Sinema tarihinde işçilerin sorunlarına değinen, var olan düzeni eleştiren sayısız film yer almaktadır. Bu filmlerin içinde en önemli yere sahip olanlardan bir tanesi ise 1927 yılında yapılmış bir distopya olan Metropolis filmidir. Kendisinden önceki filmlere oranla bir hayli yüksek maliyetle çekilen Metropolis, döneminin en pahalı sessiz filmi olmuş, aynı zamanda bilimkurgu sinemasının da temellerini oluşturmuştur.

Film içinde bulunduğu zamanı ve koşulları anlatarak başlar. Yer altında yaşayan işçiler günde 10 saatlik çalışma süreleriyle zorlu bir yaşam sürmektedir ve hiçbir sosyal hakları yoktur. Onların çalışmalarıyla oluşturulan şehirde ise varlıklı insanlar rahat bir hayat sürmektedir. Spor yapan, eğlenen sağlıklı insanlar olarak gördüğümüz şehir insanları yer altındaki durumu pek de önemsememektedir. Şehrin en önemli işverenlerinden Joh Fredersen’in oğlu Freder yer altındaki çocukları şehre getiren Maria’nın peşinden gittiğinde oradaki insanları, çalışma şartlarını görür ve onlara yardım etmeye başlar. Bu sırada işçilerin isyan etmemesini sağlayıp barış mesajları veren Maria’ya aşık olur ancak gelişen olaylarla birlikte isyana da engel olamaz.

İşçi sınıfı ve sorunlarına değinen film sorunların çözümünde odak noktasına ise devleti koyar. Film boyunca “Eller ile beyin arasındaki aracı kalp olmalı” cümlesini izleyiciye sürekli tekrarlayan Metropolis aracı olarak kişiselleştirdiği Freder’i devletin bir simgesi olarak kullanır. Bu anlamda o dönem Almanya’nın başında bulunan Nazi hükümeti filme olumlu yaklaşır. İşçilerin çıkardığı isyanla başarı sağlanamayacağı, işverenlerle aralarında devletin aracılığı sayesinde daha iyi bir sistemin ortaya çıkacağı anlayışı filmin vermek istediği en önemli mesajdır.

Metropolis çağının ötesine giderek günümüzün sorunlarına değinmesiyle oldukça önemli bir yapımdır. Gökdelenlerin tepesinde ve çevresini umursamadan yaşayan işverenler, sosyal hakları esirgenen işçiler, ağır çalışma şartları günümüzde hala var olan sorunlar. Film tüm bunların yanında kullanılan sinema teknikleri ile de sinema tarihinde önemli bir yere sahip. Kullanılan dekor, yönetmenlik ve oyunculuk başarıları da bu yeri sağlamlaştıran etkenlerden. Özellikle Maria rolünde izlediğimiz Brigitte Helm’in saf ve temiz bir kızı ve Maria ile aynı görüntüye sahip olup insanları baştan çıkartan ateşli bir robotu başarıyla canlandırdığını, neredeyse bu iki karakteri iki ayrı kişinin oynadığına bize inandırdığını söyleyebilirim.

Kariyeri birçok önemli filmle dolu olan Fritz Lang, bir dönem Amerika’da da çalışmış ancak ülkesi Almanya’daki kadar başarılı olamamıştır. Sonrasında ülkesine geri dönen başarılı yönetmeninin başyapıtı ise Amerika’ya gitmeden önce çektiği Metropolis filmidir. Kapitalizme eleştirilerde bulunan, işçilerin robotlaştırılmasına isyan eden ve bunun çözümünü de devlet otoritesinde bulan film sinemaseverlerin muhakkak izlemesi gereken bir yapım. Orijinal kopyası hasar görmüş, bazı sahneleri kaybolmuş olsa da eksik haliyle dahi olsa görülmeli.

İyi seyirler.

(Filmin alternatif afişleri için buraya tıklayınız…)

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi