McFarland, kimsenin adını duymadığı, burada yaşayan çocuklara ise “harcanmış” gözüyle bakılan, uzaktan korkutucu ve yavan bir yer olsa da, yaklaştıkça sıcacık ve rengarenk bir yuva görünümü kazanan Kaliforniya’nın küçük bir kasabası. Bu kasabada yaşanan gerçek bir hikaye ise filmin konusunu oluşturuyor.

Bir futbol takımı çalıştıran Jim White, öğrencisiyle arasında yaşanan gerginliğin şiddet içermesi sebebiyle ailesi ile birlikte, McFarland adında birçok kişinin haberdar dahi olmadığı bir kasabaya gider. Kasabanın genelinin Meksikalı olduğu bu çevrede, Jim White ve ailesi zorlu zamanlar yaşarlar ancak tahmin edilebileceği gibi sonradan burayı hiç bırakmayacak şekilde yuvaları olarak tanımlayacaklardır. Jim White’ın bazı öğrencilerin koşu yeteneğini fark etmesi üzerine daha önceden birçok kez izlediğimiz ve aşina olduğumuz bir başarı hikayesini, aslında yalnızca farklı bir lokasyonda farklı karakterlerle izleyeceğiz. Yine de filmin umut, aile sevgisi, hırs ve rekabet güdüsü gibi oldukça insani duygulara hitap etmesi sebebiyle izleyiciyi çabucak kendine bağlayabileceğini söylemekte yarar var.

Filmdeki “öteki” kavramından bahsetmeden önce, filmin teknik detayları ve oyuncularından da bahsetmek gerekiyor. McFarland, gerçek bir hikayeden esinlenerek Niki Caro tarafından beyazperdeye aktarılmış bir film. Niki Caro, Balinanın Sırtında – Whale Rider (2002) ve Tek Başına – North Country (2005) filmleriyle bilinen bir yönetmen ve senarist. Son filminde de yönetmenlik konusunda gayet başarılı bir iş çıkardığını söylemek mümkün. McFarland’ı bazen korkutucu ve yabancı, bazense sıcacık ve tanıdık hissetmemize görüntüleriyle büyük katkı sağlayan görüntü yönetmenleri ise Adam Arkapaw ve Terry Stacey. Adam Arkapaw, True Detective adlı sevilen dizinin de görüntü yönetmenliğini 7 bölüm için üstlenmişti. Kevin Costner, hatalar yapabilen ama takımı için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, sihirli dokunuşlara sahip koç rolünü başarılı bir şekilde canlandırmış. Takımdaki yedi genç aktör de rollerine tamamen  uyum sağlamakla kalmamış, gerçekten bir takım oluşturdukları hissini izleyiciye geçirebiliyorlar. İspanyolca’nın sık sık kullanıldığı filmin müziklerinde Kolombiyalı ünlü şarkıcı Juanes’i duymak da filmin renklerinden bir başkasıydı.

Filmde Jim White’ın McFarland’ta ilk kez kurduğu atletizm takımıyla elde ettiği başarılar kısmına odaklanmak yerine senaryoda önemli bir yer tutan beyaz bir ailenin, Meksikalıların yaşadığı bir kasabaya yerleşmesi, geçirdikleri uyum süreci ve bu kasabanın kahramanı olan beyaz adam minvalinden de yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Evet hikaye gerçek, evet oldukça insani duygulara hitap eden ve kolaylıkla izlenebilecek bir film ancak “öteki olmak” durumunun yine beyaz ırk için ne kadar kolayca çözülebildiğini görüyoruz film boyunca. Durumun tam tersi düşünülürse, Meksikalı bir aile, beyaz Amerikalıların yaşadığı bir kasabaya taşınsa hikaye böyle bir kahramanlıkla bitebilir miydi bilemiyorum. Kulağa çok da inandırıcı gelmiyor. McFarland USA filmini sıkılmadan izleyebilecek olmanızın sebeplerinden biri de gidecekleri her yerde ötekileştirilecek bu insanların kendilerinden farklı olana yaklaşımları ve insani değerlerini kaybetmemiş oluşları. Nitekim bu farklı tavır, White ailesine de çok şey öğretiyor. Birçok soru işaretiyle geldikleri ve kaçıp gitmek istedikleri bu kasabayı evleri olarak görmeye başlıyorlar.

Sonuç olarak; McFarland, hikayesinin klasikliğine rağmen heyecanlı yarış sahneleri ve değindiği insan ilişkiler sebebiyle vizyonun keyifle izlenebilecek filmlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

İyi seyirler.

McFarland, kimsenin adını duymadığı, burada yaşayan çocuklara ise “harcanmış” gözüyle bakılan, uzaktan korkutucu ve yavan bir yer olsa da, yaklaştıkça sıcacık ve rengarenk bir yuva görünümü kazanan Kaliforniya’nın küçük bir kasabası. Bu kasabada yaşanan gerçek bir hikaye ise filmin konusunu oluşturuyor. Bir futbol takımı çalıştıran Jim White, öğrencisiyle arasında yaşanan gerginliğin şiddet içermesi sebebiyle ailesi ile birlikte, McFarland adında birçok kişinin haberdar dahi olmadığı bir kasabaya gider. Kasabanın genelinin Meksikalı olduğu bu çevrede, Jim White ve ailesi zorlu zamanlar yaşarlar ancak tahmin edilebileceği gibi sonradan burayı hiç bırakmayacak şekilde yuvaları olarak tanımlayacaklardır. Jim White'ın bazı öğrencilerin koşu yeteneğini fark etmesi üzerine daha önceden birçok kez izlediğimiz ve aşina olduğumuz bir başarı hikayesini, aslında yalnızca farklı bir lokasyonda farklı karakterlerle izleyeceğiz. Yine de filmin umut, aile sevgisi, hırs ve rekabet güdüsü gibi oldukça insani duygulara hitap etmesi sebebiyle izleyiciyi çabucak kendine bağlayabileceğini söylemekte yarar var. Filmdeki “öteki” kavramından bahsetmeden önce, filmin teknik detayları ve oyuncularından da bahsetmek gerekiyor. McFarland, gerçek bir hikayeden esinlenerek Niki Caro tarafından beyazperdeye aktarılmış bir film. Niki Caro, Balinanın Sırtında - Whale Rider (2002) ve Tek Başına - North Country (2005) filmleriyle bilinen bir yönetmen ve senarist. Son filminde de yönetmenlik konusunda gayet başarılı bir iş çıkardığını söylemek mümkün. McFarland’ı bazen korkutucu ve yabancı, bazense sıcacık ve tanıdık hissetmemize görüntüleriyle büyük katkı sağlayan görüntü yönetmenleri ise Adam Arkapaw ve Terry Stacey. Adam Arkapaw, True Detective adlı sevilen dizinin de görüntü yönetmenliğini 7 bölüm için üstlenmişti. Kevin Costner, hatalar yapabilen ama takımı için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, sihirli dokunuşlara sahip koç rolünü başarılı bir şekilde canlandırmış. Takımdaki yedi genç aktör de rollerine tamamen  uyum sağlamakla kalmamış, gerçekten bir takım oluşturdukları hissini izleyiciye geçirebiliyorlar. İspanyolca’nın sık sık kullanıldığı filmin müziklerinde Kolombiyalı ünlü şarkıcı Juanes’i duymak da filmin renklerinden bir başkasıydı. Filmde Jim White’ın McFarland’ta ilk kez kurduğu atletizm takımıyla elde ettiği başarılar kısmına odaklanmak yerine senaryoda önemli bir yer tutan beyaz bir ailenin, Meksikalıların yaşadığı bir kasabaya yerleşmesi, geçirdikleri uyum süreci ve bu kasabanın kahramanı olan beyaz adam minvalinden de yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Evet hikaye gerçek, evet oldukça insani duygulara hitap eden ve kolaylıkla izlenebilecek bir film ancak “öteki olmak” durumunun yine beyaz ırk için ne kadar kolayca çözülebildiğini görüyoruz film boyunca. Durumun tam tersi düşünülürse, Meksikalı bir aile, beyaz Amerikalıların yaşadığı bir kasabaya taşınsa hikaye böyle bir kahramanlıkla bitebilir miydi bilemiyorum. Kulağa çok da inandırıcı gelmiyor. McFarland USA filmini sıkılmadan izleyebilecek olmanızın sebeplerinden biri de gidecekleri her yerde ötekileştirilecek bu insanların kendilerinden farklı olana yaklaşımları ve insani değerlerini kaybetmemiş oluşları. Nitekim bu farklı tavır, White ailesine de çok şey öğretiyor. Birçok soru işaretiyle geldikleri ve kaçıp gitmek istedikleri bu kasabayı evleri olarak görmeye başlıyorlar. Sonuç olarak; McFarland, hikayesinin klasikliğine rağmen heyecanlı yarış sahneleri ve değindiği insan ilişkiler sebebiyle vizyonun keyifle izlenebilecek filmlerinden biri olarak değerlendirilebilir. İyi seyirler.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

McFarland, hikayesinin klasikliğine rağmen heyecanlı yarış sahneleri ve değindiği insan ilişkiler sebebiyle vizyonun keyifle izlenebilecek filmlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: 2.85 ( 2 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi