2011 yılında vizyona giren Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ile 1968 yapımı ilk Maymunlar Cehennemi'nin öncesini anlatma misyonu üstlenilmişti. Her ne kadar bir ön hikaye olsa da, Hollywood'un yeniden çevrim furyasının halkalarından biri olarak değerlendirmeye alabileceğimiz yeni üçleme, özellikle ilk filmle destansı bir açılış yapmış 68 yapımı filmin, öncesinde neler olduğunu, günümüz dünyasına uyarlayarak aktarmıştı. Bugün itibarıyla, üçlemenin yarattığı atmosfer ve gişe başarısı serinin devam etmesini sağlar mı bilinmez, lakin yola çıkış fikrini kapsayan üçleme Maymunlar Cehennemi: Savaş ile sona erdi. Peki, yola çıkış fikri ile orijinal filmi dahi bir başka noktaya taşıyan yeni üçleme vadettiği finali yapabiliyor mu, onu tartışalım. İlk film olan Maymunlar Cehennemi'ne beş yıl içerisinde dört devam filmi çekilmişti. Hollywood'un bilimkurgulara yöneldiği yıllara denk gelen bu beşlemenin ardından, 2001 yılında Tim Burton'ın unutmak istediğimiz yeniden çevrimi vizyona girdi. 1968'i aratan makyaj, sanat yönetimi ve senaryonun yanı sıra anlamsız diyaloglar Maymunlar Cehennemi fikrinin Hollywood açısından rafa kaldırıldığını düşündürtse de, 2010'ların başında çekileceğini duyduğumuz ön hikaye fikri kağıt üstünde hiç de fena değildi. Nitekim Tim Burton rezaletinden sonra iyi hazırlanılmış ve üçlemenin bu ilk filmi beklentileri fazlasıyla karşılamıştı. Üçlemenin son filmi olan Maymunlar Cehennemi: Savaş’a gelmeden hemen önce ilk filmin külliyat açısından ne denli önemli olduğunu tekrar vurgulamak gerekiyor. Evrimi tersten görmek, Maymunlar Cehennemi’nin en büyük başarısıyken orijinal filmde yaşananların ortaya çıkış sürecini sebep-sonuç ilişkisiyle irdeleyebilmek ve bunu günümüze uyarlayabilmek Hollywood’dan beklenebilecek bir süreç değildi. Caesar’ı modern dünyanın “evcil hayvanı” şeklinde sunarak kurulan dramatik yapı ve seyirciyi karakterlerle empati kurmaya iten hikaye, karakterle duygusal bir bağ kurmamızı sağladığı gibi, bu sayede seri boyunca Caesar’ın yanında olma hissiyatımızı da artırdı. Salgının yayılma sürecinden, insanlığın başına gelenlere kadarki süreçte herhangi bir mantık hatasının da göze çarpmaması -hatta son derece inandırıcı olması- ilk filmin başka bir noktada kalmasını sağladı. Lafı daha da fazla dolandırmadan gelelim Savaş’a; ikinci filmde karakteri oturan ve liderlik vasıflarının öne çıktığını gördüğümüz Caesar üçüncü filmde daha olgun, daha duygusal ve daha kararlı. İnsanlık ise bir yandan dünyanın yeniden hükümdarı olmak için gelişmekte, bir yandan da salgının yan etkileri ile savaşmakta. Maymunlar Cehennemi Savaş: Başarılı Bir Üçlemenin Vasat Finali ***Bu yazı Maymunlar Cehennemi: Savaş hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.*** Sinemasal anlamda Apocalpyse Now, Star Wars ve orijinal Maymunlar Cehennemi serisinden beslenen Maymunlar Cehennemi: Savaş, hem hikayesini hem de dramatik yapısını Hitler ve Auschwitz üzerine inşa ediyor. İnsanların lideri The Colonel’in (Woody Harrelson), Caesar’a kendi oğlu ile yaşadıklarını anlattığı sahne için Hitler’in inandığı üstün ırk felsefesinin bir yansıması diyebiliriz. Maymunların köleleştirildiği toplama kampı ise “modern” bir Auschwitz olarak tasarlanmış. Sadece mekan(lar)ın tasviri değil, maymunların duvar inşasına zorlanması gibi detaylar ile de bu döneme ve mekana göndermelerde bulunuluyor. Yahudilerin iş gücünden faydalanarak, kendi ölümlerine sebep olacak silahların lojistiğini sağlayacak rayları dahi Yahudilere yaptıran Naziler misali The Colonel, maymunların kendi sonunu getirecek duvarı yine maymunlara yaptırıyor. The Colonel’dan bahsetmişken, Woody Harrelson’ın performansı için zayıf demek haksızlık olur ancak, rol için daha keskin hatlara sahip, daha ürkütücü bir karakter seçilmesi daha doğru olabilirmiş. Caesar, bu ön hikayede gerçekleşen evrimin anlaşılabilir olması adına son derece önemli bir karakter -tabii ki maymunların lideri olması da aynı şekilde…

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Maymunlar Cehennemi her zaman iyi bir üçleme olarak anılacaktır ancak bunda en büyük payın ilk filme ait olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kullanıcı Puanları: 3.9 ( 3 votes)
63

2011 yılında vizyona giren Maymunlar Cehennemi: Başlangıç ile 1968 yapımı ilk Maymunlar Cehennemi’nin öncesini anlatma misyonu üstlenilmişti. Her ne kadar bir ön hikaye olsa da, Hollywood’un yeniden çevrim furyasının halkalarından biri olarak değerlendirmeye alabileceğimiz yeni üçleme, özellikle ilk filmle destansı bir açılış yapmış 68 yapımı filmin, öncesinde neler olduğunu, günümüz dünyasına uyarlayarak aktarmıştı. Bugün itibarıyla, üçlemenin yarattığı atmosfer ve gişe başarısı serinin devam etmesini sağlar mı bilinmez, lakin yola çıkış fikrini kapsayan üçleme Maymunlar Cehennemi: Savaş ile sona erdi. Peki, yola çıkış fikri ile orijinal filmi dahi bir başka noktaya taşıyan yeni üçleme vadettiği finali yapabiliyor mu, onu tartışalım.

İlk film olan Maymunlar Cehennemi’ne beş yıl içerisinde dört devam filmi çekilmişti. Hollywood’un bilimkurgulara yöneldiği yıllara denk gelen bu beşlemenin ardından, 2001 yılında Tim Burton’ın unutmak istediğimiz yeniden çevrimi vizyona girdi. 1968’i aratan makyaj, sanat yönetimi ve senaryonun yanı sıra anlamsız diyaloglar Maymunlar Cehennemi fikrinin Hollywood açısından rafa kaldırıldığını düşündürtse de, 2010’ların başında çekileceğini duyduğumuz ön hikaye fikri kağıt üstünde hiç de fena değildi. Nitekim Tim Burton rezaletinden sonra iyi hazırlanılmış ve üçlemenin bu ilk filmi beklentileri fazlasıyla karşılamıştı. Üçlemenin son filmi olan Maymunlar Cehennemi: Savaş’a gelmeden hemen önce ilk filmin külliyat açısından ne denli önemli olduğunu tekrar vurgulamak gerekiyor. Evrimi tersten görmek, Maymunlar Cehennemi’nin en büyük başarısıyken orijinal filmde yaşananların ortaya çıkış sürecini sebep-sonuç ilişkisiyle irdeleyebilmek ve bunu günümüze uyarlayabilmek Hollywood’dan beklenebilecek bir süreç değildi. Caesar’ı modern dünyanın “evcil hayvanı” şeklinde sunarak kurulan dramatik yapı ve seyirciyi karakterlerle empati kurmaya iten hikaye, karakterle duygusal bir bağ kurmamızı sağladığı gibi, bu sayede seri boyunca Caesar’ın yanında olma hissiyatımızı da artırdı. Salgının yayılma sürecinden, insanlığın başına gelenlere kadarki süreçte herhangi bir mantık hatasının da göze çarpmaması -hatta son derece inandırıcı olması- ilk filmin başka bir noktada kalmasını sağladı. Lafı daha da fazla dolandırmadan gelelim Savaş’a; ikinci filmde karakteri oturan ve liderlik vasıflarının öne çıktığını gördüğümüz Caesar üçüncü filmde daha olgun, daha duygusal ve daha kararlı. İnsanlık ise bir yandan dünyanın yeniden hükümdarı olmak için gelişmekte, bir yandan da salgının yan etkileri ile savaşmakta.

Maymunlar Cehennemi Savaş: Başarılı Bir Üçlemenin Vasat Finali

***Bu yazı Maymunlar Cehennemi: Savaş hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Sinemasal anlamda Apocalpyse Now, Star Wars ve orijinal Maymunlar Cehennemi serisinden beslenen Maymunlar Cehennemi: Savaş, hem hikayesini hem de dramatik yapısını Hitler ve Auschwitz üzerine inşa ediyor. İnsanların lideri The Colonel’in (Woody Harrelson), Caesar’a kendi oğlu ile yaşadıklarını anlattığı sahne için Hitler’in inandığı üstün ırk felsefesinin bir yansıması diyebiliriz. Maymunların köleleştirildiği toplama kampı ise “modern” bir Auschwitz olarak tasarlanmış. Sadece mekan(lar)ın tasviri değil, maymunların duvar inşasına zorlanması gibi detaylar ile de bu döneme ve mekana göndermelerde bulunuluyor. Yahudilerin iş gücünden faydalanarak, kendi ölümlerine sebep olacak silahların lojistiğini sağlayacak rayları dahi Yahudilere yaptıran Naziler misali The Colonel, maymunların kendi sonunu getirecek duvarı yine maymunlara yaptırıyor. The Colonel’dan bahsetmişken, Woody Harrelson’ın performansı için zayıf demek haksızlık olur ancak, rol için daha keskin hatlara sahip, daha ürkütücü bir karakter seçilmesi daha doğru olabilirmiş.

Caesar, bu ön hikayede gerçekleşen evrimin anlaşılabilir olması adına son derece önemli bir karakter -tabii ki maymunların lideri olması da aynı şekilde önemli. İlk filmde son derece orijinal olan karakter, özellikle üçlemenin son filmi olan Savaş’ta “insanmışçasına” tasvir edilmeye başlanıyor. Bir açıdan bakıldığında, evrime gönderme yapan filmin Caesar’ı -ya da tüm maymunları- bu şekilde ele alması doğal bir tercih, lakin yer yer bu tercih filmin inandırıcılığının kaybetmesini yol açıyor. 

Filmin adından, afişinden ve fragmanlarından yola çıkarak heybetli bir “savaş” beklentisi oluştu. Bir pazarlama yöntemi olarak ele aldığımızda başarılı bir PR çalışması denebilir fakat seyirciyi bu beklentiye sokmak, yönetmenin üzerinden, altından kalkamadığı bir yüke dönüşüyor. Maymunların, insanlığın arasında yaşanan savaşın ortasında kalması ince ve şık bir detay olarak tasarlanmış olsa da, bu sahnelerin ihtişamdan uzak kalması filmin son 30-40 dakikalık bölümünde büyük bir düşüş yaşamasına sebep oluyor. Konsol oyunlarını aratmayan mantık hatalarıyla dolu sahneler, maymunların kaçışlarını organize edebilmek için yerleştirilen anlamsız detaylar ve Caesar ile The Colonel arasında geçen son bölüm boyunca dışarıda yaşanan tüm karmaşanın birkaç dakikalığına durması gibi küçük ama önemli detaylar filmin inandırıcılığının kaybolmasına sebep oluyor.

Virüsün yayılmasının önüne geçtiğini düşünen insanlığın, virüsün farklı bir yüzüyle karşılaşmasıyla insani yeteneklerini kaybetmeye başlaması ise filmin en önemli ve doğru noktası. 1968 yapımı filmin başladığı noktaya ulaşırken, insanlığın ne gibi süreçlerden geçtiğini anlatabilmek için çok doğru bir formül bulunmuş. Burada sıkıntı, yeni üçlemenin özellikle ilk filminde öne çıkarılan ve 1968 yapımı filme göndermede bulunarak “uzaya giden astronotlar kayboldu” gibi serinin içine serpiştirilen ufak detayların son filme kadar geçen süreçte bir daha karşımıza çıkmayışı oldu; muhtemel ki üç filmle sona erdiğini düşündüğümüz yeni seri, sona ermeyecek ve 1968 yapımı orijinal filmin başladığı noktaya geri dönerek prequel’den remake’e evrilecek.

Filmin yoğun müzik kullanımı, yer yer rahatsız edici boyutlara varabiliyor. Seyircinin duyguları ile oynamak için, bilinçli olarak yapılan bu hamleler, kişisel olarak benim bazı önemli sahnelerde düşmeme sebep oldu. Yazıyı yazmak için bilgisayar başına oturduğumda filmin soundtrack albümünü baştan sona bir kez daha dinledim ve tek tek dinlendiğinde müziklerin şahane olduğunu söyleyebilirim ancak film sırasında böylesine sık kullanılması rahatsız edici boyutlara ulaşabiliyor. Bir diğer parantezi ise Andy Serkis’e açmak istiyorum. Caesar karakteriyle, Andy Serkis Yüzüklerin Efendisi’nde hayat verdiği Gollum/Smeagol’un dahi üzerine çıkan bir performans sergiliyor.

Matt Reeves çok yetenekli bir yönetmen ancak Maymunlar Cehennemi üçlemesinin en iyi filmini, ilk filmi yöneten Rupert Wyatt çekti. İlk filmin ardından, elindeki malzemeyi yeteri kadar kullanamayan Reeves, serinin her yeni filminin bir öncekinden daha vasat olmasına sebep olmuş olsa da, Maymunlar Cehennemi her zaman iyi bir üçleme olarak anılacaktır ancak bunda en büyük payın ilk filme ait olduğunu unutmamak gerekiyor. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi