Leaving Las Vegas ve Time Code fimleriyle hatırladığımız İngiliz yönetmen Mike Figgis 32.İstanbul Film Festivali kapsamında İstanbul’daki hayranlarıyla buluştu. 1948 doğumlu yönetmenin Çok Yaşa Aşk ve son filmi Gördüğüne İnan’ın gösterimileri yapıldı. Bu iki filmin arasındaysa yönetmen dijital sinemacılık başlığı altında kendi kariyerini katılımcılarla paylaştı. 2 saate yakın süren bu derste yönetmenin anlattıklarını Ayça ile not ettik ve sizlerle paylaşmak istedik. Aşağıda yönetmenin kendi ağzından anlattıklarını okuyabilirsiniz.

İnsanlara palavra atıyor, onları güldürüyordum.

9 yaşıma kadar babamın işleri dolayısıyla Afrika’da yaşadım. Daha sonrasında babamın iflası sonucunda İngiltere’ye döndük. Bu benim henüz küçük yaşta iki farklı hayatı görmemi sağladı. O zamana kadar zengin bir yaşam sürerken o zamandan sonra daha mütevazı bir yaşam sürmeye başlamıştık.

Okula başladığımda komedyen olmayı seçtim. İnsanlara palavra atıyor, onları güldürüyordum. Girişken olmak gerekiyordu. Eğer girişken olmazsan yönetmen olamazsın. Bu tarz yeteneklerin yoksa Holywood’a girmenin imkanı yok. Çok fazla sabır ve küstahlık gerektiriyor. Bir diğer önemli nokta ise yönetmenseniz herşeyin ters gitmesine alışmalısınız. Yönetmenseniz ters giden tüm bu şeyleri kontrol etmeyi bilmeli, sorunlara bir anda çare bulmalısınız. Tüm bunların yanı sıra film yapmak uzun ve sıkıcı bir iştir, içinizde mutlaka bu işe karşı bir tutku olması gerekiyor.

Eğer bir fırsatınız varsa asla hayır demeyin, hep evet deyin.

Benim ilk tutkum sinema değildi, müzikti. Hatta Jazz müzisyeni olmak istiyordum. O dönemde müthiş bir kültür dönüşümü gerçekleşiyordu ve çok iyi bir grupta çalıyordum. Müzik okumaya karar verdim. Eğitim almak istiyordum. O zamanlar en iyi yeteneğim palavra atmaktı ve bu yeteneğim sayesinde müzik okuluna girdim. Sonrasında hayatımın ilk berbat anını da bu müzik okulunda yaşadım. Jüriyi kandırarak okula girmeyi başarmıştım, ancak nota okuyamıyordum. Evet iyi çalıyordum fakat nota okuyamadığım için ne çalmam gerektiğini bilemiyordum. Birgün orkestra şefi beni fena şekilde azarladı. Üç yıl boyunca orkestrada yanımdakileri taklit ettim, onlar ne yaparsa aynısını yaptım. Bunu neden anlatıyorum? Eğer bir fırsatınız varsa asla hayır demeyin, hep evet deyin. İnanın bana bunu yapan sadece siz değilsiniz. Aktörlerde bunu yapıyor ve bu birçok kez bizzat benim başıma geldi. Fransızca bilmediği halde biliyorum diyen aktrislerin yanı sıra yüzme biliyorum deyip göl sahnesinde boğulmak üzere olan aktörle çalıştım ben.

 Örneğin Twilight’a bakalım. Rezalet bir film, ama ekibin içinde olan herkese büyük paralar kazandırdı.

Az önce de söylediğim gibi öğrencilik yıllarım sırasında Londra’da çok önemli bir kültür devrimi oluyordu. Godard’ın filmlerinden etkilenen Bonnie and Clyde gibi filmlerle çok süratli bir değişim gerçekleşiyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra insanlar sınıf sistemini yok etmeye çalışıyordu ve işçi sınıfı mensupları birşeyler söylemek istiyordu. Yeni dalga sinema, stüdyoya ve geleneksel bir senaryoya ihtiyaç duymuyordu. En öne çıkan icat kamera değil nagra isimli bir teyp makinesiydi. Sesi tek bir kişi kaydedebiliyordu. Böylece film yapanlar özgürlüğe kavuştu. Sinemanın temelleri o dönem atılmıştı. 16mm elle taşınabilir kameralar icat edildiğinde yeni sinemanın temelleri de atılmıştı. Ve stüdyodan çıkıp özgürleşilmişti. Godard bunu ilk yapan isimlerdendi.

Film yapmak aslında tamamen kapitalist bir süreçtir. Holywood’da herkes sinemadan “business” veya “show business” olarak bahseder. Örneğin Twilight’a bakalım. Rezalet bir film, ama ekibin içinde olan herkese büyük paralar kazandırdı. Gün sonunda ne yazık ki sanattan değil paradan bahsedilir.

Bir pencere bile ışık için yeterlidir.

Tekrar benim yönetmen olma yolculuğuma dönelim. Müzikle canlı performansın bir arada olması sebebiyle tiyatro grubuna katıldım. Önceleri aktördüm. 10 yıl boyunca seyahat ettik. 5 kişiydik ve yönetmen yoktu. Ama bu çok da önemli değildi çünkü herkes eşit sorumluluk alıyordu. Filmler izleyip bunu canlı performansa dahil etmeye çalışırdım. Bu grupla gezerken hayatınız tehlikeye girebiliyordu. Almanya’da Yahudi 2 üyemiz, Hitler hakkında provokatif şeyler yapınca izleyiciler tepki gösterdi.

Sonrasında gruptan ayrıldım ve sinemaya ilgi duymaya başladım. Film okuluna gidersem iyi olur diye düşünüyordum. Sınavına gitmek için gittim ve benden nefret ettiler. Karşımda jüri diye İngiliz orta sınıfı duruyordu. Küstah tavırlarından hoşlanmadım. Bana “10 sene köle olursan bu işin sırrını söyleriz” der gibi bakıyorlardı.  Açıkça beni istemediklerini belli ettiler. “Film okuluna giremezsen ne yapacaksın?” diye sordular ve film yapacağım dedim. “İyi de daha kamera kullanmayı bile bilmiyorsun.” dediklerinde ise “O kadar da zor bir şey olamaz!” diye cevap verdim ve film okulu hayalim sona erdi.

Yönetmen adaylarına önerim ışık kullanımı için çok fazla detaya girmeyin. Bir pencere bile ışık için yeterlidir. Gözlerinizi kısın eğer iyi görünüyorsa iyidir. Işıkla ilgili bir anımı sizinle paylaşayım.  Birgün İngiltere’de bir sanatçıya video çektim. Hiç bulut yok. Belki de İngiltere tarihinin gelmiş geçmiş en güneşli günü. Işık ölçeri bir gün önce düşürmüştüm meğer arızalanmış. En aydınlık günde garip bir şekilde en karanlık filmi çektim. Bu benim için utanç dolu bir andı, bu kadar kötü bir film çekilemezdi.

fotoğraf

İnanın o an belki 10 saniye sürdü belki 1 saat, benim için zaman durmuştu…

Benim için asıl şans Kanal 4’ün ortaya çıkması oldu. O dönemde İngiltere’de sadece 3 televizyon kanalı vardı ve tanıdığın, torpilin olmadan yönetmen olman hayal gibi birşeydi. Kanal 4’e yeni yönetmenler arıyorlardı. Film için bir fikriniz var mı diye sordular? Tabi ki var dedim (gülüyor). Hemen bir fikir geliştirdim önce sahnede denedim bunu, sonra 60 dakikalık bir film çektim. İlk filmimin ilk günü herşeyi çok iyi biliyordum. En azından iyi bildiğimi sanıyordum. Çok iyi bir senaristle çalışmıştım. Filmi iki ayrı planda çektim. İlk gün herşey hazırdı. Çok meşhur aktör ve aktrislerle çalışıyordum. Herkes hazırlandıktan sonra birinci asistan sordu. “Peki Mike, şimdi ne yapmak istersin?” İşte o an hani insanın kafasından kaynar sular dökülür ya aynen öyle oldu. Kilitlenmiştim. Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Herkes birbirine bakmaya başladı. İnanın o an belki 10 saniye sürdü belki 1 saat, benim için zaman durmuştu…

Artık film çekmek için yeni iPhone bile yeterli olabilir.

Ben film yaparken, set ekibine karşı saygı duymaya çalışıyorum. İkinci filmde yine aynı görüntü yönetmeniyle çalıştım. Ve daha büyük bir ekiple tabii ki. Ama daha büyük işlerde daha büyük problemler çıkıyor. Ben herkesle arkadaş olmak istiyordum da bu sektörde işler böyle yürümüyor. Arkadaşlıktan çok size saygı duymaları gerekiyor. Yoksa işler umduğunuz gibi gitmiyor. Bende bu saygıyı kazandım.

Artık film çekmek için yeni iPhone bile yeterli olabilir. Kamersı oldukça iyi. Canon vs. gibi aletlerle de çok iyi, ummadığınız bir çekim yapabilirsiniz. Lens ve mikrofon iyiyse iyi film yapma şansınız her zaman var. Ama işin dağıtım kısmı çok kötü. Ne yazık ki popüler filmlere öncelik gösteriliyor. Popüler bir oyuncuyla çalışıyorsanız dağıtım işi kolaylaşıyor yoksa işiniz çok zor. Sorun dağıtımcı bulamadıkça hiçbir ümidiniz de olmuyor. En basiti dağıtımcılar deneysel sinemadan nefret ediyorlar. Alternatif dağıtım kanalları bulabilirseniz insanları çekebilirsiniz ama onlar da asla risk almazlar. Genç yönetmen adaylarına önerim mutlaka organize olun. Bana korsanlara neden saldırmıyorsunuz diyorlar. Çünkü onlar benim gelirimle oynamıyorlar. Parayı asıl kazananlar prodüktörler.

Asla kendi paranızla iş yapmayın.

Internal Affairs filmiyle ilgili bir anımı anlatayım. Çok istiyordum bu filmi ve filmi alabilmek için çok naif bir şekilde davrandım. Öncesinde hiç Los Angeles’a gitmemiştim. Ve filmimi, filmlerden görüp aklımda kalan Los Angeles görüntüleriyle çektim. Başrolde Richard Gere oynadı. O dönem Gere bitmek üzereydi. Herkes sakın onunla çalışma filmi pazarlayamayız diyordu. Ama ben çalıştım ve sonrasında Pretty Woman ile zirveye yükseldi. Böyle oyuncularla çalışıyorsanız ileride unutulmaya da en baştan hazırlıklı olmanız gerekiyor. Nicholas Cage ile de aynı şey oldu. Uzun süre sonra gördüklerinde beni zor tanıdılar. Hollywood’da bir söz vardır. Biri elini sırtınızı koyduğunda o el ileride bıçak olacaktır. Evet, Hollywood için oldukça karamsar bir tablo çiziyoruz ama ne yazık ki şuan için durum böyle.

Son olarak sizlere önerim şu olabilir. Asla kendi paranızla iş yapmayın. Parayı başkasından bulun ve onun parasını kullanın… 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi