İngmar Bergman’ın filmlerinden tanıdığımız Liv Ullman, birkaç başarısız denemeden sonra çektiği Trolösa filmi ile yönetmenlik anlamında oldukça başarılı bir işe imza atmış ve tiyatroya saygı duruşu niteliğindeki tarzıyla oldukça ilgi uyandırmıştı. Son filmi Miss Julie Ullman’ın artık kaliteli yönetmenler sınıfına yükselten bir yapım olarak çok başarılı bir iş olmuş.

Film toplamda dört oyuncu ve beş mekandan oluşuyor. Zaten filmin başında August Strindberg’in bir oyunundan uyarlandığını da görünce Ullman’ın tarzını hemen tanımak mümkün. Ayrıca bu filmle yönetmen artık uluslararası alana açılmış. Colin Farrell, Jessica Chastain gibi az ama öz bir oyuncu kadrosu var, oyunculuk performanslarıysa tam anlamıyla mükemmel.

Malikanenin sahibi olan Miss Julie ile onun uşakları John ve Kathleen’in bir yaz dönümü gecesinde gün aydınlanıp baron eve dönene kadar geçen sürede yaşananları anlatıyor film. Sınırlı mekan, az oyuncu ve anlatılmaya çalışılan oldukça dar bir zaman aralığı gibi faktörler birleşince film tam bıçak sırtı bir konuma geliyor aslında ama Ullman gerçekten tüm beklentilerin ötesinde çok iyi bir film yapmayı başarmış.

Hikayenin 1800’lü yılların sonunda geçiyor olmasının sonucu olarak o dönemin mekan ve kostümleri eşliğinde hikaye ilerliyor ama normalde alışık olduğumuz senaryo yönetiminden fazlası var bu mekan ve kostümlerinde. Olayın o dönemde geçtiğini hissetmiyorsunuz bizzat o döneme gidiyorsunuz. Çünkü normalde kullanılmayan ve tamamen arka planı doldurmak için konulan işlevsiz bir eşya kalabalığı yok filmde. Her çekmece, her alet ve edevat film boyunca bir şekilde kullanılıp orada durmasının sonucunu var ediyor.

Elbette uyarlama olmanın diyalog ve hikaye açısından çok büyük bir avantajı var. Mükemmel oyunculukların da yardımıyla diyalogların sırtını dayadığı Dostoyevski tarzı ruhsal çözümlemeler; varoluş sancısından sınıf farkına, inanç meselesinden insani hırslara kadar çok geniş bir yelpazede altı çok iyi doldurulmuş söylemelere dönüşüyor. Bu teatrallik ise oldukça bilinene romantik dönem klasik müziklerin yaratıcı kullanımıyla çok başarılı bir şekilde aşılıyor.

Miss Julie için olumsuz olarak belki değerlendirilebilecek bir tespit uzun ve içi dolu diyalogların bir süre sonra seyirciyi biraz yormaya başlıyor olması olabilir. Ama yönetmen bu olasılığı öngörmüş olacak ki filmi inanılmaz güzel görsellerle bezemiş. Öyle ki her sahne Jessica Chastain’a aşık olmak için bir sebep ve Colin Farrell kesinlikle görebileceğiniz en karizmatik uşak.

Filmde aslında baskın karakter John olmasına karşın hikayenin temelinde Miss Julie var. Onu ilk başta varoluşun şaşkınlığı içinde tutarsız ve amaçsız davranışların bir toplamı olarak görüyoruz sonundaysa bu soyutlama durumu gerçeklikle çarpışıyor ve ortaya bir anda varlığını fark eden ve ne yapacağını bilemez bir halde korkuya kapılan birine dönüşüyor. Burada Miss Julie’nin varoluş evrimini etkileyen ama aslında yalnızca tarihi, dönemsel bir nitelik taşıyan sınıf farkları ve ekonomik adaletsizlik gibi konuların, tam da insanlık tarihinde olduğu gibi varoluşu etkileyen ama esas varlık probleminin muazzamlığı karşısında anlamsızlaşan bir durumda olması filmi büyük bir insanlık anlatısına dönüştürüyor. Ve tabii tüm bu arayışın, huzursuzluğun arasında tam bir tutarlılık timsali olan dindar Kathleen hikayenin en ironik yanı olarak aslında filmin mizahi yanını da ortaya koymuş oluyor.

Miss Julie için söylenebilecek şey hikayesi kesinlikle dev bir edebi eser niteliğinden, oyunculuklar ve görselliğe (ki sanat yönetiminin payı bunda çok büyük) kadar her anlamda çok iyi bir iş olduğu. Elbette yönetmenin tüm çabalarına rağmen ağır bir film hatta belki tiyatro metinlerinden ve bol diyaloglardan hoşlanmayanlar için çok daha ağır. Ama söyledikleri öylesine büyük ve söyleme şekli öylesine başarılı ki bu filmi izlememek çok ama çok büyük bir kayıp olur. Liv Ullman’ı sinemaya adadığı yılların ardından daha söyleyecek çok sözü olan bir yönetmen olarak görmek gerçekten hayatta karşılaşabileceğiniz birkaç mucizeden biri gibi.

İngmar Bergman’ın filmlerinden tanıdığımız Liv Ullman, birkaç başarısız denemeden sonra çektiği Trolösa filmi ile yönetmenlik anlamında oldukça başarılı bir işe imza atmış ve tiyatroya saygı duruşu niteliğindeki tarzıyla oldukça ilgi uyandırmıştı. Son filmi Miss Julie Ullman’ın artık kaliteli yönetmenler sınıfına yükselten bir yapım olarak çok başarılı bir iş olmuş. Film toplamda dört oyuncu ve beş mekandan oluşuyor. Zaten filmin başında August Strindberg’in bir oyunundan uyarlandığını da görünce Ullman’ın tarzını hemen tanımak mümkün. Ayrıca bu filmle yönetmen artık uluslararası alana açılmış. Colin Farrell, Jessica Chastain gibi az ama öz bir oyuncu kadrosu var, oyunculuk performanslarıysa tam anlamıyla mükemmel. Malikanenin sahibi olan Miss Julie ile onun uşakları John ve Kathleen’in bir yaz dönümü gecesinde gün aydınlanıp baron eve dönene kadar geçen sürede yaşananları anlatıyor film. Sınırlı mekan, az oyuncu ve anlatılmaya çalışılan oldukça dar bir zaman aralığı gibi faktörler birleşince film tam bıçak sırtı bir konuma geliyor aslında ama Ullman gerçekten tüm beklentilerin ötesinde çok iyi bir film yapmayı başarmış. Hikayenin 1800’lü yılların sonunda geçiyor olmasının sonucu olarak o dönemin mekan ve kostümleri eşliğinde hikaye ilerliyor ama normalde alışık olduğumuz senaryo yönetiminden fazlası var bu mekan ve kostümlerinde. Olayın o dönemde geçtiğini hissetmiyorsunuz bizzat o döneme gidiyorsunuz. Çünkü normalde kullanılmayan ve tamamen arka planı doldurmak için konulan işlevsiz bir eşya kalabalığı yok filmde. Her çekmece, her alet ve edevat film boyunca bir şekilde kullanılıp orada durmasının sonucunu var ediyor. Elbette uyarlama olmanın diyalog ve hikaye açısından çok büyük bir avantajı var. Mükemmel oyunculukların da yardımıyla diyalogların sırtını dayadığı Dostoyevski tarzı ruhsal çözümlemeler; varoluş sancısından sınıf farkına, inanç meselesinden insani hırslara kadar çok geniş bir yelpazede altı çok iyi doldurulmuş söylemelere dönüşüyor. Bu teatrallik ise oldukça bilinene romantik dönem klasik müziklerin yaratıcı kullanımıyla çok başarılı bir şekilde aşılıyor. Miss Julie için olumsuz olarak belki değerlendirilebilecek bir tespit uzun ve içi dolu diyalogların bir süre sonra seyirciyi biraz yormaya başlıyor olması olabilir. Ama yönetmen bu olasılığı öngörmüş olacak ki filmi inanılmaz güzel görsellerle bezemiş. Öyle ki her sahne Jessica Chastain’a aşık olmak için bir sebep ve Colin Farrell kesinlikle görebileceğiniz en karizmatik uşak. Filmde aslında baskın karakter John olmasına karşın hikayenin temelinde Miss Julie var. Onu ilk başta varoluşun şaşkınlığı içinde tutarsız ve amaçsız davranışların bir toplamı olarak görüyoruz sonundaysa bu soyutlama durumu gerçeklikle çarpışıyor ve ortaya bir anda varlığını fark eden ve ne yapacağını bilemez bir halde korkuya kapılan birine dönüşüyor. Burada Miss Julie’nin varoluş evrimini etkileyen ama aslında yalnızca tarihi, dönemsel bir nitelik taşıyan sınıf farkları ve ekonomik adaletsizlik gibi konuların, tam da insanlık tarihinde olduğu gibi varoluşu etkileyen ama esas varlık probleminin muazzamlığı karşısında anlamsızlaşan bir durumda olması filmi büyük bir insanlık anlatısına dönüştürüyor. Ve tabii tüm bu arayışın, huzursuzluğun arasında tam bir tutarlılık timsali olan dindar Kathleen hikayenin en ironik yanı olarak aslında filmin mizahi yanını da ortaya koymuş oluyor. Miss Julie için söylenebilecek şey hikayesi kesinlikle dev bir edebi eser niteliğinden, oyunculuklar ve görselliğe (ki sanat yönetiminin payı bunda çok büyük) kadar her anlamda çok iyi bir iş olduğu. Elbette yönetmenin tüm çabalarına rağmen ağır bir film hatta belki…
Puan - 88 / 100

8.8

Liv Ullman’ı sinemaya adadığı yılların ardından daha söyleyecek çok sözü olan bir yönetmen olarak görmek gerçekten hayatta karşılaşabileceğiniz birkaç mucizeden biri gibi.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
9
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi