Doğru veya yanlış, acı veya tatlı, yaşamın göreceli hakikati ancak ölümle burun buruna gelindiğinde kıymetini hatırlatıyor bazen. Soğuğu deri altına işleyen bir karşılaşma ile su yüzüne çıkan sonluluk ya da kimisine göre şimdikinden tamamen başka bir gerçeklik fikri, yaşanılanların üzerinden geçmek ve varsa hesaplaşmalar için bir zemin hazırlayabiliyor. Prömiyerini geçtiğimiz sonbahar başında Montreal Film Festivali’nde yapan ve kazandığı FIPRESCI ile Büyük Jüri Ödüllerinin üstüne çeşitli festivalleri gezen Mehmet Eryılmaz imzalı Misafir de hikâyesinin içinde bu karşılaşmaya yer verdiği gibi izleyicisine de perde karşısında aynı sorgulama imkânını sunuyor. Köksüz, tutunamayan insanları anlattığı 2007 yapımı ilk uzun metraj filmi Hazan Mevsimi – Bir Panayır Hikâyesi’nden uzun bir süre sonra, ona bir devam niteliği olarak görülebilecek öyküsüyle, yeniden içinde yaşadığımız tüm can acıtan gerçekleri yansıtmaya çalıştığı ikinci uzun metraj filmi Misafir ile Eryılmaz başta ölüm ve kadın olmak üzere, aile, ebeveyn çocuk ilişkisi, toplumsal cinsiyet rolleri, cinsel taciz, modernite süreçleri ekseninde kent ve insan gibi daha birçok sosyopolitik konuyu, gündelik hayatta geri plana ittiğimiz kadar yüzeysel, hissettiğimiz kadar derin bir şekilde ele alıyor.

Gençliğinde ailesine karşı gelerek sevdiği adamla evlenmek istediği için evden kaçan/kovulan Nur’un yıllar sonra annesinin ölüm döşeğinde olduğunu öğrenmesi ile küçük kızını da yanına alıp ‘baba evini’ ziyaret edişini anlatan film hem artık ait olmadığı bir evde misafir olan kadını hem de ölüm teması çerçevesinde ‘topraktan gelip toprağa dönen’ insanın genel misafirlik konularını ele alır. Kadının, her ne kadar çekip çevirenin anne olduğunun altı çizilse de ismi baba evi olan ‘yuvasında’ öteki oluşu filmin temel misafirinin kim olduğunu gösterir. Fakat Eryılmaz bunun üstüne ölümün hem çok sıradan hem de çok beklenmedik oluşunu hatırlatarak insanın kendi yaşamında da misafir olduğunu anlatmaya çalışır. Bu misafirlik kavramının kuşkusuz en güçlü kaynağı ise hepimizin her gün deneyimlediği modern evsizlik hissiyatıdır. Nur’un geride bıraktığı geçmişine yolculuğu, karanlık gençliğini geçirdiği evin hem ona çok uzak oluşu hem de hiç değişmeyerek tekinsiz bir his yaratan tanıdıklığından beslenerek çok boyutlu bir kaygıya tekrar ışık tutar. Karşısına çıkan geçmiş travmaları ile tekrar yüzleşmek ve affetmek/affedilmek isteyen Nur bir daha oraya ait olmayacağını bildiği için küçük kızına da arkadaşlık ettiği kuşlara çok bağlanmamasını öğütler ve kendini de zamanında kimliğini ona göre tanımlaması beklenen evde yalnızca bir misafir olarak tanıtır.

‘Baba Evinde’ Misafir Kadın

Misafir’in temel konusunun eril aile yapısında yaşadığı travmaları konuşulmamak üzere bastırıp ancak rüyalarında yüzleşme şansı yakalayabilen kadın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Geleneksel aile, deneyimlediğimiz şekilde, tüm sosyal ‘gereklilik’ ve ‘yaptırımları’ ile karşımızdadır tekrar. Kadın ve erkek rolleri yer yer stereotipik olarak görülebilecekse de gerçekçiliğinden hiçbir şey kaybetmez çünkü ne kadın vücudunu dikiz yoluyla bir haz nesnesi olarak konumlandıran, ‘dediğimi yap sen benim’ diyerek kendini her zaman haklı gören, konuşulmayacağını bildiği tacizi yapmaktan çekinmeyen ve küfrü diline pelesenk eden erkek sadece basmakalıp bir temsildir sadece, ne de ölüm döşeğinden kalkıp evi çekip çevirme yükümlülüğünü yerine getirmesi beklenen ve ‘aileyi korumak’ adına olan biten her şeyi görmezden gelerek düzenin mahkûmuyken gardiyanı olan kadın yabancıdır bize. Nur’un baba otoriteli aileye kendi çapındaki başkaldırışı da her ne kadar film boyunca fazla naif gözler önüne serilmiş olsa da varlığıyla bu açıdan çok önemli bir yerdedir şüphesiz.

Nur’un 10 sene sonra evi ziyaret edişinin altında büyük bir çatışma yattığını ilk saniyeden anlasak da uzun bir süre bunun nedenini kavramakta güçlük çekeriz izleyici olarak. Kardeşi Nuri ile iletişimi iyi olan Nur’un bir tek babası Hamit ile bir sıkıntısı olduğu sezilebilirken bunun da kılıfı alışılmış aile yapısı olarak görülebilir başlarda. Nur’un konuşma isteğini ancak yataktaki annesinin onu duyacağı inancında görürüz. Annesi ile karşılıklı konuşamaması gerçeklik boyutunun yanı sıra aile içinde yeri olmayan hesaplaşmaların da metaforik bir temsili gibidir. Bu yüzdendir ki Nur’un dışarıya vuramadıklarının ipuçlarını ancak rüyalarından yakalamak düşer bize. Annesinin onu ‘düzgün’ sosyalleşme pahasına ezişi, babanın korku dolu figürü, her şeye rağmen idealize edilmiş bir anne yansıması ile karşılaşması ve toplumsal baskıların hissedilebildiği rüya sahneleri hikâyeyi beslediği gibi filmin anlatımına da büyük bir zenginlik katar. Kadının onun istediğini yerine getirmediği için af dileyerek helalleşmeye çalıştığı annesinin aslında sandığının aksine onun travmasından bihaber olmadığını öğrenişi ise filmin bana göre en can alıcı noktası – bunda Zümrüt Erkin’in oyunculuğunun katkısının altını da bilhassa çizmek gerekli. Film boyunca büyük bir çatışmanın alenen verilmemiş olması, karakterlerin birbirleri ile iletişimlerinde beklentilerin aksine anlayış olması elbette Eryılmaz’ın konuya bakışındaki naifliği değil, aksine her zaman sır gibi saklanan eziyetlerin, onları yaşayanlar tarafından dahi dile getirilemeyişindeki acıyı çok sert bir biçimde yansıtma becerisini gösteriyor. Çünkü misafirliğe gittiğimiz evlerde en fazla babanın ‘kabul gören’ otoriter sesinin kalınlığına yer verip gerisi tozpembe görünen aile yaşantısının derininde neler yaşandığı bilinemez, bilinse de konuşamaz çoğu zaman. Bu nedenle karakterlerin ‘olmaları beklendiği’ kadar kötü ya da iyi çizilmediğini destekleyen sahneler filmin derinliğini arttırıyor. Zira Hamit’in salıncakta sallanırken çocuklar gibi şen oluşunun altında bir art niyet aramak yerine babayı tamamen kötü olarak kabul etmeyip onu da onun gibilerin varlığını destekleyen sistemin bir ürünü olduğunu fark ederek hedefi doğru tespit edebilmek en büyük kazancımız.

Misafir’in başında dikkatinizi çekecek ‘om mani padme hum’ mantrası ise filmin insana dair bakışının bir özeti olarak görülebilir bana kalırsa. ‘Nilüferin içindeki mücevher’ olarak kısmen bir çevirisi yapılabilecek öğreti insanı gerçek özünü keşfetmeyi öğütler ve yaşamın bir parçası haline gelmiş ıstırapları söylenerek acı haline dönüştürmekten ziyade onları çok daha derin bir bakışla inceleyip yüzleşmek ve nedenlerini keşfederek ortadan kaldırmayı öğütler. Nur’un bir bakıma geldiği nokta da buna paralel olarak görülebilir sanırım. Çünkü tıpkı Budist öğretinin desteklediği gibi merhamet Nur’un, artık sadece ona acı çektiren travmasını aşabilmesindeki araç olarak sunulurken onun – ve elbette izleyicinin – bu yolla soruna çok daha temiz bir bakış açısıyla bakmasını sağlar. Bu bir kabulleniş veya eskisi gibi görmezden gelmeye devam ediş değil, yüzleşme ile ‘trajediden beslenen bir umut’ yaratabilme çabasıdır. Nur’un kızının annesinin kaderini yaşamayacağına dair ant içmesindeki güç tam da buradan gelir.

Misafir’in  yansımalarını her yerde görebildiğimiz – maden göçüğü ile verilen kayıplar ile politik ihmalkarlıkların, şehir tasviri ile sosyoekonomik mücadeleye değinişi gibi – birçok sancıya  yer vermesi ana hikayesini desteklediği gibi bir yandan da izleyicisinde daha fazlasını isteme arzusu uyandırması ile bir eksi olarak da görülebilir. Fakat çocuk masumiyeti ile onun en büyük düşmanını, düğün ile cenazeyi, şehrin yükselen ve yıkılan taraflarını yan yana getirişiyle yarattığı kontrast gibi birçok ayrıntıda benzer hissiyat ve dertleri yakalayabilmesi, altına girdiği yük fazla da olsa bunu belli açılardan kotarabildiğinin de göstergesi. Nostalji etkisini ve belleğin yansımalarını 10 yıldır her gece ‘Hatırla Sevgili’ melodisini çalan akordeoncu, geçmişi sesinde taşıyan Sema Moritz ve Erkan Oğur ile veren film, ‘bu devirde böyle insan mı kaldı’ dedirten Şükran karakteri ile de karakterlerin geçmiş karanlıklarına rağmen bugünün acımasızlığına karşıt geriye nostalji ile bakma ihtiyaçlarını yansıtır, fakat çözümü geçmişte değil bugünde ve gelecekte arar. Son söz olarak toparlamak gerekirse: Misafir, başarılı oyuncu kadrosundan gücünü alan can acıtıcı temsili ve her yere uzanan hikayesi ile birçok yaranın üstüne tek tek basmayı başarabilirken en önemlisi konuşması engellenen tüm cinsel taciz kurbanlarının sessizliğine davet eden güçlü bir yapım.

Doğru veya yanlış, acı veya tatlı, yaşamın göreceli hakikati ancak ölümle burun buruna gelindiğinde kıymetini hatırlatıyor bazen. Soğuğu deri altına işleyen bir karşılaşma ile su yüzüne çıkan sonluluk ya da kimisine göre şimdikinden tamamen başka bir gerçeklik fikri, yaşanılanların üzerinden geçmek ve varsa hesaplaşmalar için bir zemin hazırlayabiliyor. Prömiyerini geçtiğimiz sonbahar başında Montreal Film Festivali’nde yapan ve kazandığı FIPRESCI ile Büyük Jüri Ödüllerinin üstüne çeşitli festivalleri gezen Mehmet Eryılmaz imzalı Misafir de hikâyesinin içinde bu karşılaşmaya yer verdiği gibi izleyicisine de perde karşısında aynı sorgulama imkânını sunuyor. Köksüz, tutunamayan insanları anlattığı 2007 yapımı ilk uzun metraj filmi Hazan Mevsimi – Bir Panayır Hikâyesi’nden uzun bir süre sonra, ona bir devam niteliği olarak görülebilecek öyküsüyle, yeniden içinde yaşadığımız tüm can acıtan gerçekleri yansıtmaya çalıştığı ikinci uzun metraj filmi Misafir ile Eryılmaz başta ölüm ve kadın olmak üzere, aile, ebeveyn çocuk ilişkisi, toplumsal cinsiyet rolleri, cinsel taciz, modernite süreçleri ekseninde kent ve insan gibi daha birçok sosyopolitik konuyu, gündelik hayatta geri plana ittiğimiz kadar yüzeysel, hissettiğimiz kadar derin bir şekilde ele alıyor. Gençliğinde ailesine karşı gelerek sevdiği adamla evlenmek istediği için evden kaçan/kovulan Nur’un yıllar sonra annesinin ölüm döşeğinde olduğunu öğrenmesi ile küçük kızını da yanına alıp ‘baba evini’ ziyaret edişini anlatan film hem artık ait olmadığı bir evde misafir olan kadını hem de ölüm teması çerçevesinde ‘topraktan gelip toprağa dönen’ insanın genel misafirlik konularını ele alır. Kadının, her ne kadar çekip çevirenin anne olduğunun altı çizilse de ismi baba evi olan ‘yuvasında’ öteki oluşu filmin temel misafirinin kim olduğunu gösterir. Fakat Eryılmaz bunun üstüne ölümün hem çok sıradan hem de çok beklenmedik oluşunu hatırlatarak insanın kendi yaşamında da misafir olduğunu anlatmaya çalışır. Bu misafirlik kavramının kuşkusuz en güçlü kaynağı ise hepimizin her gün deneyimlediği modern evsizlik hissiyatıdır. Nur’un geride bıraktığı geçmişine yolculuğu, karanlık gençliğini geçirdiği evin hem ona çok uzak oluşu hem de hiç değişmeyerek tekinsiz bir his yaratan tanıdıklığından beslenerek çok boyutlu bir kaygıya tekrar ışık tutar. Karşısına çıkan geçmiş travmaları ile tekrar yüzleşmek ve affetmek/affedilmek isteyen Nur bir daha oraya ait olmayacağını bildiği için küçük kızına da arkadaşlık ettiği kuşlara çok bağlanmamasını öğütler ve kendini de zamanında kimliğini ona göre tanımlaması beklenen evde yalnızca bir misafir olarak tanıtır. 'Baba Evinde' Misafir Kadın Misafir’in temel konusunun eril aile yapısında yaşadığı travmaları konuşulmamak üzere bastırıp ancak rüyalarında yüzleşme şansı yakalayabilen kadın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Geleneksel aile, deneyimlediğimiz şekilde, tüm sosyal ‘gereklilik’ ve ‘yaptırımları’ ile karşımızdadır tekrar. Kadın ve erkek rolleri yer yer stereotipik olarak görülebilecekse de gerçekçiliğinden hiçbir şey kaybetmez çünkü ne kadın vücudunu dikiz yoluyla bir haz nesnesi olarak konumlandıran, ‘dediğimi yap sen benim’ diyerek kendini her zaman haklı gören, konuşulmayacağını bildiği tacizi yapmaktan çekinmeyen ve küfrü diline pelesenk eden erkek sadece basmakalıp bir temsildir sadece, ne de ölüm döşeğinden kalkıp evi çekip çevirme yükümlülüğünü yerine getirmesi beklenen ve ‘aileyi korumak’ adına olan biten her şeyi görmezden gelerek düzenin mahkûmuyken gardiyanı olan kadın yabancıdır bize. Nur’un baba otoriteli aileye kendi çapındaki başkaldırışı da her ne kadar film boyunca fazla naif gözler önüne serilmiş olsa da varlığıyla bu açıdan çok…

Yazar Puanı

Puan - 73%

73%

Misafir, başarılı oyuncu kadrosundan gücünü alan can acıtıcı temsili ve her yere uzanan hikayesi ile birçok yaranın üstüne tek tek basmayı başarabilirken en önemlisi konuşması engellenen tüm cinsel taciz kurbanlarının sessizliğine davet eden güçlü bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
73
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi