“Sokrates ve Kâhin”  ve “Descartes’ın Kötü Cin’i Olarak Mimar” yazılarının ardından  Matrix Okumaları yazı dizisine  “Kant ve Mimar” yazısıyla devam ediyoruz. 

Aliye Kovanlıkaya, Deleuze’ün “Kant Üzerine Dört Ders” kitabının Ulus Baker tarafından çevrilmiş Türkçe baskısına yazdığı önsözün girişinde, Kant’ın kendisinin de kendi felsefesini anlatırken kullandığı mimari benzetmesini okuyucuya anımsatır. Saf Aklın Eleştirisi ile başlayıp Yargı Gücünün Eleştirisi ile tamamlanan bu eseri detaylandırarak ilerleyen bu önsözde, birinci kritiğin yani kavrama yetisinin temel, ikinci kritiğin aklın hükümdarlığındaki iç mekan ve üçüncü kritiğin de hayal gücünün kendi sınırlarına vardığı, bakanın hayran olduğu dış cephe olduğunu öğreniriz. Bu üçlü kademenin Matrix öznelinde de bir karşılığının olduğunu fark etmek zor değil. Üç kritiğin temsili, sırasıyla üç Matrix filminde görülmektedir.

Kovanlıkaya, bu önsözde derslerinde de sık sık altını çizdiği bir konuyu da vurgular:

“Hissetme açısından pasiftir bilen, çünkü nasıl hissedeceğini belirleyen şartlar olan uzay ve zaman ona verilidir, onları hazır bulur; düşünme bakımından aktiftir, çünkü nasıl düşüneceğini belirleyen şartlar olan kategorileri kendiliğinden düşünme faaliyetinin içinde üretir. Uzay ve zaman kategori değildir; uzay ve zaman düşünmenin değil, başka bir şeyin, bilgiye malzeme temin eden hissetmenin şartlarıdır. Hissetme, bilinecek malzemeyi temin eden tek yetidir.”

Bu küçük açıklamanın biraz sonrasında ise şu soru gündeme gelir: “Tüm bilginin deneyimle başlatıldığı bir sistemde a priori bilgiye nasıl yer açılacaktır?”. Matrix, bu soruya verilmiş bir cevap olarak yorumlanabilir. Kant okurunun kafasını çokça kurcalayan a priori bilgi, bu önsözde bir kez daha vurgulandığı üzere, deneyimde ortaya çıkandan bağımsız, deneyimi mümkün kılan şartların bilgisidir. Deneyimden bağımsız olan evrensel olandır ve bu Matrix’te Matrix’in dışına tekabül eder. Deneyimin tesadüfi koşullarının dışında, evrensel ve zorunlu olan bir şeyin olduğunu film bize çok net göstermektedir.

Mimar ve Kahin – Sokrates ve Kant

Bu noktada tartışmamız gereken husus şu: film bu kadar Kantçıysa eğer, filmin entelektüel dayanağı olarak gösterdiğimiz Phaidros diyaloğundaki filozof ve logograf zıtlığına ne oldu? Bu zıtlık aynen yerinde duruyor, anımsamamız gereken bu zıtlığın Kahin ve Mimar arasında da olduğu ve filmin iki altyapıyı da sağlam bir biçimde doldurduğu.

Eğer ki Mimar’a yönelik bir araştırma içerisine girersek, Kant’a dair detayların bolluğu kaçınılmaz bir hal alır. Bu zıtlık, filmde iki kutbu temsil etse ve her iki tarafa da bir hayli zengin dayanaklar katmış olsa da, filmin açık ara bir favorisi vardır: felsefe. Burada felsefe derken anlaşılması gerekenin, Sokrates’in felsefeden anladığı şey olduğunu unutmayalım. Film, saf sevginin saf aklı yenebileceğini kanıtlama gayesi içerisindedir. Mimar’la Kahin’i karşı karşıya getiren temel, bu savdır. Gelecekteki yazılarımızda Phaidros’ta sevginin Ares ve Zeus zıtlığında nasıl tartışıldığını ve Matrix’te buna dair nasıl bir analoji kurulduğunu da tartışacağız. Şu an için ise diyalogdan yazıyla sözü karşı karşıya getiren, Derrida’nın sonradan Platon’un Eczanesi’ni yazmasına sebebiyet veren bir anektodu vurgulayalım.

Tanrı Theuth ile Kral Thamus’u bir araya getiren bu hikayede, Theuth keşfettiği sayı, geometri, astronomi gibi ilimleri Thamus’la paylaşıp, fikrini almaktadır. Sıra yazıya gelince Theuth “Ey Kral, işte bir bilgi ki bunun sayesinde Mısırlılar daha bilgili ve geçmişi hatırlamaya daha yetili olacaklar. Bilginin de belleğin de ilacını buldum” der fakat Thamus hiç beklenmedik bir cevap verir “Harfleri öğrenenler, artık belleklerini işletmeyecekleri için daha unutkan olacaklar: işte bu bilgiyi elde etmenin sonu! Yazıya güvendikleri için, etraflarındaki şeyleri içeriden kendi kendilerine hatırlayacakları yerde, dışarıdan kargacık burgacık izler sayesinde hatırlamaya çalışacaklar. O halde sen bellek için değil, hatırlama için bir ilaç buldun.”

Türkçeye ilaç olarak geçen “pharmakon”, İngilizcedeki “drug”a benzer bir anlama sahiptir. Pharmakon, deva olduğu kadar zehirdir. Matrix’teki mavi ve kırmızı hap alegorisinin temellerini nasıl pharmakondan aldığını da detaylı olarak dile getireceğiz. Şimdilik, buradan da çekip almamız gereken, Theuth ve Thamus arasında geçen bu konuşmayı Matrix’te yeniden buluyor olmamız. Elbette 21. Yüzyıla özgü belirgin farklarla beraber konuyu ele almamız gerekiyor: Theuth’ün yerindeki Mimar, Theuth kadar da iyi niyetli değildir. Bilgisini insanlar için değil, onları kontrol etmek için kullanmaktadır. Thamus’un temsil ettiği Kahin’in bilgeliği ise artık hükümdar olan değildir. Sevgiyle harmanlanan bir bilgelik, filmdeki analojisinde dahi mutfağında kıstırılmıştır. Eski Mısır ve günümüz uygarlığı arasındaki iktidar ilişkileri arasındaki farklar bunun temel sebebidir. Bilgiyi teknik bir mesele, bilgeliği ise bir hobi olarak gören dünyada, roller değişmiştir ve tarafların üslupları da bu doğrultuda değişkenlik göstermektedir.

Bu noktaya geldiğimizde, hala Kant’ı neden Mimar’ın yerine koyduğumuz konusunda verdiğimiz cevap o kadar da net değil gibi duruyor. Aslında bu durumu çok basit bir şekilde açıklamak baştan beri mümkündü. Bu basit cevabı ötelemek, Mimar karakterinin araladığı diğer kapıları da görmemize vesile oldu yalnızca. Sokrates, deliliğin, sınırları aşmanın bir eğilim olarak sevgiyle beraber geldiğine ve bunun bir mücadele aracı olduğuna inanırdı. Burada özellikle deliliğin altını çizmemiz zaruri. Kant’ın temel farkı bu noktada geliyor çünkü Kant felsefeyi delilikten sıyırmak, hayal gücünü kendi sınırlarına eriştirmek, rasyonel olmayanı felsefeden yadsımak istemiştir – ki çoğu Kant okuru için Kant’ın esas deliliği bunu deneyip bundan muazzam bir eser çıkartmış olmasıdır.

Kahin sevgisi ve deliliği, Mimar ise aklı ve takdim ettiği sınırlarla çarpışmaktadır. Özünde bir satranç oynayan iki kişilerdir ama oynadıkları oyun kimse farkında olmasa da dünyanın seyrini değiştirmektedir. Sokrates ve Kant’ın vaziyeti de tam olarak budur diyebiliriz. Wachowski kardeşler, kuir oluşun da getirdiği bir felsefi perspektifle, sevginin galip geleceği bir tahayyüle sahip olduklarını Matrix’le ortaya koyarlar. Matrix, bugün yapabildiğimiz okumaları yapabilmemizi sağlayan tüm külliyata müteşekkirliğini sunarken tarafını seçer.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi