2010 yılında Despicable Me ve 2013 yılında Despicable Me 2 animasyonları ile özellikle gişede büyük bir başarı kazanan serinin devam filmlerinin geleceğinden şüphemiz yoktu. Despicable Me serisinin parlayan küçük yıldızları minyonları ise hepimiz çok sevmiş ve ekstra sempati beslemiştik. İlk iki filmde, nereden geldiklerini ve neden serinin ana karakteri Gru’ya itaat ettiklerini bilmediğimiz bu küçük sarı minyonların geçmişini birçoğumuz merak da ediyorduk. Serinin yapımcıları da seyircinin bu merakını gidermek adına bizleri minyonların geçmişine götürmeye karar verdi ve işin özünde Minyonlar – Minions filmi bu şekilde ortaya çıktı. Kısacası Minyonlar filmi; Despicable Me serisinin yardımcı karakterleri minyonları başrole taşıyarak onların geçmiş hikayesine ve patronları Gru’ya gelene kadar kimlerden geçtiklerine odaklanıyor. Peki bu geçmiş hikaye beklentilerimizi karşılamaya yetiyor mu? İşte orada biraz durmamız gerekiyor. Kötü filmlerle baş etmek elbette kolaydır; fakat Minyonlar için kötü film yakıştırması da yapabilecek durumda değiliz. Çünkü Minyonlar iyinin ve kötünün tam ortasına yerleşerek oldukça nötr bir film imajı taşıyor. Tıpkı tadını alamadığınız için iyi ya da kötü diyemediğiniz bir yemek gibi.

Minyonlar’ın konusuna geçmeden önce filmle ilgili bazı yapım notlarından bahsetmek istiyorum. Bir Illumination Entertainment ve Universal Pictures yapımı olan Minyonlar, üç boyutlu ve bilgisayar teknolojisiyle üretilmiş bir animasyon olarak gösterime giriyor. Birçok Disney animasyonu gibi CGI teknolojisiyle desteklenen Minyonlar’ın yönetmen koltuğunda; yine Despicable Me serisinin yönetmenlerinden biri olan Pierre Coffin ve birçok Pixar projesinde imzası bulunan Kyle Balda oturuyor. Fransız bir animasyon yönetmeni ve aynı zamanda seslendirme sanatçısı da olan Pierre Coffin’in, Minyonlar filmindeki tüm minyonların seslendirmesini de yaptığını ayrıca belirtmek ve hatta altını çizmek gerekiyor. Minyonlar’ın hikaye ve senaryosu ise çizgi roman takipçileri tarafından iyi bilinen ve konusu bir TV serisi olan Angel’a dayanan Spike çizgi romanının yazarı Brian Lynch’e ait. Kısacası Minyonlar’ın mutfağının oldukça donanımlı bir ekipten oluştuğunu söyleyebiliriz. Şu ana kadar gişede yapmış olduğu hasılata da bakacak olursak; Minyonlar’ın bu emeğin karşılığını misliyle aldığını söylemek mümkün. Zira, 74 milyon dolara mal olan Minyonlar; tüm dünya genelinde 1 milyar dolarlık bir hasılat elde etmiş görünüyor.

Orijinal dilinde Sandra Bullock, Jon Hamm, Michael Keaton, Allison Janney, Steve Coogan ve Geoffrey Rush tarafından seslendirilen Minyonlar’ın Türkçe seslendirmesini ise Beren Saat ve Kenan Doğulu ikilisi üstleniyor. Etkileyici bir açılış sahnesiyle minyonların tek hücreli bir canlı türünden evrimleşme sürecini aktaran Minyonlar; tarih öncesi dönemden 1968 yılına dek hızlıca ilerleyen bir zaman çizelgesinde bu küçük sarı minyonların kimler için çalıştığını gösteriyor. Tarih öncesi çağlardan beri kendilerine kötü bir efendi arayan ve ona itaat etmek isteyen minyonlar; dinozorlardan Firavun’a, Dracula’dan Napolyon’a kadar birçok kişiye hizmet etmiş; fakat o kişiler birer birer yok olmuşlardır. Napolyon’dan ve savaşın kaybından sonra Antartika’ya yerleşen minyonların kendilerine yeni bir efendi bulamaması canlarını çok fazla sıkmaya başlar. Adeta tüm neşelerini ve hayata bağlılıklarını kaybetmeye başlayan minyonları kurtarmak adına ortaya bir fikir atan Kevin, kendi gibi minyon olan arkadaşları Stuart ve Bob ile birlikte, yeni yerleri ve efendilerini keşfetmek adına yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sonunda kendilerini 1968 yılının New York’unda bulan üç kafadar; minyonların yeni efendisinin kim olacağını araştırmaya başlar. Bir TV kanalında denk geldikleri programda Orlando’da düzenlenecek Kötüler Konferansı’na gitmeye karar veren bu üç minyon, orada dünyanın en kötü kadın kahramanı olarak ilan edilen Scarlet Overkill (Sandra Bullock – Beren Saat) ile tanışacak ve onun için çalışmaya başlayacaklardır.

Olay örgüsü anlamında hızlı bir şekilde ilerleyen Minyonlar filminin tatminsizliği ise bu hikayenin bizim için bir anlam ifade edememesinden kaynaklanıyor. Birçok siyasi ve kültürel referans noktalarına sahip olan film minyonların efendi arayışı fikrini temellendirmeyi başaramıyor. Özellikle filmin daha çok çocuklar tarafından izleneceğini düşünecek olursak; 1960’lı yılların siyasi ve kültürel atmosferinin, gözümüze sokulan Nixon pankartlarının ve hippi kültürünün hem filmin özüne kattığı bir değer olmadığını hem de günümüz çocukları tarafından algılanabilecek bir anlam teşkil etmediğini daha iyi anlayabiliriz. Muhtemelen minyonların geçmiş hikayesini Despicable Me serilerine ve Gru’ya tarihi anlamda bağlayabilmek için seçilmiş olan bu tarih, film için yalnızca içi boş bir araç işlevi görüyor.

Minyonlar’ın teknik anlamda oldukça etkileyici ve mizah yönü ağır basan birkaç sahnesi dışında ön plana çıkan diğer yanı müzik tercihleri. 1960’ların parlak renklerini ve stilistik dizaynını sanat yönetimiyle de destekleyen filmin The Turtles’dan The Doors’a, Donovan’dan The Beatles’ın minyonlar tarafından seslendirilen parçası Revolution’a dek yapmış olduğu şarkı seçimleri kesinlikle çok başarılı. Aynı şekilde Pierre Coffin’in tek başına tüm minyonların seslendirmesini ve seslendirme yönetimini yapmış olması Minyonlar’ın değerini ekstra yükselten bir özellik. Fakat, filmin geneline yayılan basit şakalarla düşürülen mizahi ton, tam manasıyla temellendirilememiş hikaye ve hatta yer yer absürt bile gelmesi muhtemel mantık hataları (Minyonlar Napolyon’un Waterloo Savaşı’ndan sonra birden bire Antartika’ya nasıl düştüler gibi), Minyonlar’ın sinemasal değerini düşürmeye yetiyor da artıyor bile. Yine de, bugünlerde hiçbir şey düşünmeden gülmek istiyorum diyorsanız, onun garantisini verebilirim.

2010 yılında Despicable Me ve 2013 yılında Despicable Me 2 animasyonları ile özellikle gişede büyük bir başarı kazanan serinin devam filmlerinin geleceğinden şüphemiz yoktu. Despicable Me serisinin parlayan küçük yıldızları minyonları ise hepimiz çok sevmiş ve ekstra sempati beslemiştik. İlk iki filmde, nereden geldiklerini ve neden serinin ana karakteri Gru’ya itaat ettiklerini bilmediğimiz bu küçük sarı minyonların geçmişini birçoğumuz merak da ediyorduk. Serinin yapımcıları da seyircinin bu merakını gidermek adına bizleri minyonların geçmişine götürmeye karar verdi ve işin özünde Minyonlar – Minions filmi bu şekilde ortaya çıktı. Kısacası Minyonlar filmi; Despicable Me serisinin yardımcı karakterleri minyonları başrole taşıyarak onların geçmiş hikayesine ve patronları Gru’ya gelene kadar kimlerden geçtiklerine odaklanıyor. Peki bu geçmiş hikaye beklentilerimizi karşılamaya yetiyor mu? İşte orada biraz durmamız gerekiyor. Kötü filmlerle baş etmek elbette kolaydır; fakat Minyonlar için kötü film yakıştırması da yapabilecek durumda değiliz. Çünkü Minyonlar iyinin ve kötünün tam ortasına yerleşerek oldukça nötr bir film imajı taşıyor. Tıpkı tadını alamadığınız için iyi ya da kötü diyemediğiniz bir yemek gibi. Minyonlar’ın konusuna geçmeden önce filmle ilgili bazı yapım notlarından bahsetmek istiyorum. Bir Illumination Entertainment ve Universal Pictures yapımı olan Minyonlar, üç boyutlu ve bilgisayar teknolojisiyle üretilmiş bir animasyon olarak gösterime giriyor. Birçok Disney animasyonu gibi CGI teknolojisiyle desteklenen Minyonlar’ın yönetmen koltuğunda; yine Despicable Me serisinin yönetmenlerinden biri olan Pierre Coffin ve birçok Pixar projesinde imzası bulunan Kyle Balda oturuyor. Fransız bir animasyon yönetmeni ve aynı zamanda seslendirme sanatçısı da olan Pierre Coffin’in, Minyonlar filmindeki tüm minyonların seslendirmesini de yaptığını ayrıca belirtmek ve hatta altını çizmek gerekiyor. Minyonlar’ın hikaye ve senaryosu ise çizgi roman takipçileri tarafından iyi bilinen ve konusu bir TV serisi olan Angel’a dayanan Spike çizgi romanının yazarı Brian Lynch’e ait. Kısacası Minyonlar’ın mutfağının oldukça donanımlı bir ekipten oluştuğunu söyleyebiliriz. Şu ana kadar gişede yapmış olduğu hasılata da bakacak olursak; Minyonlar’ın bu emeğin karşılığını misliyle aldığını söylemek mümkün. Zira, 74 milyon dolara mal olan Minyonlar; tüm dünya genelinde 1 milyar dolarlık bir hasılat elde etmiş görünüyor. Orijinal dilinde Sandra Bullock, Jon Hamm, Michael Keaton, Allison Janney, Steve Coogan ve Geoffrey Rush tarafından seslendirilen Minyonlar’ın Türkçe seslendirmesini ise Beren Saat ve Kenan Doğulu ikilisi üstleniyor. Etkileyici bir açılış sahnesiyle minyonların tek hücreli bir canlı türünden evrimleşme sürecini aktaran Minyonlar; tarih öncesi dönemden 1968 yılına dek hızlıca ilerleyen bir zaman çizelgesinde bu küçük sarı minyonların kimler için çalıştığını gösteriyor. Tarih öncesi çağlardan beri kendilerine kötü bir efendi arayan ve ona itaat etmek isteyen minyonlar; dinozorlardan Firavun’a, Dracula’dan Napolyon’a kadar birçok kişiye hizmet etmiş; fakat o kişiler birer birer yok olmuşlardır. Napolyon’dan ve savaşın kaybından sonra Antartika’ya yerleşen minyonların kendilerine yeni bir efendi bulamaması canlarını çok fazla sıkmaya başlar. Adeta tüm neşelerini ve hayata bağlılıklarını kaybetmeye başlayan minyonları kurtarmak adına ortaya bir fikir atan Kevin, kendi gibi minyon olan arkadaşları Stuart ve Bob ile birlikte, yeni yerleri ve efendilerini keşfetmek adına yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sonunda kendilerini 1968 yılının New York’unda bulan üç kafadar; minyonların yeni efendisinin kim olacağını araştırmaya başlar. Bir TV kanalında denk geldikleri programda Orlando’da düzenlenecek Kötüler Konferansı’na gitmeye karar veren bu üç minyon, orada…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

55

Minyonlar iyinin ve kötünün tam ortasına yerleşerek oldukça nötr bir film imajı taşıyor. Tıpkı tadını alamadığınız için iyi ya da kötü diyemediğiniz bir yemek gibi.

Kullanıcı Puanları: 3.38 ( 17 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi