“Herkes cinayeti kimin işlediğini öğrenmek istiyor ama hiç kimse cinayetin neden işlenmiş olabileceğini merak etmiyor.” (Filmden)

2005 yılında, İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı yakaladığımız Tristram Shandy: Uyduruk Bir Öykü (Tristram Shandy: A Cock and Bull Story) isimli filmiyle harika bir edebiyat uyarlaması ortaya koyarak Altın Lale Ödülü’nü kucaklayan ve bundan böyle yapacağı her işi merakla beklememizi sağlayan İngiliz yönetmen Michael Winterbottom; ne yazık ki, türler arasında gezinen son filmi Meleğin Yüzü ile bizleri hayal kırıklığına uğratıyor. 2007 yılında ev arkadaşını öldürmekle suçlanan Amanda Knox’un davasından uyarlanan Meleğin Yüzü’nün aslında davayla pek alakalı olmadığını söyleyebiliriz. Winterbottom bunun yerine; sansasyonel bir cinayet hikayesini filme çekmek isteyen bir yönetmenin araştırma süreciyle ve cinayetin altında yatan gerçekleri kazırken yüzleştiği şeylerin kendi kontrol mekanizmasına yaşattığı sarsıntılarla ilgileniyor. Kısacası Winterbottom’un amacı; bir suç, gerilim filminin senaryolaştırılmadan önceki araştırma sürecini ve sonrasında yazılma sürecini ortaya koymak. Film yapım sanatı üzerine düşündürmek ve bu sürecin önemini ortaya koymak için birbiriyle uyumsuz türleri bir araya getiren Winterbottom; Knox’un hikayesi ile Dante’yi aynı nefeste birleştirerek kafaları iyice karıştırıyor.

Eşinden yeni boşanmış bir yönetmen olan Thomas (Daniel Brühl), Elizabeth Pryce cinayeti ve onu öldürmekle suçlanan ev arkadaşı Jessica Fuller’ın davasıyla ilgili bir film yapmak için Siena’ya gelir. Bu labirentimsi davada –ve şehirde- ona rehberlik edecek kişi olan Amerikalı gazeteci Simone (Kate Beckinsale), bu davayı başından beri takip etmekle kalmayıp üzerine bir de kitap yazmıştır. (Filme adını da bu kitap veriyor.) Simone Thomas’a, eğer bu konuyla ilgili bir film yapmak istiyor ise bu filmin belgesel değil kurgu üzerine inşa edilmesini öğütler. Çünkü Simone’a göre; eğer Thomas bu filmi kurgusal bağlamda yapmazsa gerçekleri asla veremeyecektir. Bunun üzerine Thomas, davayla ilgili araştırma sürecine girişir. Meleğin Yüzü, bir süre için yasal dava süreciyle ilgili ayrıntılara girerek gerçek bir suç hikayesi olma yolunda ilerler. Fakat Michael Winterbottom ve filmin senaristi Paul Viragh’ın derin bir tavşan deliğinin içine düşmeleri filmin gidişatını da bambaşka yönlere çeker.

Meleğin Yüzü’nün tıpkı Dante’nin İlahi Komedya isimli eseri gibi üç bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz. Filmin ‘Cehennem’ bölümü; Thomas’ın bu sansasyonel cinayet davasıyla ilgili araştırmalar yapmaya başladığı, olayların nasıl yaşandığını, şüphelilerin kimler olduğunu öğrenmeye başladığı bölüm. Filmin suç türü ögelerini içeren bu bölümde Thomas’ın yönetmen kimliğinden ziyade dedektif kimliğine tanık oluyoruz. Basının dava üzerine olan yoğun ilgisi – etik kuralları hiçe sayarcasına- ve kimlerin suçlu kimlerin masum olabileceği üzerine yapılan tartışmalar; filmin en karanlık ve gerçek dava sürecine yönelik en eleştirel bölümlerini oluşturuyor. Bu bölümde, seyirciye dava ile ilgili tahminler yapma şansı veren Winterbottom ve Viragh ikilisi; daha sonra kontrolü seyircinin elinden alarak beklenmedik bir bölüme geçiş yapıyorlar.

Filmin ‘Araf’ bölümünü oluşturan ikinci kısım davanın kendisinden çok Thomas’ın hayatına, gelgitlerine, kendi özelinde yaşadığı problemlere odaklanıyor. Bu bölümde eşinden yeni boşanmış olan Thomas’ın, kızına obsesif derecede olan düşkünlüğüne tanık oluyoruz. Thomas’ın, zihnini meşgul eden sorunlarından uzaklaşabilmek için uyuşturucu maddeler kullanmaya başlaması ve davayla ilgili kimi paranoya ve psikozlar yaşaması da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Bu noktalarda rayından çıkan esas hikaye, orta yaş bunalımına girmiş ve yolunu kaybetmiş bir adamın hikayesine dönüşmeye başlıyor. Aynı şekilde, Thomas –belki de Winterbottom’ın kendisi- gerçeklere dayanan bir hikaye yaratma arzusunu ortaya koymak ve hatta bu gerçekleri aşmak için böyle bir paranoyanın içine girmeyi tercih ediyor. Yine bu bölümde karşısına çıkan genç barmaid Melanie (Cara Delevingne) ile kurmaya başladığı ‘masum’ ilişkide, kendi masumiyetini sorgulama imkanı buluyor. Dante’nin, melek yüzlü Beatrice’ini kaybettikten sonra çıktığı yolculukta ona eşlik eden Virgil’in rolüne soyunan Melanie; Thomas’ın ‘Cennet’e giriş kapısının anahtarı oluyor.

Melanie Thomas’a, bir cinayet filmi yazmak yerine neden bir aşk filmi yazmadığını sorarak, aydınlanma yaşatıyor. Fakat Meleğin Yüzü filminin yönetmeni ve senaryo yazarının biz seyircilere hiçbir aydınlanma yaşatmadığı, aksine anlattıkları hikayenin iyice karanlığa saplandığını söylemek gerek. Metinler üstü bir hikaye anlatmak için labirentimsi bir yapı kuran Winterbottom; ne yazık ki bu devasa labirentin içinde kayboluyor. Üç bölümden oluşan üç ayrı hikaye anlatan Meleğin Yüzü; anlattığı hiçbir hikayeyi birbirine bağlayamayarak, seyirci üzerinde yarattığı merak duygusunu karşılamaktan da çok uzak kalıyor.

Winterbottom’ın Meleğin Yüzü’nde ortaya koymaya çalıştığı; gerçek bir suç hikayesini sinemasal anlamda entelektüel bir hikayeye (senaryoya) dönüştürme düşüncesi ve bir nevi masaya yatırdığı kendi alter egosu, bu kez arzu ettiği yere ulaşamıyor.

“Herkes cinayeti kimin işlediğini öğrenmek istiyor ama hiç kimse cinayetin neden işlenmiş olabileceğini merak etmiyor.” (Filmden) 2005 yılında, İstanbul Film Festivali’nde izleme fırsatı yakaladığımız Tristram Shandy: Uyduruk Bir Öykü (Tristram Shandy: A Cock and Bull Story) isimli filmiyle harika bir edebiyat uyarlaması ortaya koyarak Altın Lale Ödülü’nü kucaklayan ve bundan böyle yapacağı her işi merakla beklememizi sağlayan İngiliz yönetmen Michael Winterbottom; ne yazık ki, türler arasında gezinen son filmi Meleğin Yüzü ile bizleri hayal kırıklığına uğratıyor. 2007 yılında ev arkadaşını öldürmekle suçlanan Amanda Knox’un davasından uyarlanan Meleğin Yüzü’nün aslında davayla pek alakalı olmadığını söyleyebiliriz. Winterbottom bunun yerine; sansasyonel bir cinayet hikayesini filme çekmek isteyen bir yönetmenin araştırma süreciyle ve cinayetin altında yatan gerçekleri kazırken yüzleştiği şeylerin kendi kontrol mekanizmasına yaşattığı sarsıntılarla ilgileniyor. Kısacası Winterbottom’un amacı; bir suç, gerilim filminin senaryolaştırılmadan önceki araştırma sürecini ve sonrasında yazılma sürecini ortaya koymak. Film yapım sanatı üzerine düşündürmek ve bu sürecin önemini ortaya koymak için birbiriyle uyumsuz türleri bir araya getiren Winterbottom; Knox’un hikayesi ile Dante’yi aynı nefeste birleştirerek kafaları iyice karıştırıyor. Eşinden yeni boşanmış bir yönetmen olan Thomas (Daniel Brühl), Elizabeth Pryce cinayeti ve onu öldürmekle suçlanan ev arkadaşı Jessica Fuller’ın davasıyla ilgili bir film yapmak için Siena’ya gelir. Bu labirentimsi davada –ve şehirde- ona rehberlik edecek kişi olan Amerikalı gazeteci Simone (Kate Beckinsale), bu davayı başından beri takip etmekle kalmayıp üzerine bir de kitap yazmıştır. (Filme adını da bu kitap veriyor.) Simone Thomas’a, eğer bu konuyla ilgili bir film yapmak istiyor ise bu filmin belgesel değil kurgu üzerine inşa edilmesini öğütler. Çünkü Simone’a göre; eğer Thomas bu filmi kurgusal bağlamda yapmazsa gerçekleri asla veremeyecektir. Bunun üzerine Thomas, davayla ilgili araştırma sürecine girişir. Meleğin Yüzü, bir süre için yasal dava süreciyle ilgili ayrıntılara girerek gerçek bir suç hikayesi olma yolunda ilerler. Fakat Michael Winterbottom ve filmin senaristi Paul Viragh’ın derin bir tavşan deliğinin içine düşmeleri filmin gidişatını da bambaşka yönlere çeker. Meleğin Yüzü’nün tıpkı Dante’nin İlahi Komedya isimli eseri gibi üç bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz. Filmin ‘Cehennem’ bölümü; Thomas’ın bu sansasyonel cinayet davasıyla ilgili araştırmalar yapmaya başladığı, olayların nasıl yaşandığını, şüphelilerin kimler olduğunu öğrenmeye başladığı bölüm. Filmin suç türü ögelerini içeren bu bölümde Thomas’ın yönetmen kimliğinden ziyade dedektif kimliğine tanık oluyoruz. Basının dava üzerine olan yoğun ilgisi – etik kuralları hiçe sayarcasına- ve kimlerin suçlu kimlerin masum olabileceği üzerine yapılan tartışmalar; filmin en karanlık ve gerçek dava sürecine yönelik en eleştirel bölümlerini oluşturuyor. Bu bölümde, seyirciye dava ile ilgili tahminler yapma şansı veren Winterbottom ve Viragh ikilisi; daha sonra kontrolü seyircinin elinden alarak beklenmedik bir bölüme geçiş yapıyorlar. Filmin ‘Araf’ bölümünü oluşturan ikinci kısım davanın kendisinden çok Thomas’ın hayatına, gelgitlerine, kendi özelinde yaşadığı problemlere odaklanıyor. Bu bölümde eşinden yeni boşanmış olan Thomas’ın, kızına obsesif derecede olan düşkünlüğüne tanık oluyoruz. Thomas'ın, zihnini meşgul eden sorunlarından uzaklaşabilmek için uyuşturucu maddeler kullanmaya başlaması ve davayla ilgili kimi paranoya ve psikozlar yaşaması da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Bu noktalarda rayından çıkan esas hikaye, orta yaş bunalımına girmiş ve yolunu kaybetmiş bir adamın hikayesine dönüşmeye başlıyor. Aynı şekilde, Thomas –belki de Winterbottom’ın kendisi- gerçeklere dayanan bir hikaye yaratma arzusunu…

Yazar Puanı

Puan - 42%

42%

42

İngiliz yönetmen Michael Winterbottom; ne yazık ki, türler arasında gezinen son filmi Meleğin Yüzü ile bizleri hayal kırıklığına uğratıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
42
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi