Bugüne kadar yönettiği kısa filmlerinden tanıdığımız yönetmen Mert Dikmen’in ilk uzun metrajlı filmi olan, psikolojik gerilim türündeki Cereyan’ın vizyona girmesi sebebiyle kendisiyle keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Söyleşi: Halil İbrahim Sağlam

Halil İbrahim Sağlam: 2004’ten bu yana yönettiğin kısa filmlerle ve festivallerde yakaladığın başarılarla tanıdık seni. Yönettiğin Beyaza Boyanmış Siyah Kelimeler, Aşk Ruleti, Sadece Aşk, Gece, Zamansız, Melek ve senaryosunu yazdığın Tokat filmlerini izlemiş biri olarak eğer ileride bir uzun metraj çekersen bunun bir aşk filmi olacağını düşünmüştüm. Fakat bir psikolojik gerilim filmiyle çıkış yaparak şaşırttın. İlk başta Cereyan’ın yeni kısa filmin olduğunu bilmiyordum çünkü sanırım bir iki festival haricinde pek dolaşmadı. Hem aşktan gerilime geçiş fikri hem de kısadan uzuna giden bu süreç nasıl oluştu?

Mert Dikmen: Evet, kısa filmlerin çoğunda öyle bir yol çizdiğim doğru ama hiçbir zaman tek bir türe odaklanıp da öyle gitmek gibi bir niyetim olmadı aslında. Ben bir izleyici olarak da her tür filmi seyrediyorum. Gerilim de, romantik de, komedi de, dram da… Haliyle senarist ya da yönetmen olarak ruh halim bana ne diyorsa dinliyorum. Cereyan da biraz sıkıntılı bir zamanımda yazdığım bir kısa hikayeydi, o modum filme geçti ve ardından uzun metraja dönüştü. Yani biraz tesadüf böyle şeyler sanırım, böyle olması gerekiyormuş demek ki.

Cereyan’ın ikili diyaloglarından çok gerilimi ve atmosferiyle öne çıkacağını düşünüyorum.

Halil İbrahim Sağlam: Türkiye’de pek fazla psikolojik gerilim örneği yok. Genelde korku sineması üzerine bir yığılma mevcut. Senin kısa filmlerin genelde diyalogların çok ön planda olduğu senaryolardı. Cereyan’ın senaryosu da türü farklı bile olsa yine iki karakterin diyalogları üzerinden bir çatışmaya sahip. Bu yüzden Türkiye içerisinde riskli ve yenilikçi bir adım olduğu söylenebilir. Sence izleyici yeniliklere açık mı, filme dair nasıl reaksiyonlar bekliyorsun?

Mert Dikmen: Aslında filmde konuşmasız geçen gerilimli uzun sekanslar da var, duygusal diyaloglar da var, dram da var. Yani Cereyan’ın iki kişinin diyaloglarından oluşan sıkıcı bir filmden çok merak ve gerilim unsurunu ön planda tutan bir film olması için uğraştım en başından beri. İzleyici de aslında filmi izlerken farkında olmadan hissedecek bence bu duyguları. Şöyle söyleyeyim, evet riskli bir tür yaptığım doğru ama bunu genel izleyicinin de içine girebilmesi için belirli parametreleri kullanarak yaptım ve akıcılığı sağlamaya çalıştım. Elbette seven olduğu kadar sevmeyen de olacaktır her filmde olduğu gibi, ama Cereyan’ın ikili diyaloglarından çok gerilimi ve atmosferiyle öne çıkacağını düşünüyorum.

cereyan-mert-dikmen-filmloverss

Halil İbrahim Sağlam: Genelde korku, gerilim filmlerinde oyunculuğun değil, olayların ya da efektlerin ön plana çıktığını görürüz. Senin kısa filmlerinde genelde oyunculuklar ön plana çıkardı. Cereyan’da da özellikle dramatik çıkmazları sebebiyle Murat Yatman’ın performansının çok ön planda olduğu bir yapı var. Oyuncu yönetimi açısından nasıl bir tutum sergiliyorsun? Sahne çekilirken belli doğaçlamalara izin veriyor musun mesela, yoksa senaryoya %100 bağlı mısın bu konuda?

Mert Dikmen: Filmi daha yazarken kimlerin oynayacağını biliyordum ve bu benim için büyük bir avantaj sağladı. Mesela Cavit Demir karakterini yazarken onun içinde bulunduğu çıkmazı izleyiciye yansıtmak oldukça zordu benim için ama oyuncuyu bildiğim ve Murat’ın bunun altından kalkabileceğine güvenim tam olduğu için o konuda içim rahat olarak yazdım bazı sahneleri. Çekimlere girmeden önce de hem Murat’la hem Pınar’la okumalar yaptık ve fikir alışverişleriyle senaryoyu, karakterleri biraz genişlettik.

Ben çalıştığım oyuncuları mümkün olduğunca özgür bırakmaya çalışıyorum. Ama bazen oyuncu da filmin izin verdiği sınırların dışına çıkabiliyor. O zaman da dengeyi sağlamak için bir yerde durdurmak gerekiyor oyuncuyu. Örneğin Murat Yatman, Cavit karakterini kendi içinde çok güzel yoğurdu ve filmde kullandığımız birçok doğaçlaması var ama benim kafamda oluşturduğum karakterin yapmayacağı bir şey gördüğümde de o zaman senaryoya dönmemiz gerektiğini söylediğim yerler oldu tabi.

Halil İbrahim Sağlam: Ana karakterin psikolojik travmaları haricinde filmin gerilim ögeleri genelde balta, bardak, resim gibi ara ara ortaya çıkan sembollerde belli ediyor sanki kendini. Ve tabii ki filme adını veren “cereyan”, giriş kısmından sonra izleyicide bir merak duygusu oluşturmaya başlıyor.

Mert Dikmen: Evet, özellikle filmde gördüğümüz her ufak detayın bir anlamı olmasını istedim ve normalde gerilim yaratmakla pek alakası olmayan unsurların filmde bu duyguyu yaratmasını hedefledim. Normalde izleyiciyi bir çay fincanı ya da çay hazırlayan bir adamın yaratacağı sıradan duygudan çıkarıp, onların bilinçaltında gerilim unsuru olduğunu hissetmelerini sağlamak bence çok güzel bir şey.

Elimdekinin 10 katı bütçem olsaydı yine bu hikaye böyle olurdu.

Halil İbrahim Sağlam: Filmin üç oyuncusu var ve büyük çoğunluğu bir evde geçiyor. Bir nevi örneklerini gördüğümüz “oda sineması” olarak düşünürsek aklıma Richard Linklater’ın tek mekanda ve 3 karakter arasında geçen Tape (2001) filmi geldi mesela. Senaryoyu yazarken esinlendiğin ya da referans aldığın bir film var mıydı? Filmin tek mekanda geçmesini özellikle mi istedin, yoksa bütçesel durumlarla bir alakası olduğu söylenebilir mi?

Mert Dikmen: Senaryoyu yazmadan önce onlarca az mekanlı gerilim filmi izledim. Tape’i atlamışım ama hemen izleyeceğim. Hatta bilmediğim o kadar güzel filmler buldum ki bu türe karşı ekstra bir hayranlığım oluştu diyebilirim. 12 Angry Men, Shining, Cube, Panic Room, Exam, Buried, Devil, Purge, The Mist, Phone Booth gibi alakalı alakasız, saymakla bitmeyecek birçok örnek izledim ve hepsinin içinden benim işime yarayacak bir şeyler bulup seçtim. Ama yine de baktığınızda Cereyan’ın konu itibariyle hepsinden ayrı bir yerde durduğunu da söylemeliyim. Neden olduğunu çok açıklayıp spoiler vermek istemiyorum ama ana karakterlerin iç dünyaları nedeniyle Cereyan’ın bu tür örneklerden ayrıldığını söylemek şimdilik yeterli olur.

Filmin az mekanlı olması da her şeyden önce hikaye bunu gerektirdiği için böyle. Yani şöyle örnekleyebilirim; elimdekinin 10 katı bütçem olsaydı yine bu hikaye böyle olurdu. Sırf para var diye abartılı bir şeyler yapmak, her şeyde olduğu gibi filme de fayda değil zarar getirir bence.

mert dikmen

Halil İbrahim Sağlam: Yıllardır kısa film yönetmeni olarak tanıdığımız kişiler uzun metrajlı filmiyle sinema dünyasına adım attıktan sonra genel olarak kısa film çekmeyi bırakıyorlar. Bu konuda düşüncelerini öğrenmek isterim. Bundan sonra yeni uzun metrajlarının yanı sıra kısa film çekmeyi düşünür müsün? Kısa filmin uzun metraja geçişte bir basamak olduğunu söyleyebilir miyiz, yoksa kısanın tadı farklıdır mı demeliyiz.

Mert Dikmen: Evet, bu soruyu çok duydum açıkçası. Sanırım bu kadar fazla kısa filmi olan bir yönetmen olunca da bu doğal bir durum. Kısa filmi bırakmak gibi bir niyetim yok ama şartlar neyi gösterir bilmiyorum. Türkiye’de kısa film, -hele ki uzun metraj çekme fırsatı olan bir yönetmenseniz- biraz hobiye dönüşüyor açıkçası. Bu da aslında tamamen sektör şartlarından, daha doğrusu kısa filmin kendi kendine bir sektöre dönüşememesinden kaynaklanıyor. Benim şu anda hali hazırda bitmiş ve çekmek için çabaladığım; gerekli şartları oluşturursam hemen kayıt demek istediğim bir kısa film projem var mesela. Belki de bir sonraki uzun metrajın ne zaman olacağı, ya da olup olmayacağı durumu muallakta olduğundan, yakında bir kısa filmle çıkabilirim karşınıza.

Bizim ülkemizde yenilikçi ya da farklı bir şey yapılamazmış gibi bir algı var maalesef.

Halil İbrahim Sağlam: İzlediğim bir röportajında bazı kişilerin Cereyan’ı 2014 yapımı Unfriended adlı bir gerilim filmine benzettiğini söylüyordun. Bazen hiç hesapta olmasa bile bazı filmler konusu, çıkış noktası ya da atmosferi itibariyle bazı filmleri andırabiliyor. Bu filmi izledin mi ve bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mert Dikmen: Ülkemizde bu çok yaygın bir durum. Bir şarkının daha popüler olan başka bir şarkıdan kopyalandığını iddia edenler, bir filmin başka bir filmden araklandığını öne sürenler hep var etrafta. Unfriended filmini izlememiştim ama bu yorumları duyduktan sonra bir baktım ve Cereyan’la uzaktan yakından ilgisi olmadığını gördüm. Yani birilerinin oturdukları yerden iki filmin de içinde bilgisayar ekranından konuşan bir insan görmelerinden yola çıkarak bazı çıkarımlara varmaları gerçekten ilginç geliyor bana. Bizim ülkemizde yenilikçi ya da farklı bir şey yapılamazmış gibi bir algı var maalesef. Hemen bir şeylere benzetme çabası beliriyor kafalarda otomatik olarak. Umuyorum Cereyan’ın sadece fragmanlarını değil de tamamını izledikten sonra yaptığımız işin özgünlüğünü anlayacaktır bu tarz yorumları yapanlar da…

Halil İbrahim Sağlam: Çekmeyi düşündüğün yeni bir uzun metraj projesi var mı? Genelde korku ya da gerilim türünde filmografilerine başlayan yönetmenler öyle devam ederler. Her filminde sinemada farklı türleri mi denemek istiyorsun yoksa belli bir tür üzerine filmografi inşa etmek mi?

Mert Dikmen: Açıkçası sadece tek bir türe bağlı kalmak istemiyorum. Mesela sırada çekmeyi istediğim bir romantik komedi senaryom var. En başta senin de söylediğin gibi romantik ilişkileri anlatma konusunda fena olmadığımı düşünüyorum ve ülkemizde de bu türe ilgi yoğun. Ama gerilim yapmayı da çok sevdim, hatta yine Cereyan gibi ama daha sert, home invasion diye tabir edilen türe daha yakın filmler de yapmak isterim.

Halil İbrahim Sağlam: Benim sana sormadığım ya da senin söylemek istediğin başka bir şey var mı?

Mert Dikmen: Teşekkür ediyorum soruların için.

Halil İbrahim Sağlam: Ben teşekkür ederim keyifli sohbetin için.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi