Uzun zamandır, Matrix serisini sosyal bilimler ekseninde ele alan bir yazı dizisi kaleme almayı düşünüyorduk. Antik Yunan’dan günümüze Matrix’in arka planını besleyen referansları inceleyerek verimli okumalar çıkartmaya çalışacağımız bu yolculuğu “Sokrates ve Kâhin” yazısıyla  başlatıyoruz.

Hatırlarsanız 2015 tarihli “Platon’un Mağara Alegorisinin Sinemadaki İzleri” isimli yazımızdaki kısa Matrix okumamızda, Wachowski’lerin bilimkurgu yazarı William Gibson’dan Matrix’i yaratım aşamasında bir hayli etkilendiğine değinmiştik. Gibson, Matrix terimini bilimkurgu yazımında ilk kez kullanan isim. Gibson’ın Sprawl üçlemesinin ilk kitabı Neuromancer, Platon’a dair referanslar konusunda oldukça cömert bir kitap olarak bilinir. Haliyle Wachowski’lerin ilham kaynağı olan kitap serisindeki gibi Matrix üçlemesinin ilk filminin Platon’la özdeşleştirilebilecek bolca detayı barındırıyor olması pek de şaşırtıcı sayılmaz. Bilindiği üzere, mağara alegorisi ve Matrix günümüzde beraber anılan temalar haline gelmiş vaziyette. Fakat tahmin edersiniz ki Wachowski’lerin efsaneleşen serisindeki Platon göndermeleri mağara alegorisiyle sınırlı değil. Hatta filmin temel unsurlarını incelemeye başladığımızda Platon’un yazınının farklı farklı anekdotlardan esinlenilmiş nice farklı etmene rastlayabiliyoruz. Matrix Okumaları dizisinin başlangıcını Matrix serisinin az bilinen Platon göndermelerini analiz ederek yapmak yerinde olur diye düşündük. Bu ilk incelemede, Kahin karakterinin Sokrates’i temsil ettiği tezini ortaya atıp, bunu kanıtlayan detayları ele alacağız.

Sokrates ve Kâhin

Sokrates ve Kâhin karakteri arasındaki bağı gün ışığına çıkartırken, Platon’un Phaidros isimli diyaloğundan faydalanacağız. İlk alıntılayacağımız pasaj (265b) bizi Matrix filminin ana karakterlerinin pek çoğunun ardında gizli olan Platoncu göndermeler konusunda aydınlatmak adına iyi bir başlangıç sağlayacak:

“Tanrısal delilikte, dört türden deliliğin dört ayrı tanrıya denk düştüğünün ayırdına vardık: peygamberlere özgü ilhamı Apollon’a, gizemlere erenlerin ihamını Dionysos’a, şairlerinkini Müzlere (Musalara) ve son olarak âşıklarınkini Afrodit ve Eros’a bağladık”

Diyalogta bu noktaya dek sürdürülen tartışmaların neticesinde Sokrates’in özetlediği bu kategoriler, Matrix’teki ana karakterlerimizin 4 (hatta beş) tanesinin nasıl bir arketip üzerine yaratıldığını açığa çıkartırlar. Apollon’a atfedilen delilik Kahin’de, Dionysos’unki Morpheus’a ve Afrodit’le Eros’a özgü olan da Trinity’de açığa çıkar. Kalan dördüncü tip delilik de Neo’ya ve onun zıddı olan Ajan Smith’e denk düşüyor denebilir, ama bu sonuncuyu bu yazıda detaylandıramayacağız.

Trinity bizzat aşkın kendisine denk düştüğünden, yunan mitolojisinde Afrodit’in üstlendiği görevi devralıyordur. Neo’yu tamamlıyor oluşu, isminde bile açıkça ortaya konulur. Hristiyanlık göndermelerini analiz ettiğimizde anlarız ki, isminin Türkçeleştirilmiş hali teslis olan Trinity, seçilmiş kişiyi yani Mesih olan Neo’yu tamamlar. Mesih’in tanrısal karakterinin belirleyici unsuru teslisin bir parçası olmasıdır. Aynı durum Neo’da Trinity’nin onu tamamlamasından geçer. Ve bu denli bir tamamlayıcılık ancak ve ancak aşk ile açığa çıkabilir.

Morpheus tıpkı Dionysos gibi özgürleştiricidir ve şeyleri önceden sezme yetisine sahiptir. Fakat Morpheus ve Dionysos arasındaki bağı en net ikinci filmin başında görürüz. Link ve Zee arasındaki konuşmalarda, iki tarafta birden fazla kez Morpheus’un deli olduğunu dile getirirler. Hatta film boyunca sadece ikisinin değil, tüm Zion halkının, Morpheus’a inanmış olanlar dâhil, genel kanaatinin bu yönde olduğu anlaşılır. Yine de Morpheus’un halka yaptığı konuşma, herkes için büyük bir ilham kaynağıdır. Hatta hitabeti kalabalığı baştan çıkartır. Herkes dans ederek kendini kaybeder, bütün cinsel arzular müşterek olarak ortaya dökülür. Dionysos’a atfedilen eski toplu seks ritüellerinin bir benzeri, filmin bir sahnesi olarak izleyiciyle buluşur. Sahnenin filmdeki işlevi, Dionysos’un ritüellerinin eski topluluklardaki işlevinin aynısıdır. Halk hem ruhani hem de fiziksel bir deneyimle ortak bir düşman karşısında birleşir. Wachowski’ler sinematik bir fallus imgelemi yaratırlar. Bu kutlama sahnesi bir tür katharsistir ve Morpheus bunu mümkün kılan kişidir. Neo’yu keşfeden odur ve konuşmasıyla umudu canlı kılar. Felsefe tarihinde kendisini Dionysos’la özdeşleştirmiş meşhur bir isim hemen akıllarımıza gelebilir bu noktada: Nietzsche. Nietzsche ve Morpheus’un kendilerine atfedilmiş deliliği benimseyip de bunu bir direniş aracına dönüştürmüş olmaları, ikilinin örtüşen pek çok yönünden bir tanesi olarak karşımıza çıkarak tezimizi bu noktada daha da kuvvetlendirir diyebiliriz. Morpheus ve Nietszche arasındaki benzerlikleri, bu yazı serisinin devam yazılarından birinde ele alacağız.

Kâhin ise Apollon’un bizzat kendisidir ve film bunu bize açıkça gösterir. Kâhinin mutfağının kapısında “Temet Nosce” yazıyordur ve bu alıntı Neo için “Know Thyself” şeklinde Kâhin tarafından ingilizceleştirilir. Aynı alıntının antik Yunancadaki karşılığı “Gnothi Seauton”dur. Türkçesi “Kendini Bil” olan cümle, Platon okurlarına bir hayli tanıdık gelecektir.

Sokrates’in aktardığına göre, bu alıntı Delfi Apollon Tapınağı’nın kapısında altın harflerle yazmaktadır ve günümüz okurları için “Kendini Bil” cümlesi Sokrates’le özdeşleşmiştir. Delfi tapınağının bir kâhini olur (her zaman bir kadın) ve zamanında bu kâhinlerden biri Sokrates’e dünyanın en bilge insanı olduğunu söylemiştir. Sokrates bu tespiti hiçbir şey bilmediğini bildiği için en bilge olduğunu anlayana dek bir hayli yadırgamıştır.

Henüz film bizi Kâhinle tanıştırmamışken Neo ve Morpheus arasında geçen bir konuşma, bu doğrultuda değerlendirildiğinde tezimizi kuvvetlendirir niteliktedir:

Morpheus: Kâhin gerçekten oldukça yaşlıdır. Başlangıçtan beri bizimle birlikte.

Neo: Peki neyi biliyor? Her şeyi mi?

Morpheus: Eğer bu soruyu o yanıtlayacak olsa, yeterince bildiğini söylerdi.

Neo: Peki hiç yanlış bilmez mi?

Morpheus: Bunu doğru veya yanlış terimleriyle düşünmek hatalı olur. Kâhin bir rehber. Sana yolunu bulmakta yardımcı olabilir.

Eğer ki Matrix’i felsefenin macerasını aktaran bir film olarak değerlendirecek olursak, başlangıçtan beri bizimle birlikte olan kişi sıfatını yakıştırabileceğimiz yegâne isim Sokrates olurdu. Üstelik film bize açıkça Kâhinin esas yetisinin karşısındaki kişinin sözünü ve davranışın o henüz söylemeden veya yapmadan tahmin etmek olduğunu farklı örneklerle aktarır. Sokrates de aynı yetiye sahiptir ve retorik yöntemi bizzat bu yetiye bağlı uygulanmaktadır.

İkinci filmde, Kâhinin de bir bilgisayar programı olduğunu öğreniriz. Yani o da sistemin bir parçası, muhtemel bir kontrol mekanizmasıdır. Fakat Kâhinden başka bir şey daha öğreniriz: başka programları hackleyen başka programlar da mevcuttur. Çünkü Matrix’te amaçsız kalan bir program silinmektedir. Programlar genellikle bu aşamada silinmektense saklanmayı ya da ana kaynağa dönmeyi tercih ederler. Kâhin ise ne saklanmakta ne de ana kaynağa dönmektedir. Tıpkı özür dilemek veya sürgün yemek yerine ona verilen ölüm cezasıyla yüzleşen Sokrates gibi Kâhin de karşılaştığı tehlikeye göğüs germeyi seçmiştir.

Kâhin ve Sokrates’in ortaklaştığı bir diğer konu ise ikisinin de hayattan alabildikleri maksimum hazzı almaya yönelik harcadıkları çabadır. Kâhin film boyunca karşımıza gülümseyen, sigara içen, çocuklarla vakit geçiren, manzaraların tadını çıkartan ve sevdiği yemekleri yapan bir karakter olarak karşımıza çıkar. Sokrates de bize aktarıldığı kadarıyla böyle bir insandır. Dünyanın özünü bildiği için, alabileceği en yüksek oranda keyfi almaya meyillidir. Hatta Phaidros diyaloğunda Sokrates şu sözleri söyler:

“Bize fani olan nice şeyin arasında, bir tanrının içine bir anlık neşe katmadığı neredeyse hiçbir şey yoktur”

Dahası, Phaidros’un başında Sokrates aşktan konuşabilmek için şehrin dışına çıkmıştır. Böylesi bir hususta konuşabilmek için politik olandan uzaklaşmış olmak zaruridir çünkü. Benzer bir durum, Kâhin ve Mimarın bir arada olduğu son sahnede de karşımıza çıkar. Kâhin, alıştığımızın aksine açık ve manzaralı bir mekânda karşımıza çıkar. Programların da sevebileceğinin kanıtı olan Sati, güneşin Neo için doğmasını sağlar. Phaidros’taki gibi güneşin doğuşu/batışı meselesi konuşmayı tamamlayan önemli bir metafor haline gelir.

Buraya kadar yürüttüğümüz analiz, Kahin’in felsefe tarihi ekseninde konumlandığı noktayı açıklığa kavuşturmuştur diye düşünüyoruz. Bir sonraki yazımızda, Kâhin karakterine yönelik okumamızın açtığı yolda, Mimar karakterini ele alamaya başlayacağız. Yine Phaidros’tan yola çıkarak başlatacağımız bu okumada, Mimar’ın bir başka önemli filozofu, Kant’ı temsil ettiğini göstermeyi deneyeceğiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi