Gazeteci yazar Soner Yalçın’ın Oda TV davasından tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmeden önce çekimlerine başladığı, daha sonra arkadaşları tarafından tamamlanan bu belgesel ile ülkemizin linç kültürüne ait büyük bir utanç anlatılıyor.

2 Temmuz 1993’te aydın ve sanatçılara karşı gerçekleştirilen Sivas katliamında, 12 yaşındaki oğlu Koray’ı ve 15 yaşındaki kızı Menekşe’yi kaybeden Hüsne Kaya hayatına devam edebilmek için Menekşe adını verdiği bir kız çocuğu dünyaya getirir. Acının içine doğan bu kız çocuğu ablası ve abisinin başına gelenleri öğrenmek ve bilmeyenlere anlatabilmek için Yalçın’ın “Menekşe’den Önce” belgeselinin Menekşe’si oluyor ve insanlığa tiz bir çığlık atıyor.

Sivas katliamı için onlarca belgesel, röportaj yapıldı fakat bu seferki çok farklı. Olayların hâlihazırda bilinen, belki de bu yüzden tüm boyutlarıyla konuşulmaktan korkulan siyasî boyutuna üstünkörü değinilmiş ve şehit olan 33 canın acısı anlatılmak istenmiş. Hayatını kaybedenlerin yakınları bir yana bu linç girişiminden fiziksel olarak sağlıklı fakat ruhsal olarak yaralı insanlar da geçmiş kamera karşısına. Sesi titreyenler, gözyaşı dökenler ve acısını kalbine gömenlerin ağzından insanlığımızı sorgulayacak bir belgesel. Büyük bir kaybın özeti. Bağlamayla, sazla, sözle, şiirle anlatılan acı, bu sefer beyaz perdede seyircisiyle buluşuyor.  Bir kez daha; bu acı hepimizin, bu utanç, bu keder… Dünyanın bu acıya ortak olması gerekiyor deniyor.

7981613219_6e6bb36d3b_z
Böyle bir belgeselin daha önce yapılmaması ve buna sebep olarak, bugün hâlâ aynı linç kültürünün devam ediyor olması içler acısı. Öyle ki; projenin sahibi Yalçın’ın 2 yıl süreyle cezaevinde kalması… Yine aynı şekilde bugün düşünceleri nedeniyle yargılanan Fazıl Say’ın belgesele besteleriyle katkıda bulunması… Orada bulunup da, sadece hayatını kaybetmeyen insanların her bir kelimede o acıyı yaşaması… Daha doğrusu; acının tarif edilmeye, duyurulmaya, açıklanmaya çalışılması ve birçok insanın bu ülkenin acılarına yönelik üç maymunu oynaması çok, çok içler acısı. Proje sahibi Yalçın’ın belgeseli anlatan şu cümleleri öyle güzel betimliyor ki içinde bulunduğumuz durumu:

” İnsanlığın en büyük ve en tehlikeli hastalığı bellek kaybıdır. Unutturmamak bir gazetecinin görevleri arasındadır. Madımak katliamını hafızalardan sildirmeyeceğiz. Unutarak rahata ermek isteyenlere bu fırsatı vermeyeceğiz. ‘Menekşe’den Önce’ bu amaçla hayata geçirildi. Ne yazık ki tam bitiremeden Silivri Cezaevi’ne atıldım. Şaşırmıyorum, Madımak gibi bir vahşeti yapanlar, tarihin her döneminde düşüncenin düşmanı olmuşlardır. Bu büyük yolculuğumuzu sürdürmeye devam edeceğiz. Tek üzüntüm belgeselimin son halini görememek… Ama sevgili dostlarım bu bayrağı benden aldılar ve daha yükseğe çektiler; hepsine teşekkür ederim. “

Film boyunca düğümlenen bir boğaz ve dile dökülmeyen bir acı yüreklerde… İlk defa jeneriğin sonuna kadar koltuklarına gömülmüş bir izleyici kitlesiyle karşılaştım. Üstüne söylenecek çok fazla kelam yok aslında. Aralara serpiştirilen ve katliamda hayatını kaybedenlerin ölümsüz dizelerinden biriyle yazıma son vermek istiyorum.

Değişen bir şey yok hiç,
Ölüm hariç.
Aynı gökyüzü aynı keder …
der Behçet Aysan, Bir Eflatun Ölüm ile.

Gidelim, izleyelim. Onların hikâyesini öğrenelim ki her birinin ruhu şad olsun… Emeği geçenlere teşekkür olsun.

Gazeteci yazar Soner Yalçın'ın Oda TV davasından tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilmeden önce çekimlerine başladığı, daha sonra arkadaşları tarafından tamamlanan bu belgesel ile ülkemizin linç kültürüne ait büyük bir utanç anlatılıyor. 2 Temmuz 1993'te aydın ve sanatçılara karşı gerçekleştirilen Sivas katliamında, 12 yaşındaki oğlu Koray'ı ve 15 yaşındaki kızı Menekşe'yi kaybeden Hüsne Kaya hayatına devam edebilmek için Menekşe adını verdiği bir kız çocuğu dünyaya getirir. Acının içine doğan bu kız çocuğu ablası ve abisinin başına gelenleri öğrenmek ve bilmeyenlere anlatabilmek için Yalçın'ın "Menekşe'den Önce" belgeselinin Menekşe'si oluyor ve insanlığa tiz bir çığlık atıyor. Sivas katliamı için onlarca belgesel, röportaj yapıldı fakat bu seferki çok farklı. Olayların hâlihazırda bilinen, belki de bu yüzden tüm boyutlarıyla konuşulmaktan korkulan siyasî boyutuna üstünkörü değinilmiş ve şehit olan 33 canın acısı anlatılmak istenmiş. Hayatını kaybedenlerin yakınları bir yana bu linç girişiminden fiziksel olarak sağlıklı fakat ruhsal olarak yaralı insanlar da geçmiş kamera karşısına. Sesi titreyenler, gözyaşı dökenler ve acısını kalbine gömenlerin ağzından insanlığımızı sorgulayacak bir belgesel. Büyük bir kaybın özeti. Bağlamayla, sazla, sözle, şiirle anlatılan acı, bu sefer beyaz perdede seyircisiyle buluşuyor.  Bir kez daha; bu acı hepimizin, bu utanç, bu keder... Dünyanın bu acıya ortak olması gerekiyor deniyor. Böyle bir belgeselin daha önce yapılmaması ve buna sebep olarak, bugün hâlâ aynı linç kültürünün devam ediyor olması içler acısı. Öyle ki; projenin sahibi Yalçın'ın 2 yıl süreyle cezaevinde kalması... Yine aynı şekilde bugün düşünceleri nedeniyle yargılanan Fazıl Say'ın belgesele besteleriyle katkıda bulunması... Orada bulunup da, sadece hayatını kaybetmeyen insanların her bir kelimede o acıyı yaşaması... Daha doğrusu; acının tarif edilmeye, duyurulmaya, açıklanmaya çalışılması ve birçok insanın bu ülkenin acılarına yönelik üç maymunu oynaması çok, çok içler acısı. Proje sahibi Yalçın'ın belgeseli anlatan şu cümleleri öyle güzel betimliyor ki içinde bulunduğumuz durumu: " İnsanlığın en büyük ve en tehlikeli hastalığı bellek kaybıdır. Unutturmamak bir gazetecinin görevleri arasındadır. Madımak katliamını hafızalardan sildirmeyeceğiz. Unutarak rahata ermek isteyenlere bu fırsatı vermeyeceğiz. 'Menekşe'den Önce' bu amaçla hayata geçirildi. Ne yazık ki tam bitiremeden Silivri Cezaevi'ne atıldım. Şaşırmıyorum, Madımak gibi bir vahşeti yapanlar, tarihin her döneminde düşüncenin düşmanı olmuşlardır. Bu büyük yolculuğumuzu sürdürmeye devam edeceğiz. Tek üzüntüm belgeselimin son halini görememek... Ama sevgili dostlarım bu bayrağı benden aldılar ve daha yükseğe çektiler; hepsine teşekkür ederim. " Film boyunca düğümlenen bir boğaz ve dile dökülmeyen bir acı yüreklerde... İlk defa jeneriğin sonuna kadar koltuklarına gömülmüş bir izleyici kitlesiyle karşılaştım. Üstüne söylenecek çok fazla kelam yok aslında. Aralara serpiştirilen ve katliamda hayatını kaybedenlerin ölümsüz dizelerinden biriyle yazıma son vermek istiyorum. Değişen bir şey yok hiç, Ölüm hariç. Aynı gökyüzü aynı keder ... der Behçet Aysan, Bir Eflatun Ölüm ile. Gidelim, izleyelim. Onların hikâyesini öğrenelim ki her birinin ruhu şad olsun... Emeği geçenlere teşekkür olsun.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi