Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 7468 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Politik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/politik/ ) )
Zaman Duruyor
Megal az idö
1982 - Péter Gothár
103
Macaristan
Senaryo Géza Bereményi, Péter Gothár
Oyuncular Anikó Iván, István Znamenák, Péter Gálfy

Megall az idö

Macar yönetmen Péter Gothár’ın senaryosunu, kendi yazıp yönettiği 1988 yapımı Eldoradó filminden tanıdığımız Géza Bereményi ile birlikte yazdığı politik filmi Megall az idö; Çek yeni dalgası ile stilistik stüdyo çekimleri arasında bir yerlerde kendine has bir tarz oluşturan, bunu yaparken de deneysel unsurları kullanmaktan geri durmayan unutulmuş başyapıtlardan biri.

Filmin çıkış noktasını, 1947’de başlayan Sovyet destekli Komünist rejimin özellikle de 1956’da yaşanan ve tarihe Macar Devrimi olarak geçen halk ayaklanmasından sonra yapılan cadı avı ve artan baskıların halk üzerindeki etkisi oluşturuyor. Özellikle rejimin 1989’da yıkıldığı ve filmimizin 1982’de çekildiğini göz önüne alırsak zaten daha varoluş amacıyla bile devrimsel özellik taşıyan bir yapıtla karşı karşıya olduğumuzu anlayabiliriz.

Film direkt çarpıcı bir şekilde Macar Devrimi’nin belgesel görüntüleriyle başlıyor. Burada yönetmenin gösterdiği yaratıcılık, gerçekliğin yeniden kurgulanması gibi oldukça yenilikçi ve sıra dışı muhteşem bir giriş bölümü olmasını sağlamış. Ön planda akan, sokakta dolaşan tanklar ve birbiriyle çatışan insanlar gibi etkileyici görüntülerin üzerine tamamen alakasız dingin ve hoş bir müzik konulmuş. Burada ne o mücadele kutsanıyor ne de vahşet dillendiriliyor burada hissedilen şey anlamsızlık. Yukarıda bahsettiğimiz filmin varoluşsal devrimciliğiyle birlikte düşündüğümüzde ortaya çıkan sonuç fazlasıyla ideolojiler üstü bir hümanizm.

Devrimin kargaşası içinde yurt dışına firar eden babanın geride bıraktığı iki oğul ve eşin yıllar sonraki hikayesini anlatıyor film. Bu açıdan bir kuşaklar arası söylem de var, hatta kuşaklar boyu değişemeyenler üzerinden bir tür öznelliğin kayboluşuna yapılan vurgu.

Bu iki kardeş ve anne, aradan yıllar geçmesine rağmen yönetim tarafından şüpheli olarak görülür. Bu durum maddi ve manevi açıdan onlar zorlar ama bazı destekçileri de vardır. Yaşanan olaylardan sonra muhalifler karanlıklara çekilmiş ama benliklerini kaybetmemişlerdir. Hepsi kişisel olarak hala mücadeleye devam etmektedir. Yönetmenin esas hikayeyi anlatmak için küçük kardeş Dini’yi ve onun okulunu seçiyor olması da bir anlamda bilgi iktidar arasındaki ilişkiyi de gözler önüne seren bir yaklaşım. Ayrıca yeni dalganın kuramsal gerçekçiliğinden de sonuna kadar faydalanıyor. Bunun zirve yaptığı sahnelerden biriyse uzun koridorda yürüyen yaşlı kadını takip eden kameranın önüne zilin çalmasıyla birlikte koşarken düşen çocuğu gösterebilirim ki o sahnedeki dinamizm gerçekten inanılır gibi değil.

Hikayenin temelindeki Dini’nin Magda’ya aşık olması ve Pierrre’in olaya dahil olması anlatılırken siyasi atmosfer arka planda hayat buluyor. Bir anlamda baskıcı yönetim hayatın gerçeğiymişçesine gösteriliyor. Henüz ergenlik çağında olan Dini’nin gözünden gördüğümüz bu hayat oldukça normal ve insanların ne düşündüğünü anlamak imkansız gibi gözüküyor. Örneğin bir sahneden yönetimin okuldaki temsilcisi bir baskınla sınıfta arama yapıyor, öğrencilerin üstlerini arıyor ama Dini öğretmeni sayesinde kurtuluyor. Elbette Dini hocasının bu davranışına anlam veremiyor ama daha sonra öğreniyoruz ki öğretmen de muhalif görüşlülerden. Burada özellikle bir sahne çok ilginç. Baskın yapılıp hiçbir şey bulunamadıktan sonra öğretmen yeniden sınıfa geri dönüyor ve masasının üzerinde duran kitaplara bakıyor. Normalde onları öğrencilere dağıtması gerekiyor, yaptığı şeyse onları öğrencilerin üzerine bir paçavra gibi fırlatmak. Bu sahnenin taşıdığı anlam oldukça önemli; belli ki öğretmen yönetim tarafından onaylanmış ve içi yanlı bilgilerle dolu kitapları kabullenemiyor, değersiz buluyor ama onları yine de öğrencilerine dağıtıyor. Çünkü artık mücadele tamamen kişiselleşmiş bir vaziyette. Öğretmenin yönetime alenen ters düşme gibi bir niyeti yok, o kitapları dağıtması gerek ve dağıtıyor da ama bunu öyle bir şekilde yapıyor ki hem görevi yerine getirmiş oluyor hem de öğrencilere aslında bunların işe yaramaz olduğunu göstermiş oluyor.

Dini’nin okulunda üst sınıflardaki Pierre’se en güçlü karakterlerden biri. Herkes onun yanında olmaya çalışır, yaşından büyük kadınlarla birlikte olur ve çevresinde topladıklarıyla istediğini yapar. Magda’da Pierre ile birlikte olduğu için Dini Pierre’den pek hoşlanmaz. Fakat mevcut siyasi ortam beklenmedik bir şekilde onları bir araya getirir. En nihayetinde gücü elinde tutan yönetimle güce kavuşmaya başlayan Pierre’in çatışması kaçınılmaz olur ve Pierre’le arkadaşları bir tür metaforik protesto düzenlerler. Bu kişisel mücadele ve metaforik protestolar oldukça çarpıcı bir tespiti de bizlere sunuyor aslında. Usta Leh yönetmen Andrzej Wajda bir söyleşisinde şöyle diyordu: “Filmlerinizde yönetimi açık bir şekilde eleştiremezdiniz, aksi takdirde sansüre takılırdı ayrıca sansürü geçseniz bile başınız derde girebilirdi. Bu yüzden biz yönetmenler ve seyirci arasında yönetimin ulaşamadığı bir bağ vardı. Örneğin bir nehrin karşısında hareket eden karaltılar gösteriyorsak izleyici bunun Moskova olduğunu hemen anlardı.” Wajda kişisel mücadelenin metaforik protestolarla devam ettiğini ve halkın bunu çok iyi bir şekilde başardığını özellikle belirtiyordu. Nihayetinde Polonya’da tıpkı Macaristan gibi aynı baskıcı rejimin altında eziliyordu.

Pierre protestodan sonra ülkeden kaçmaya hazırlanır ve Dini’de onunla gitmeye karar verir, yanlarına Magda’yı da alırlar ama Dini ve Magda arabayla bir süre ilerlediklerinde sonra gitmekten vazgeçip geri dönerler. Pierre yola kendi devam eder fakat bu bir yalnız bırakılmışlık değildir. Kendinden emin bir şekilde güneş gözlüklerini takıp plana uygun şekilde devam eder. Bu sahneden sonra yıllar geçer Dini’yle Magda’nın evlendiğini düşünürüz, ama o muhteşem final bölümü her şeyi çok farklı bir sonuca ulaştırır. Kardeşlerin babaları eve döner, Dini bir duvarın dibine işer ve Magda yanında kocasıyla ona gülümseyerek geçip uzaklaşır.

Final sahnesi; babaların dönüşü ve o bölümde söyledikleri şarkıyla epik bir anlatıya, bir zafere işaret eder ama hemen ardından gelen Dini ve Magda’lı sahne bazı şeylerin aslında hiç değişmediğini hayatın hiçbir zaman mutlak olmadığını ve ister siyasi olsun ister başka bir şey, yaşamın kendisinin iyi ve kötü olayların bir toplamı olduğunun naif ama aynı zamanda sert bir gerçeklikle yüzümüze çarpar.

Megall az idö siyasi ve ontolojik hikayeleri postmodern bir bakış açısıyla müthiş bir şekilde anlatıyor. Üstelik tüm başarısı bundan da ibaret değil. Filmde hiç ama hiçbir şekilde alışık olmadığımız bir ışık ve renk kullanımı var. Bütün iç mekanlar bir şekilde normalin çok dışında ışıklandırılmışlar. Dans sahnesinde salonda mavi ışık vardır. Okulun içindeki ışıkların hepsi yeşildir. Kardeşlerin evinde ışıklar sarıdır. Kafe sahnelerindeyse ışıklandırma bir üst seviyeye çıkar ve farklı renklerden oluşan bir mekan dizayn edilir. Kabul etmek gerekirse bu sıra dışı yaklaşım estetik açısından kesinlikle çığır açıcı bir başarı yakalamış. Ama bu ışıklandırmanın tüm amacı yalnızca estetik de değil. Dışarıda alışık olduğumuz ışıklandırmalar yapılmasına rağmen rejimin insanların evlerinde, kafelerde okullarda yaratmaya çalıştığı diyalektik modernist düşünce pratiğinin bir yansıması bunlar. Her şey rejim tarafında bir amaca hizmet etmek içim planlanmış fakat gerçeklikten de kopulmuştur. Yönetmen postmodern söylemi hikayenin dışına taşıyıp ışıklandırma ve renk üzerinden de daha önce hiç yapılmamış bir şeyi yaparak Megal az İdö’nün neden sinema tarihine geçen bir başyapıt olduğunu bizlere çok çarpıcı bir şekilde kanıtlamış oluyor.

Girift ve felsefi temelleri olan hikayesinin yanı sırada sıra dışı kamera açıları, ışık ve renk kullanımları, doğaçlama yoluyla gerçeği yansıtması gibi daha sayılamayacak onlarca başarısıyla Megal az İdö maalesef diğer yeni dalga filmlerinin gölgesinde kalarak unutulmuş fakat muhteşemliği sayesinde değil şimdiye geleceğe dahi uzanmayı başarmış kesinlikle izlenilmesi gereken bir başyapıt.

İzleyin izlettirin…



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol