’un hayatı boyunca canlandırdığı tek film karakteri olan Benoit’nin yüzüne yapılan yakın çekimler, sahne geçişlerinde kullanılarak da kurgusal düzeyde başarılı bir deneme olarak kabul edilebilir.

Mon Oncle Antoine, dünyanın en güzel filmini yapma derdine düşen yeni sinemacıların hepsinin izlemesi gereken bir film. Çünkü; önemli olanın, amacın; kasıntısız, egosuz bir şekilde ne kendini ne seyirciyi yormadan, sadece net sinema yapmak olduğunu unutmuş durumdayız. Sinema tarihinde yıllar sonra da isminiz unutulmasın derdiyle film yapmak yanlış ve yakışıksız geliyor bana. Yapılmamışı yapıp bir çığır açarsınız ve unutulmaz olursunuz belki ama eğer film gibi film yapabildiyseniz zaten sizler yıllar sonra, herkes tarafından olmasa bile bazı gerçek sinema sevicileri tarafından hala hatırlanıyor olursunuz. Basit hikayesi, etkili anlatımı, güzel müzikleri, hoş görselleri ve daha bir çok özelliği ile Mon oncle Antoine tozlu raflardan indirilip daha göz önünde tutulması gereken bir film.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol