Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 7467 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Belgesel [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/belgesel/ ) )
Meydan
Al Midan
2013 - Jehane Noujaim
108
Mısır
Senaryo Jehane Noujaim
Oyuncular Ahmed Hassan, Khalid Abdalla, Magdy Ashour
Büşra Şavlı
Bu belgesel de aslında dünyanın her tarafında kalbi gerçek demokrasi ve özgürlük için atan insanların sesine kulak vererek, kazanımın her zaman somut olarak ortaya çıkmadığını ama bunun da umutsuzluğa yol açmaması gerektiğini anlatır.

Meydan

“Bizi yönetecek bir lider aramıyoruz. Çünkü Tahrir’e giden herkes bir liderdir. Biz vicdan arıyoruz.”       

Umut dolu gülen gözlerin tek vicdanda birleştiği, tek bir ağızdan barış şarkılarının söylenip kol kola dans edildiği, farklı konularda anlaşamayan insanların özgürlük açlığıyla aynı sofrayı paylaşıp aynı çadırda direndiği, haykırışların ve yumrukların insana değil; sisteme savrulduğu ama bulunan ilk fırsatta o samimi gülümsemenin hemen yüzlerde belirdiği zamanlar, insanın elindeki güçten gözü dönenlerce ezildiği her fırsatta yeniden bir yaşama stili olarak ortaya çıkacaktır. Yeter ki tecrübe edinilen devrim kültürü unutulmasın, her düşüş yenilgi kabul edilmesin ve özgürlük tek amaç olsun.

Farklı dilde, belki farklı insanlarca tecrübe edilse de devrim zamanı yaşanılanların dil, din, ırk, siyasi görüş gözetmeksizin ne kadar insana dair olduğunu Al Midan ile – unutulmasa da üstüne atılan toprağı eşelercesine – yine içimizde hissedebiliriz. Jehane Noujaim’in yönettiği ama Arap Baharı’nda yer alan herkesin kamera arkasında ve önünde liderlik ettiğini söyleyebileceğimiz 2013 yapımı film, Sundance Film Festivali’nde prömiyerini yaptıktan sonra 2014 yılında da En İyi Belgesel Film dalında Akademi Ödülü’ne aday oldu ve bu Mısır için bir ilkti. Ama filmin, politik duruşu nedeniyle kendi ülkesinde gösterim şansı bulamadığının altını çizmek gerek.

2011’de başlayan devrim hareketinin başında birbirinden farklı üç karaktere odaklanan Al Midan, Hüsnü Mübarek’in henüz iktidarını koruduğu zamandan başlar. Filmin başında; anlatıcı olarak karşımıza çıkan ve genç bir aktivist olan Ahmed ile onun meydanda karşılaştığı, farklı bireyler olarak tek motivasyonda birleştiği insanlarla tanışırız. The Kite Runner filminden tanıdığımız Khalid, Mısırlı ünlü bir aktördür ve aktivist bir aileden gelir. Diğer odak karakterlerden olan Magdy ise İslamcı Kardeşliğin savunucusu olarak yer alır. Onlarla beraber devrimin şarkıcısı olarak geçen ve sonra gördüğü işkencelere de tanık olduğumuz Rami’yi ve beraberlerindeki Aida gibi devrimcileri de tanırız. Tüm bu insanlar ve meydandaki milyonlarca kişi birbirinden farklıdır ve kendilerinin de dile getirdiği gibi belki de bu meydanda tek bir yumruk olacaklarını hiç tahmin etmemişlerdir ama 30 yıldır iktidarda olan, yolsuzluğun babası Mübarek’i devirmek için tek ses olurlar. Başlattıkları devrim Mübarek’in istifası ile sonuçlanır ama yeni bir engel vardır karşılarında. Başta güvendikleri – en azından güvenmek istedikleri – ordu yönetimi ile meydan dağılsa da, altı ay sonra hala hiçbir çözüm getirilmediği gibi ordunun tekrar ayaklanan devrimcilere güç kullanıldığını görürüz. Devrimciler hatayı kendilerinde ararlar: “Biz sınavı çok iyi geçmiş ama kağıda ismini yazmayı unutmuş birine benziyoruz. En büyük hatamız meydanı terk etmekti.”

‘Ordu bu insanlara tek kurşun sıkmamak için kanının son damlasını feda edecek’ açıklaması da akıllardan silinmemişken gerçek mermilerle ölen insanlarla, saklanan otopsi kayıtlarıyla, hastaneye atılan bombalarla, tanklarla ezilerek canı çıkarılan ve gücü elinde tutanların gözü dönmüşlüğü ile işkence gören vücutlarla karşı karşıya kalırız. Acı bekleyiş, ağıtlar, gözyaşları, korku ve umutsuzluğa rağmen; hem haykırışlarla hem de umut dolu şarkılarla meydan geri alınmaya çalışılsa da, yeni süreçte seçimlere gidileceği ve Kardeşlik’in ordu ile anlaşarak hareket ettiği öğrenilir. Yanlı medyaya karşı sosyal medyanın gücü ve kapanmayan kameralarla gerçeği gösterme güdüsü ortaya çıkar. Ama zamanla meydan, devrimciler ve kardeşlik üyeleri olarak bölünmeye başlar. Meclise giren Kardeşlik, Cumhurbaşkanlık için yarışır ve Mursi başa gelir. Bir yanda Ahmed ve Khalid gibi gerçekten demokrasiye ulaşana kadar pes etmek istemeyenler öte yanda Magdy gibi kardeşliğe şans verilmesini isteyenler vardır. Ama Mursi kendine Mübarek’ten bile daha çok hak tanıyıp, anayasayı İslam’a göre düzenleyip kendini de Yeni Firavun olarak lanse ettiğinde devrim tekrar sahneye taşınır. Daha önce kimsenin şahit olmadığı kadar milyonluk bir kalabalık meydanda yine tek bir ses olur ve Mursi de gider. Yeni bir bekleyiş, yine ordunun konuşma yaptığı yeni bir gün doğar Mısır’da. Karanlıktır hala, yolu gözlenen sonuca iki senenin ardından hala ulaşılamamıştır ama Ahmed izlediğimiz belgeselin de ana motivasyonunu dile getirir: “Devrim bir rejimin yıkılması değildir. Devrim bir kültürdür ve biz bunu kazandık.”

Film boyunca tüm karakterlerin süreç içinde nasıl değiştiğine şahit olmak, -özellikle yaşanan benzerliklere tanıklık etmiş– izleyicisi için çok değerli. Sürekli olarak halkının bilinçliliğinden bahseden Khalid’in farklı konularda babası ve annesi ile yaşadığı fikir çatışmaları, Ahmed’in kendi içinde yaşadığı psikolojik savaş ve meydanda büyümesi, Magdy’nin devrim ve kardeşlik arasında kalıp gerektiğinde iki tarafa da meydan okuması, yanlı olarak görünebilecek Al Midan’ın gerçek gücünü yansıtıyor. Sansüre uğramamış bu yüreklerin meydanda nasıl birleştiğini izlediğimiz film, direnişin gözü olarak kameranın gücünü de tekrardan ortaya koyuyor. İzlerken kamera hareketiyle beraber gazdan kaçıp, mermiden saklanıp yine de kendimizi alıkoyamayıp izlemeye devam ediyoruz meydanı. Bir yandan da aklımızın bir köşesinde “yakalanıp yok edildiği için izleyemediğimiz kaç görüntü var kim bilir?” diye soruyoruz. Çünkü tahmin edebiliyoruz; göz ucuyla kanıta bakıp ‘O mermi ordu malı gibi durmuyor’ diyenlerin, meydanda yüreğini ortaya koyanlardan pişkince ve alayla bahsedenlerin, utanmadan ‘İlk taşı kim attı’ diye soranların, ‘İngiltere’de de aynısı oldu’ diye kendini savunmaya çalışanların ve en önemlisi insan canını hiçe sayanların yapabileceklerini. Belgeselin de incelemesinin de duruşunun tarafsız olduğunu dile getirmek de bu durumda yanlış olacaktır. Burada ideoloji özgürlüktür ve sonuna kadar empoze edilmeye çalışıldığının altını çizmek en doğrusudur.

“Devrimin en büyük getirisi, artık çocuklar ‘protesto’ diye bir oyun oynuyorlar.” der Ahmed ve filmin de en büyük önermesi bu süreçte, bu bilincin oturduğudur. Al Midan; Arap Baharı ile Mısır’da başlayan devrim sürecini ve insanlarını anlatır en geniş çerçevede ama devrim din, dil, ırk, cinsiyet hatta siyasi görüş gözetmeksizin yapıldığı gibi sınır da tanımayarak, yaşadığımız üzere de büyük bir dalga ile Taksim’de, Atina’da, Kiev’de, Rio’da da baş gösterir. Bu belgesel de aslında dünyanın her tarafında kalbi gerçek demokrasi ve özgürlük için atan insanların sesine kulak vererek, kazanımın her zaman somut olarak ortaya çıkmadığnıı ama bunun da umutsuzluğa yol açmaması gerektiğini anlatır. Çünkü gerçek kazanım devrim kültürüdür ve bir kere sesini çıkarmış insan, haksızlığa karşı o vicdanı sonuna kadar aramaya devam edecektir.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol