Time Out’a verdiği bir söyleşide sorulan “Feminist misiniz?” sorusu üzerine Meryl Streep feminist kelimesi yerine hümanist kelimesini kullanmayı tercih etti!

“Şimdi feminist olmadığınızı söylemenin keyfini çıkarıyorsunuz ya, böyle söylediğinizde bir dakika durun ve birinci ve ikinci dalga feminist kardeşlerinizin bunun için nasıl bedeller ödediklerini düşünün. Sana 40 YILDAN DAHA AZ bir süre önce kocalarının imzası olmadan kadınların kredi kartı alamadıklarını hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Kadınların yüksek lisans programına kabul edilmeye başlanmalarının üzerinden 30 YILDAN DAHA AZ zaman geçti. Kız kardeşim, senin ilerleyebilmen için biri bu yolu açtı ve bedelini seve seve ödedi.

Bir sonraki gösterinizde, bir dahaki sanat sunumunuzda, rock opera açılışınızda, bebeğinizin doğumunda ya da oğlunuzun kutlamasında, doğru şeyi yapıp yumruğunuzu ya da kadehinizi kaldırın, keyfimizce gezinebilmemiz ve feminist olmadığımızı söylemeye cüret edebilmemiz için bu ormanda yollar açmaya çalışırken yaralanan kadınları hatırla.” (Baş Harfi F, Ayizi Yayınları, s.12.)

Hollywood’da kadın hakları için mücadele veren öncü isimleri saymaya kalksak, pek çoğumuzun aklına ilk sırada şüphesiz ki Meryl Streep gelir. Gerek sektör içerisindeki kadınların maruz kaldığı cinsiyetçilik ve ayrımcılıkla gerekse kanunlar önündeki eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik yılmadan verdiği üstün mücadeleleri ile Streep, bu konuda birçok kadına da ilham olmakla kalmadı aynı zamanda birçok oyuncunun, yönetmenin, yapımcının da Hollywood’un kadın düşmanı tutumuna seslerini yükseltmelerini sağladı. Birlik ve kız kardeşliğin bu konunun üzerine gidilmesinde en önemli iki unsur olduğu da vurgulayan Hollywood’daki kadınlar, bu sistem içerisinde daha güçlü bir ortak mücadele vermeye başladı.

Üç Oscar heykelciğinin sahibi usta oyuncu Meryl Streep‘in eşit hak talepleri ve cinsiyetçiliğe karşı verdiği mücadelelerini kısaca hatırlatmak istiyorum öncelikle: Streep, Haziran ayından itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nin 535 kongre üyesinin her birine eşit haklar için kanun talep ettiği mektuplar göndermiş; ancak neredeyse hiçbirinden geri dönüş almadığını açıklamıştı. New York Women in Film and Television (NYWIFT)‘ın da destekçisi olan başarılı oyuncu geçtiğimiz aylarda ise 40 yaş üstü kadın senaristlerin olanaklarını geliştirmeyi amaçlayan program The Writers Lab için önemli ölçüde finansal destek sağladı. Bu yılın başlarında gerçekleştirilen Oscar Ödül töreninde Patricia Arquette‘in eşit hak talebi üzerine yaptığı ödül konuşmasını hafızalarımıza kazınan bir tepkiyle karşıladı.

Üstelik Streep‘i bir de İngiltere’de süfrajet hareketinin öncülerinden olan kadın hakları aktivisti Emmeline Pankhurst’u canlandırdığı Suffragette ile beyazperdede izleyeceğiz. İngiltere’de kadınların eşit oy haklarına sahip olmaları için süfrajetlerin verdiği başarılı mücadeleyi konu alan film, ülkemizde de Direne Direne! adıyla 15 Ocak 2016’da vizyona girecek.

Geçtiğimiz ay Güney California Üniversitesi İletişim ve Gazetecilik Fakültesinin yaptığı, son yılın gişe rekorları kıran 100 filminden sadece ikisinin kadınlar tarafından yönetilmiş olduğunu gösterdiği çalışması üzerine sinema okullarına giden ve başarılı olan yüzlerce öğrenci olmasına rağmen görünürde hiçbir şeyin olmama nedenini merak eden Streep, geçtiğimiz ay katıldığı Telluride panelinde “Sektörde pek çok genç kadın var. En iyi okullardan mezun oluyorlar, başarılılar ama iş bulamıyorlar. Neden?” diye sorarak tepkisini gösterdi.

Tüm Bu Mücadelelerin Ardından Meryl Streep Feminist Olduğunu Söyleyemedi!

Sektör içerisinde verdiği mücadeleleri her gün daha da yüksek sesle sürdürmeye devam eden Meryl Streep, Time Out’a verdiği söyleşide kendisini bir feminist olarak tanımlayıp tanımlamadığı sorulduğunda “feminist” kelimesini kullanmaktan kaçındığı görüldü. Oyuncu, “Feminist misiniz?” diyerek yöneltilen soruya “Ben bir hümanistim, iyi basit bir dengeden yanayım.” diye cevap verdi.

Gazeteci Cath Clarke‘ın sinema sektöründeki cinsiyetçiliği azaltmak için değiştirebileceği “tek şey” sorduğunda ise Streep‘in cevabı daha netti: “Sesleri baskın geldiğinde erkekler bir şeyler hatalıymış gibi dönüp dünyaya bakmalılar. Onu hissetmeliler. Ebeveynler de dahil olmak üzere ajanslar ve stüdyolardaki insanlar karar verme aşamasında tabloya bakabilir ve katılımcılarının yarısının kadın olmaması durumunda bir şeylerin ters gittiğini hissedebilirler. Çünkü bizim zevklerimiz farklı, değer verdiğimiz şeyler farklı. Daha iyi değil, sadece farklı.”

Clarke‘ın yönelttiği aynı soruların ilkine Suffragette‘ki rol arkadaşlarından Carey Mulligan sıradan bir şekilde “Evet.” yanıtını verdi. İkinci soruya cevabı ise doğrudan “eşit ücret” oldu. Romola Garai de feminist misiniz sorusuna “Bu sorunun cevabını bildiğinizi düşünüyorum. Evet!” derken değiştirebileceği tek şeye “Daha fazla kadın yönetmene ihtiyacımız var. Sinema okullarda kotaların olması gerektiğini düşünüyorum ya da en azından buna fonlar ayrılmalı. Endişe duyduğum şey çok fazla kadının oyunculuk ve yapımcılığa yönelmesi. Değişim ancak insanlar seçimi beş erkek ve bir kadın arasında yapmak zorunda kalmadıklarında gerçekleşir.” diyerek yanıt verdi.

Meryl Streep‘in kendisini doğrudan bir feminist olarak tanımlamamış olmasının pek çok çeşitli sebebi olabilir. Kaldı ki verdiği cevap da nispeten belirsiz. Zira bu ifadeler Streep‘in ne feminist olmadığına ne de olduğuna dair alenice bir cevap sayılır. Ancak her ne olursa olsun Streep‘in yaptığı, uğruna mücadele verdiği her şey yerli yerine oturabilen mantıklı açıklamalarla bunun aksini görmemizi sağlıyor. Fakat hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde Oscar Ödüllü Fransız oyuncu Marion Cotillard‘dan bu konu üzerine hayal kırıklığı yaratan bir açıklama duymuştuk. Porter dergisine verdiği söyleşide konuşmanın cinsiyet eşitliğine gelmesiyle Cotillard, Hollywood’da feminizme yer olmadığını zira terimin kendisinin cinsiyetler arası bir “ayrımcılık” yarattığını ifade etti. Cannes Film Festivali’nin ana yarışmalarındaki tüm filmlerin erkekler tarafından yönetilmiş olması konusunda da bir sorun olmadığını düşünen Cotillard “Film yönetmek cinsiyetle alakalı değil. Cannes gibi bir festivalde bir başkandan beş filmi kadınlar, beş filmi erkekler yönetmiş olsun gibi bir şey isteyemezsiniz. Benim için bu eşitlik yaratmaz, ayrımcılık yaratır. Yani demek istiyorum ki kendimi feminist olarak nitelendirmiyorum. Kadın hakları için savaşmamız gerekiyor ama kadınları erkeklerden ayırmak istemiyorum. ‘Fıtratlarımız’ aynı olmadığı için zaten halihazırda ayrıyız ve bu, yaradılış ve aşkta bu enerjiyi yaratan farktır. Bazen feminizm kelimesinde çok fazla ayrımcılık olduğunu görüyorum.” diyerek kendisini ifade etti. San Sebastián Film Festivali’ndeki basın konferansında ise “Eşit ücretler konusuna gelince nasıl bölündüğü konusunda cevaplanması gereken apaçık bir soru var ama bunun benim kişisel sorunum olduğunu düşünmüyorum. Sadece çok minnettarım. Çünkü sevdiğim bir işi yapıyorum ve birileri bana bunun için para ödüyor.” dedi.

Kişisel fikrim olarak söylemek isterim ki Cotillard‘ın özellikle Cannes Film Festivali dahilinde yaptığı yorumlar arka planında milliyetçilik barındırmaktan öteye gidemiyor. Zira söylemlerin sertliği ve dar bir bakış açısından yapılan bu yorumlar, başarılı oyuncunun temeldeki eksikliklerin ve kadınların “tabiatı gereği” sahip olması gereken hakların sarsıldığı kısımdaki sorunların neler olduğuna dair etraflıca düşünüp tartmamış olduğunu düşünüyorum. Toplumsal cinsiyet normlarını arkasına alan ifadeleriyle fıtrat ve yaradılışla ilgili anlatmaya çalıştıkları da bunu destekler nitelikte. Hem bunun birebir benzerlerini ülkemizin mizojinist yönetici bireylerinden de neredeyse her gün duyuyor muyuz?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi