Dünya prömiyerini 68. Berlin Film Festivali’nde yapan ve aynı zamanda festivalin Ana Yarışma bölümünde Altın Ayı için de yarışan Paraguay yapımı Mirasçılar - The Heiresses, hem Ana Brun’a En İyi Kadın Oyuncu ödülü hem de ilk uzun metrajında ortaya etkileyici bir keşif filmi koymayı başaran yönetmen Marcelo Martinessi’ye Alfred Bauer ödülünü kazandırarak önemli bir başarıya imza attı. Aynı zamanda FIPRESCI ödülü ile birlikte queer temalı filmlerin yarıştığı Teddy ödüllerinde de Teddy Readers ödülüne layık görülen Mirasçılar; incelikli anlatısı ve hem ön plana çıkan kadın karakterleri hem de Güney Amerika toplumundaki sınıfsal yapıyı ortaya koyma becerisiyle de özel bir öneme sahip. Orta yaşın üstündeki iki kadının hayatlarındaki önemli bir dönüm noktasına ve onları sonsuza dek dönüştürecek bir sarsıntıya odaklanan film; özellikle ele aldığı kabuğunu kırma düsturuyla da son dönemde izlediğimiz Sebastian Lelio imzalı Gloria filmi ile yakın akrabalık bağları içeriyor. Mirasçılar, Gloria kadar hareketli bir anlatım yapısını benimsemese de evden çıkmayı başaran, kabuğunu kıran ve yerleşik düzenin konforundan vazgeçerek yeni bir hayatı tercih eden ana karakteriyle Gloria’nın izinden gidiyor. Mirasçılar, sade ama derinlikli kadrajları, oyunculuk performansları ve her ayrıntısı özenli bir titizlikle kaleme alınan senaryosuyla dikkatleri çekmeyi başarırken Martinessi de henüz ilk uzun metrajıyla gelecek filmleri merakla beklenecek bir yönetmenin doğuşunu müjdeliyor. Mirasçılar: Kır Zincirlerini! Uzun süredir hayat partneri olan Chela ve Chiquita’nın hayatlarındaki önemli bir dönüm noktasına odaklanan Mirasçılar; yıllar içinde ilişkilerinde kurdukları sabit rol dağılımına adapte olan ikilinin finansal zorluklar sebebiyle yönetmeleri gereken bir kriz sürecini ekrana taşıyor. Dışa dönük ve oldukça sosyal bir kişiliğe sahip olan Chiquita (Margarita Irún), hayatlarını yönetmekle sorumlu olan taraftır. Chiquita’ya nazaran oldukça asosyal ve içe dönük kişiliğiyle dikkatleri çeken Chela (Ana Brun) ise tüm günü odasında resim yaparak ve evin, hatta odasının, dışına çıkmayı pek tercih etmez. Yaşadıkları finansal kriz sebebiyle borçlarını ödemek için yaşadıkları bu çok eski ve tarihi evde yer alan antika niteliğindeki birçok eşyayı satmaya karar verirler. Fakat konforuna ve sahip olduğu sosyal statüye oldukça düşkün olan Chela her satış işleminde öfkesini Chiquita’dan çıkarmayı tercih eder. Chiquita bir borç yüzünden belirli bir süreliğine hapse gönderildiğinde koskoca evde hizmetlisi ve kendiyle bir başına kalan, hayatında ilk defa işleri idare etme sorumluluğunu almak zorunda olan ve suyunu, kahvesini, kolasını bile belirli bir sıralamayla içen mükemmeliyetçi Chela; kendi mahallesinde yaşayan varlıklı yaşlı kadınlara taksi hizmeti vermek için sokaklara çıktığında aslında kendi devriminin kapısını da aralamış olacaktır. Şoförlüğe başladığı süreçte karşılaştığı genç ve oldukça çekici bir kadın olan Angy ise onun hem arzularını keşfetmesini hem de zaman içinde sertleşen kabuğunu kırmasına yardımcı olacaktır. Ne zamanki Chiquita hapse girer ve tüm işler bir anda Chela’nın üzerine yüklenir, işte o zaman Chela karakteri saklandığı güvenli limandan ayrılarak tekinsiz ve muğlak dışarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Chela’nın konforlu yaşamının bir anda çökerek yıkılması aslında karakterin özgürleşmesi adına değerli bir gelişmedir. Kendini eve hapseden ve günlük rutininden hiç şaşmayan bu kadının hayatı yıkımla özgürleşecek ve belki ona değen diğer hayatları da özgürleştirecektir. Sosyal statüsünden ve alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemeyen bu kadının dışarı adım atması farklı yaşamlar, sınıfsal gerçeklikler ve sandığın içine gizlediği arzuları ile yüzleşmesini sağlayarak kendi gerçekliğinin ve…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Ana Brun, Chela karakterini canlandırmada sade ama yoğun bir derinliğe sahip oyunculuk performansıyla devleşirken Mirasçılar, hem anlatısı hem de kurmuş olduğu sinematik diliyle bu yılın kaçırılmaması gereken filmlerinden birine dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
80

Dünya prömiyerini 68. Berlin Film Festivali’nde yapan ve aynı zamanda festivalin Ana Yarışma bölümünde Altın Ayı için de yarışan Paraguay yapımı Mirasçılar – The Heiresses, hem Ana Brun’a En İyi Kadın Oyuncu ödülü hem de ilk uzun metrajında ortaya etkileyici bir keşif filmi koymayı başaran yönetmen Marcelo Martinessi’ye Alfred Bauer ödülünü kazandırarak önemli bir başarıya imza attı. Aynı zamanda FIPRESCI ödülü ile birlikte queer temalı filmlerin yarıştığı Teddy ödüllerinde de Teddy Readers ödülüne layık görülen Mirasçılar; incelikli anlatısı ve hem ön plana çıkan kadın karakterleri hem de Güney Amerika toplumundaki sınıfsal yapıyı ortaya koyma becerisiyle de özel bir öneme sahip. Orta yaşın üstündeki iki kadının hayatlarındaki önemli bir dönüm noktasına ve onları sonsuza dek dönüştürecek bir sarsıntıya odaklanan film; özellikle ele aldığı kabuğunu kırma düsturuyla da son dönemde izlediğimiz Sebastian Lelio imzalı Gloria filmi ile yakın akrabalık bağları içeriyor. Mirasçılar, Gloria kadar hareketli bir anlatım yapısını benimsemese de evden çıkmayı başaran, kabuğunu kıran ve yerleşik düzenin konforundan vazgeçerek yeni bir hayatı tercih eden ana karakteriyle Gloria’nın izinden gidiyor. Mirasçılar, sade ama derinlikli kadrajları, oyunculuk performansları ve her ayrıntısı özenli bir titizlikle kaleme alınan senaryosuyla dikkatleri çekmeyi başarırken Martinessi de henüz ilk uzun metrajıyla gelecek filmleri merakla beklenecek bir yönetmenin doğuşunu müjdeliyor.

Mirasçılar: Kır Zincirlerini!

Uzun süredir hayat partneri olan Chela ve Chiquita’nın hayatlarındaki önemli bir dönüm noktasına odaklanan Mirasçılar; yıllar içinde ilişkilerinde kurdukları sabit rol dağılımına adapte olan ikilinin finansal zorluklar sebebiyle yönetmeleri gereken bir kriz sürecini ekrana taşıyor. Dışa dönük ve oldukça sosyal bir kişiliğe sahip olan Chiquita (Margarita Irún), hayatlarını yönetmekle sorumlu olan taraftır. Chiquita’ya nazaran oldukça asosyal ve içe dönük kişiliğiyle dikkatleri çeken Chela (Ana Brun) ise tüm günü odasında resim yaparak ve evin, hatta odasının, dışına çıkmayı pek tercih etmez. Yaşadıkları finansal kriz sebebiyle borçlarını ödemek için yaşadıkları bu çok eski ve tarihi evde yer alan antika niteliğindeki birçok eşyayı satmaya karar verirler. Fakat konforuna ve sahip olduğu sosyal statüye oldukça düşkün olan Chela her satış işleminde öfkesini Chiquita’dan çıkarmayı tercih eder. Chiquita bir borç yüzünden belirli bir süreliğine hapse gönderildiğinde koskoca evde hizmetlisi ve kendiyle bir başına kalan, hayatında ilk defa işleri idare etme sorumluluğunu almak zorunda olan ve suyunu, kahvesini, kolasını bile belirli bir sıralamayla içen mükemmeliyetçi Chela; kendi mahallesinde yaşayan varlıklı yaşlı kadınlara taksi hizmeti vermek için sokaklara çıktığında aslında kendi devriminin kapısını da aralamış olacaktır. Şoförlüğe başladığı süreçte karşılaştığı genç ve oldukça çekici bir kadın olan Angy ise onun hem arzularını keşfetmesini hem de zaman içinde sertleşen kabuğunu kırmasına yardımcı olacaktır.

Ne zamanki Chiquita hapse girer ve tüm işler bir anda Chela’nın üzerine yüklenir, işte o zaman Chela karakteri saklandığı güvenli limandan ayrılarak tekinsiz ve muğlak dışarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Chela’nın konforlu yaşamının bir anda çökerek yıkılması aslında karakterin özgürleşmesi adına değerli bir gelişmedir. Kendini eve hapseden ve günlük rutininden hiç şaşmayan bu kadının hayatı yıkımla özgürleşecek ve belki ona değen diğer hayatları da özgürleştirecektir. Sosyal statüsünden ve alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemeyen bu kadının dışarı adım atması farklı yaşamlar, sınıfsal gerçeklikler ve sandığın içine gizlediği arzuları ile yüzleşmesini sağlayarak kendi gerçekliğinin ve ezberlerinin bozulmasına yol açar ve ket vurulanın, bastırılanın su yüzüne çıkışına olanak tanır.

Özellikle Chiquita karakterinin hapishanede geçen sahneleriyle Chela’nın varlıklı kadınlara şoförlük yaptığı sahnelerdeki paralel anlatı Paraguay özelinde Güney Amerika toplumundaki sınırları keskin sınıfsal yapıya ve farklı sosyal statülere yoğun göndermelerle dikkatleri çekerek filmin politik zeminini de ortaya koyar. Yalnızca bir kadın özgürleşmesi olarak okunamayacak olan Mirasçılar, içeriyi dışarı ve dışarıyı da içeri açarak yerleşik düzeni bozan sinematik dili, karakterlerinin izole yaşamını başta kadrajlarını mekandan yalıtarak kuran fakat zaman ilerledikçe karakterlerinin geçirdiği dönüşümü mekânı da kadrajlarda özgürleştirerek betimlemeyi başaran ve böylesine incelikli ve sade bir film dili ortaya koyarak umut vadeden bir yönetmen olduğunu gösteren Martinessi son dönemde başımıza gelebilecek en özel ilk filmlerden birine imza atıyor. Ana Brun, Chela karakterini canlandırmada sade ama yoğun bir derinliğe sahip oyunculuk performansıyla devleşirken Mirasçılar, hem anlatısı hem de kurmuş olduğu sinematik diliyle bu yılın kaçırılmaması gereken filmlerinden birine dönüşüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi