Henüz 38 yaşında olan Jeff Nichols son dönem Amerikan Bağımsız sinemasının en başarılı yönetmenlerinden bir tanesi. 2007 yılında çektiği Shotgun Stories ile yönetmenlik kariyerine adım atan Nichols henüz ikinci filmi olan Take Shelter (Sığınak) ile modern bir başyapıta imza atmış, hemen arkasından çektiği Mud ile Altın Palmiye için yarışmıştı. Yaklaşık dört yıllık bir aradan sonra ilk stüdyo filmi Midnight Special ile geri dönen Nichols, bilimkurgu sularına yelken açarken, nevi şahsına münhasır filmografisine ilk vasat filmini ekliyor.

Film bir otel odasında açılıyor. Televizyondan yapılan anonsta 8 yaşlarında Alton Meyer isimli bir çocuğun kaçırıldığı, çocuğun fotoğrafı olmasa bile kaçıran kişinin Roy Tomlin (Michael Shannon) isimli biri olduğu belirtiliyor -bu esnada televizyonda Shannon’ın fotoğrafı gözüküyor. Roy ve arkadaşı Lucas (Joel Edgerton) Alton’ı da alarak bulundukları otelden çıkıyor, arabaya binerek uzaklaşıyorlar. Bu esnada doğal olarak Roy ve Lucas’a karşı şüpheci bir tavır takınmaya hazırlanırken, Roy’un, Alton’ın biyolojik babası olduğunu öğreniyor ve bunun bir kaçırmadan ziyade kurtarma olduğunu anlıyoruz.

Alton’ın kaçırılma/kurtarılma meselesinden başlayacak olursak, süper güçlere sahip olan bu çocuğun peşinde olan iki tarafın da -devlet ve tarikat- peşinde olduklarını düşündükleri “şey” konusunda yanılgıya düştüklerini söyleyebiliriz. Bir tarafta Alton’ı mesihvari bir yerde konumlandıran tarikat diğer tarafta ise ABD’yi yok etmekle görevlendirilmiş alienvari bir yerde konumlandıran devlet. Jeff Nichols, bu noktada tarafsız bir anlatım tercih ederken, tansiyonun iyice yükseldiği son bölüme kadar Alton’ın güçleri ve bu güçlerinin kaynağı hakkında herhangi bir bilgi vermeyi tercih etmiyor. Bu hamle seyircinin filmi tarafsız bir bakış açısıyla izlemesine olanak sağlarken karakterin gizemini koruması seyir zevkini yükseltiyor. Bu konuda Jeff Nichols’ın önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Adam Stone ve filmin müziklerine imza atan David Wingo’nun işçiliklerini görmezden gelmemek gerekiyor. Take Shelter’daki büyüleyici kuş sahnesinin bir benzerine Midnight Special’da imza atan Stone bir ABD uydusunun parçalara ayrılması sonucu, alev toplarının Dünya’ya düşerken oluşturduğu sahne ile görsel bir şölen sunuyor. Wingo’nun müzikleri ise bu sahneleri daha anlamlı kılmayı başarıyor.

Midnight Special: Stüdyo Dünyasına Hoş Geldiniz!

Filmin bir diğer önemli artısı ise Take Shelter’da olduğu gibi ciddi bir aile dramı filme konu olmasına rağmen anlatılan hikayede ajitasyona yer verilmemesi. Karakterlerin tarikata neden girdikleri, tarikattan neden ayrıldıkları ve neden dağılmak zorunda kaldıkları gibi sorulara cevap vermek zorunda hissetmeyen Nichols geniş bir hikaye anlatmak yerine esasında bir yol filmi formülize ediyor. Bu yolculuk sırasında gerçekleşen tüm olaylar aksiyonu artırmak için kurgulanmış olsa da bir noktadan sonra filmin Hollywood klişelerine yenik düşmesine sebep oluyor. Bu klişelere süper güçleri olan bir çocukla babası arasında geçen eğreti diyaloglar da eklenince film zaman zaman inandırıcılığını kaybediyor.

Filmin tüm büyüsünün kaybolduğu son bölüme gelecek olursak, bilimkurgunun ağır basmaya başladığı bu son bölüme gelene kadar karakteristik bir Jeff Nichols filminden bahsetmek mümkün. Bu bölümler senaryosundaki aksaklılara rağmen bizde iyi bir finale doğru yol aldığımız izlenimi yaratmayı başarıyor. Fakat, her şeyin bağlanmasını ve yaratılan beklentinin karşılanmasını beklediğimiz son 20 dakika adeta bir fiyaskoya dönüşüyor. Yönetmenin sinemasını özel kılan anlatım tarzından uzaklaşmaya başladığı bu bölüm Spilebergvari dokunuşlara kurban ediliyor. Spoiler vermeden anlatmanın bir hayli zor olduğu bu bölüm kısa bir zaman önce vizyona giren ve herhangi yenilikçi bir söylemi bulunmayan bilimkurgu filmi Tomorrowland’i ve onun mimariden soğutan çizimlerini anımsatıyor. Filmin, ilk bölümü bağımsız bir yönetmenlik izlenimi verirken son bölüm ile Jeff Nichols’a “stüdyo dünyasına hoş geldin!” diyoruz.

Özetle, son yıllarda J.J Abrams filmlerinde görmeye alıştığımız 80’ler bilimkurgu ve fantastik filmlerine dair göndermelerden çokça mevcut olan Midnight Special, Jeff Nichols ve sinemasına hayranlık besleyenler için hayal kırıklığı yaratacaktır. Çok daha iyilerini yapabildiğine şahit olduğumuz Nichols’ın bu son filmini şimdilik görmezden gelerek, Loving’i beklemeye devam edebiliriz.

Henüz 38 yaşında olan Jeff Nichols son dönem Amerikan Bağımsız sinemasının en başarılı yönetmenlerinden bir tanesi. 2007 yılında çektiği Shotgun Stories ile yönetmenlik kariyerine adım atan Nichols henüz ikinci filmi olan Take Shelter (Sığınak) ile modern bir başyapıta imza atmış, hemen arkasından çektiği Mud ile Altın Palmiye için yarışmıştı. Yaklaşık dört yıllık bir aradan sonra ilk stüdyo filmi Midnight Special ile geri dönen Nichols, bilimkurgu sularına yelken açarken, nevi şahsına münhasır filmografisine ilk vasat filmini ekliyor. Film bir otel odasında açılıyor. Televizyondan yapılan anonsta 8 yaşlarında Alton Meyer isimli bir çocuğun kaçırıldığı, çocuğun fotoğrafı olmasa bile kaçıran kişinin Roy Tomlin (Michael Shannon) isimli biri olduğu belirtiliyor -bu esnada televizyonda Shannon’ın fotoğrafı gözüküyor. Roy ve arkadaşı Lucas (Joel Edgerton) Alton’ı da alarak bulundukları otelden çıkıyor, arabaya binerek uzaklaşıyorlar. Bu esnada doğal olarak Roy ve Lucas’a karşı şüpheci bir tavır takınmaya hazırlanırken, Roy’un, Alton’ın biyolojik babası olduğunu öğreniyor ve bunun bir kaçırmadan ziyade kurtarma olduğunu anlıyoruz. Alton’ın kaçırılma/kurtarılma meselesinden başlayacak olursak, süper güçlere sahip olan bu çocuğun peşinde olan iki tarafın da -devlet ve tarikat- peşinde olduklarını düşündükleri “şey” konusunda yanılgıya düştüklerini söyleyebiliriz. Bir tarafta Alton’ı mesihvari bir yerde konumlandıran tarikat diğer tarafta ise ABD’yi yok etmekle görevlendirilmiş alienvari bir yerde konumlandıran devlet. Jeff Nichols, bu noktada tarafsız bir anlatım tercih ederken, tansiyonun iyice yükseldiği son bölüme kadar Alton’ın güçleri ve bu güçlerinin kaynağı hakkında herhangi bir bilgi vermeyi tercih etmiyor. Bu hamle seyircinin filmi tarafsız bir bakış açısıyla izlemesine olanak sağlarken karakterin gizemini koruması seyir zevkini yükseltiyor. Bu konuda Jeff Nichols’ın önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Adam Stone ve filmin müziklerine imza atan David Wingo’nun işçiliklerini görmezden gelmemek gerekiyor. Take Shelter’daki büyüleyici kuş sahnesinin bir benzerine Midnight Special’da imza atan Stone bir ABD uydusunun parçalara ayrılması sonucu, alev toplarının Dünya’ya düşerken oluşturduğu sahne ile görsel bir şölen sunuyor. Wingo’nun müzikleri ise bu sahneleri daha anlamlı kılmayı başarıyor. Midnight Special: Stüdyo Dünyasına Hoş Geldiniz! Filmin bir diğer önemli artısı ise Take Shelter’da olduğu gibi ciddi bir aile dramı filme konu olmasına rağmen anlatılan hikayede ajitasyona yer verilmemesi. Karakterlerin tarikata neden girdikleri, tarikattan neden ayrıldıkları ve neden dağılmak zorunda kaldıkları gibi sorulara cevap vermek zorunda hissetmeyen Nichols geniş bir hikaye anlatmak yerine esasında bir yol filmi formülize ediyor. Bu yolculuk sırasında gerçekleşen tüm olaylar aksiyonu artırmak için kurgulanmış olsa da bir noktadan sonra filmin Hollywood klişelerine yenik düşmesine sebep oluyor. Bu klişelere süper güçleri olan bir çocukla babası arasında geçen eğreti diyaloglar da eklenince film zaman zaman inandırıcılığını kaybediyor. Filmin tüm büyüsünün kaybolduğu son bölüme gelecek olursak, bilimkurgunun ağır basmaya başladığı bu son bölüme gelene kadar karakteristik bir Jeff Nichols filminden bahsetmek mümkün. Bu bölümler senaryosundaki aksaklılara rağmen bizde iyi bir finale doğru yol aldığımız izlenimi yaratmayı başarıyor. Fakat, her şeyin bağlanmasını ve yaratılan beklentinin karşılanmasını beklediğimiz son 20 dakika adeta bir fiyaskoya dönüşüyor. Yönetmenin sinemasını özel kılan anlatım tarzından uzaklaşmaya başladığı bu bölüm Spilebergvari dokunuşlara kurban ediliyor. Spoiler vermeden anlatmanın bir hayli zor olduğu bu bölüm kısa bir zaman önce vizyona giren ve herhangi yenilikçi bir söylemi bulunmayan bilimkurgu filmi…

Yazar puanı

puan - 51%

51%

Yaklaşık dört yıllık bir aradan sonra ilk stüdyo filmi Midnight Special ile geri dönen Nichols, bilimkurgu sularına yelken açarken, nevi şahsına münhasır filmografisine ilk vasat filmini ekliyor.

Kullanıcı Puanları: 4.28 ( 2 votes)
51
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi