Belki birçoğumuz karanlık tarafa karşı sempati besliyoruz. Ama çoğunlukla fantastik yönüyle gördüğümüz karanlık tarafların günlük yaşamlarımızda gerçeğe dönüştüğünü görmek şüphesiz tüyler ürpertici bir durum olur. 2011 yılında Charlie Brooker’ın yarattığı Black Mirror evreni, tam olarak böyle bir atmosfer kurarak bizleri günlük hayatlarımızın yeni rutinlerini ve araçlarını sorgulamaya itiyor. Bunu yaparken pek de kibar davrandığını söyleyemeyiz.

Black Mirror, İngiltere’de ilk yayınlandığı bölümüyle hemen gündeme gelmeyi başarmıştı. Çünkü ülkenin başbakanının başrolde olduğu o meşhur bölüm, devletin ve toplumun bütün tabularına atılmış gelişine bir tekme gibiydi. Toplum paranoyasını ve devletin en üst kademesinin bu paranoyaları yönetemediğinde nelerle karşılaşabileceğini gösteriyordu. Ama asıl mesele, bu üst kademelerin aslında durumu bu düzeye getirdiğini ve paranoya kurarak paranoyaya kapıldığını resmediyordu. İşte Black Mirror, ilk bölümüyle kurduğu bu karmaşık neden-sonuç döngüsüyle izleyen herkesin zihninde çok özel bir yer kazanmıştı şüphesiz.

Her bölümü ayrı bir evrene sahip olan Black Mirror, şimdiye kadar gelen altı bölümüyle bir televizyon filmi serisi gibi duruyor. Tabii düzeni işletenlere çok sert tavır alan ilk bölümünden sonra kendi kitlesini yarattığı televizyona ve televizyon izleyicisine sıra gelmişti. Televizyon programlarının en popüler türü olan reality ve yarışma programlarının dinamiği için söyleyecek sözleri vardı. Sonrasında ise gayet günlük ve insani ama imkansız bir arzunun gerçekleşmesi durumunda neler olabileceğine dair bir yorum sundu bize. İlk sezonunu yavaşça yumuşayan bir üslupla bitirse de ardından gelen yine üç bölümlük ikinci sezonu, başta gösterdiği sert tavrı aynen devam ettirdi.

İkinci sezonun ve genel olarak dizinin en üzücü kısmı sezon yayınlarının bir rutine oturmaması. Çünkü ikinci sezon için iki yıl beklememiz gerekti. 2013’te ilk bölümü geldiğinde ekran başına doluşuldu yine. Şahsi fikrimce en iyi iki bölümüyle sezona başladı. İlk sezonu bitirdiği yerden devam ederek, yine insani ve gayet gündelik ama imkansız bir arzunun gerçekliğine yorumunu karşımıza koydu. İnternetin hayatımızda çokça yeri olmasına rağmen, yaratılan riyakarlığa dair çok sarsıcı bir bakış atmıştı. Sosyal medyaya dair sözlerine ikinci bölümde çok daha sert devam etti dizimiz. Aslında günümüzde sokakta bile gördüğümüz bir davranışı öyle muazzam bir hikayeyle sundu ki, insanlık olarak nasıl vurdum duymaz bir canavara dönüştüğümüzü resmetmişti. İkinci sezonun sonuna geldiğimizde yine rotasını politikacılara çeviren Black Mirror, alıştığımız sürükleyici temposunu biraz kaybetmişti diyebiliriz. Belki de, iki sezondur yarattığı beklentiyi böylesi yükseltmesi kendi temposunu düşüren bir unsur olmuştu. Bu durum kendi özelinde gayet mümkün. Ama elbette ki bu dizinin televizyondaki özel yerini silip atabilecek bir durum değil bu.

Bu yılın başındaysa yeni sezonun iki bölümden oluşacağını öğrendik, ardından bu bölümlerden ilkinin Noel özel bölümü olarak ekrana geleceği haberini aldık. Son olaraksa 16 Aralık’ta yayınlanacak ve doksan dakika sürecek olan bu bölümde Jon Hamm’i göreceğiz. Henüz bölümün konusuyla ilgili bilgimiz olmasa da, kanalın “en iyi bölüm olacak” yorumuyla beklentileri yükseltmek de pek bir zarar olmaz sanırım.

Televizyonun en yaratıcı distopyalarından biri olan Black Mirror, kısa süre içinde çok önemli bir yer edindi ve bence bunu sonuna kadar da hak ediyor. Her hikayesinde amacından şimdiye kadar hiç sapmayarak yarattığı distopik evreni çok iyi kurgulayarak kendi özel hayran kitlesini de oluşturdu, ki bu kitle her geçen gün büyümeye devam ediyor. Televizyonun efsane işlerinden olmaya aday bu dizinin yeni bölümlerinin de hiç bitmemesi dileğiyle…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi