The Other Bank filmiyle tanıdığımız Gürcü yönetmen George Ovashvili’nin Karlovy Vary’de en iyi film ödülünü alan üçüncü uzun metrajlı yapımı Mısır Adası (Corn Island) özellikle İlyas Salman’ın başrolde oynuyor oluşuyla ülkemizde dikkatleri üzerine çekmişti. Ve merak ettiğiniz şeyi hemen söyleyeyim Salman tam anlamıyla döktürüyor.

Yönetmen bahsettiğimiz önceki filmindeki gibi aslında yine Abhazya savaşına değiniyor ama bu sefer bu, esas anlattığı varoluşsal hikayenin arka planında işleyen bir saate dönüşmüş, zamanı geldiğinde alarmını çalıp irkilterek uyandıran. Az sayıda ülke tarafından bağımsızlığı tanınan Abhazya ile Gürcistan arasındaki sınırı tayin eden nehirde, yılın belli dönemlerinde alüvyonel birikintiler şeklinde adacıklar oluşmaktadır. Sürüklenmiş toprak olduğu için oldukça verimli olan bu yerlere yerel halktan insanlar kısa süreli yerleşip mısır yetiştirir ve geçimini kazanmaya çalışır.

Bu metinsel girişle açılan film zaten daha hikayesiyle bir ikiliği yaratmayı başarıyor, bu toprak kimindir? İşte verilen cevap Mısır Adası’nı sıradan bir politik film olmaktan çıkarıp çok daha üst bir seviyeye taşıyor, onu yaratanındır! Filmin insanın doğayla olan ilişkisi üzerine kurulu yapısı, nehrin iki yakası arasındaki gerilimi ve vahşeti tamamen dışlayarak anlamsızlaştırıyor. Yönetmen uzaklarda duyulan silah sesleri eşliğinde büyüyen mısırları uzun uzun ve sabırla gösteriyor.

100 dakikalık filmdeki tüm diyalogları yan yana koysanız ancak bir iki dakika kadar ediyor, buna rağmen hem doğa-insan ilişkisine dair gerçekçi bir bakış sunuyor hem de hiçbir detayı atlamadan hikayesini anlatmayı başarıyor. Buna en güzel örnek sanırım Robert Bresson’un 1956 yapımı A Man Escaped filmidir. O filmdeki tüm diyalogları çıkarın ama buna rağmen hikayenin detaylarından bir kayıp yaşamamayı başarın ve bunu Werner Herzog’un Aguirre Der Zonna Gottes filmindeki o nehir çekimleriyle birleştirin. Ovashvili kesinlikle ne yaptığını bilen bir usta edasıyla sessizlik içinde çığlık yaratmayı başaran sahneleri cesurca görsele döküyor. Öyle ki filmdeki bazı sahneler gerçekten insanı dehşete düşürecek cinsten.

Mısır Adası zaten daha çekim aşamasında sıra dışılığını ortaya koyarken bir de buna sade ama görkemli oyunculukları ekliyor. İlyas Salman öyle bir karakter yaratmış ki yüzündeki en ufak bir ifade bile üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek duygular uyandırıyor. Onun torunu rolündeki ve ilk profesyonel işi olan genç oyuncu Mariam Buturishvili’de Salman’ın gösterdiği kusursuz performansa çok güzel bir şekilde ayak uydurmuş.

Film görsel ve kurgusal olarak ortaya çok iyi bir iş çıkarmış ama özellikle alt metinle yaratılan metaforlar kesinlikle nefes kesici. Toprakla ilgili ,sahibi, onu yaratandır düşüncesinin sonucu olarak nehir ve toprağın birbiriyle olan ilişkisi karşısında insanın tutumu ve acizliği bir anlamda varoluşsal bir döngüye dönüşüyor. Ayrıca alt metin bununla da kalmayarak dedenin torunu üzerinden bu döngüye dahil olan insanın geçirdiği aşamaları ve olgunlaşmalarını da muhteşem bir şekilde işliyor.

Efsane finali, muhteşem ses tasarımı ve görselleriyle Mısır Adası, üzerine uzun uzun konuşulması gereken bir hikayeyi neredeyse kusursuz bir şekilde anlatmış. Klişelerden tamamıyla uzakta, yenilikçi hamleler yapan yönetmenin bu tutumu takdiri hak ediyor, ki zaten ortaya çıkan eser de bunun meyvesi. İleriki yıllarda bu filmi derinlemesine irdeleyen tez, makale ve analizlerin yazılacağını şimdiden kestirmek gayet mümkün. Ama özellikle bir konuda yönetmen beni kesinlikle çok etkiledi, o da tüm bu teknik ve entelektüel donanımsal başarıların yanında Ovashvili’nin hissiyatı kutsayan sahneleri. Özellikle bu tür derinlikli ve yenilikçi tarza sahip filmlerde pek görmeye alışık olmadığımız bir şey bu. Tamamen orijinal tarzı ve sinemaya olan cesur yaklaşımıyla Mısır Adası’ını henüz daha kült olmadan önce izleme şansını kaçırmayın derim.

The Other Bank filmiyle tanıdığımız Gürcü yönetmen George Ovashvili’nin Karlovy Vary’de en iyi film ödülünü alan üçüncü uzun metrajlı yapımı Mısır Adası (Corn Island) özellikle İlyas Salman’ın başrolde oynuyor oluşuyla ülkemizde dikkatleri üzerine çekmişti. Ve merak ettiğiniz şeyi hemen söyleyeyim Salman tam anlamıyla döktürüyor. Yönetmen bahsettiğimiz önceki filmindeki gibi aslında yine Abhazya savaşına değiniyor ama bu sefer bu, esas anlattığı varoluşsal hikayenin arka planında işleyen bir saate dönüşmüş, zamanı geldiğinde alarmını çalıp irkilterek uyandıran. Az sayıda ülke tarafından bağımsızlığı tanınan Abhazya ile Gürcistan arasındaki sınırı tayin eden nehirde, yılın belli dönemlerinde alüvyonel birikintiler şeklinde adacıklar oluşmaktadır. Sürüklenmiş toprak olduğu için oldukça verimli olan bu yerlere yerel halktan insanlar kısa süreli yerleşip mısır yetiştirir ve geçimini kazanmaya çalışır. Bu metinsel girişle açılan film zaten daha hikayesiyle bir ikiliği yaratmayı başarıyor, bu toprak kimindir? İşte verilen cevap Mısır Adası’nı sıradan bir politik film olmaktan çıkarıp çok daha üst bir seviyeye taşıyor, onu yaratanındır! Filmin insanın doğayla olan ilişkisi üzerine kurulu yapısı, nehrin iki yakası arasındaki gerilimi ve vahşeti tamamen dışlayarak anlamsızlaştırıyor. Yönetmen uzaklarda duyulan silah sesleri eşliğinde büyüyen mısırları uzun uzun ve sabırla gösteriyor. 100 dakikalık filmdeki tüm diyalogları yan yana koysanız ancak bir iki dakika kadar ediyor, buna rağmen hem doğa-insan ilişkisine dair gerçekçi bir bakış sunuyor hem de hiçbir detayı atlamadan hikayesini anlatmayı başarıyor. Buna en güzel örnek sanırım Robert Bresson’un 1956 yapımı A Man Escaped filmidir. O filmdeki tüm diyalogları çıkarın ama buna rağmen hikayenin detaylarından bir kayıp yaşamamayı başarın ve bunu Werner Herzog’un Aguirre Der Zonna Gottes filmindeki o nehir çekimleriyle birleştirin. Ovashvili kesinlikle ne yaptığını bilen bir usta edasıyla sessizlik içinde çığlık yaratmayı başaran sahneleri cesurca görsele döküyor. Öyle ki filmdeki bazı sahneler gerçekten insanı dehşete düşürecek cinsten. Mısır Adası zaten daha çekim aşamasında sıra dışılığını ortaya koyarken bir de buna sade ama görkemli oyunculukları ekliyor. İlyas Salman öyle bir karakter yaratmış ki yüzündeki en ufak bir ifade bile üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek duygular uyandırıyor. Onun torunu rolündeki ve ilk profesyonel işi olan genç oyuncu Mariam Buturishvili'de Salman’ın gösterdiği kusursuz performansa çok güzel bir şekilde ayak uydurmuş. Film görsel ve kurgusal olarak ortaya çok iyi bir iş çıkarmış ama özellikle alt metinle yaratılan metaforlar kesinlikle nefes kesici. Toprakla ilgili ,sahibi, onu yaratandır düşüncesinin sonucu olarak nehir ve toprağın birbiriyle olan ilişkisi karşısında insanın tutumu ve acizliği bir anlamda varoluşsal bir döngüye dönüşüyor. Ayrıca alt metin bununla da kalmayarak dedenin torunu üzerinden bu döngüye dahil olan insanın geçirdiği aşamaları ve olgunlaşmalarını da muhteşem bir şekilde işliyor. Efsane finali, muhteşem ses tasarımı ve görselleriyle Mısır Adası, üzerine uzun uzun konuşulması gereken bir hikayeyi neredeyse kusursuz bir şekilde anlatmış. Klişelerden tamamıyla uzakta, yenilikçi hamleler yapan yönetmenin bu tutumu takdiri hak ediyor, ki zaten ortaya çıkan eser de bunun meyvesi. İleriki yıllarda bu filmi derinlemesine irdeleyen tez, makale ve analizlerin yazılacağını şimdiden kestirmek gayet mümkün. Ama özellikle bir konuda yönetmen beni kesinlikle çok etkiledi, o da tüm bu teknik ve entelektüel donanımsal başarıların yanında Ovashvili’nin hissiyatı kutsayan sahneleri. Özellikle bu tür derinlikli ve yenilikçi tarza sahip filmlerde pek görmeye alışık olmadığımız…
Puan - 90 / 100

9

Efsane finali, muhteşem ses tasarımı ve görselleriyle Mısır Adası, üzerine uzun uzun konuşulması gereken bir hikayeyi neredeyse kusursuz bir şekilde anlatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.74 ( 8 votes)
9
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi