İnsanın toplumla çatışmasında hangi taraf galip gelir? Yenilmezliği konusunda şüphe uyandıran insanın iradesi mi yoksa çoğunluğun ezici üstünlüğü ilkesinden dolayı toplum ve onun değerleri mi? Geleneklere sıkı sıkıya bağlı bir toplum olan 19. yüzyıl Amerikan sosyetesinde yaşanan bir yasak aşk hikayesi üzerinden toplum-insan çatışmasını irdeleyen Masumiyet Çağı (Age of Innocence) bu sorunun cevabını arıyor.

1993 yılında Martin Scorsese tarafından çekilen ve oyuncu kadrosuyla göz dolduran film Amerikan Edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Edith Wharton’ın aynı isimli romanından uyarlama. Amerika’nın soylu ailelerinden birine mensup olan Wharton’ın romanında yarattığı dünyayı mükemmele yakın bir şekilde beyazperdeye taşıyan Scorsese takdiri fazlasıyla hak ediyor. Son günlerde Lincoln’deki rolüyle adını Oscar’la birlikte sıkça duyduğumuz Daniel Day Lewis, Winona Ryder ve Michelle Pfeiffer da dönem karakterlerinin ruhunu yansıtmak konusunda son derece başarılı bir performans yaratıyor.

Age-of-Innocence-2

Hikayede nişanlısının kuzenine aşık olan ve bu yasak aşkla yanıp tutuşan genç bir avukatla, Avrupalı bir kontla yaptığı yanlış bir evlilik sonucu pişman olup New York’a geri dönen ama asla yüksek sosyete tarafından bu hatası kabul görmeyen genç bir kadının aşkı anlatılıyor. I. Dünya Savaşı öncesi, savaş dönemi ve sonrası dönemlerinde Avrupa zor şartlardan geçerken, Amerikan jet sosyetesinin tüm bunlardan bağımsız kendi stabil düzeni içerisinde yaşanan entrikaları ve hayatları konu alan romanda bu sığlık sonuna dek eleştiriliyor. Toplumsal düzenin insanın özgür iradesini ve duygularını kapalı kapılar ardında kilitli tutmasını ve yapmacık bir düzene ayak uydurmak zorunda kalışını film de tıpkı romandaki gibi ustalıkla yansıtıyor.

“Tek istediğim sevildiğimi ve güvende olduğumu bilmek.”

Newland’ın (Daniel Day Lewis) Kontes Olenka’ya (Michelle Pfeiffer) duyduğu aşkın şiddeti artıkça, tutku ve şehvet, onu başlarda ılımlı ve sakin bir adam izlenimi çizen karakterinden uzaklaştırarak asileşmesine yol açıyor. Kontes Olenska ise bu yapmacık topluluk içerisinde saf ve naif tavrıyla sadece nefes almaya ve olduğu gibi kabul görmeye çalışan genç bir kadını canlandırıyor. Film tıpkı kitaptaki gibi sosyetenin tüm değerlerini alttan alta eleştiriyor. Adab-ı muaşeret kuralları, karşılıklı görgü kuralları, kadın- erkek ilişkileri ve toplumsal rolleri gibi detaylar karakterlerin bedenlerinde temsil ediliyor. Kontes Olenka özgürlüğü, tutkuyu, aşkı sembolize ederken, kuzeni May ise masumiyeti, toplumsal sınırları, salt adanmışlık ve kontrolü temsil ediyor.

Age-of-Innocence-movie-2

“Yasalar boşanmayı kabul eder ama geleneklerimiz değil…”

Geleneklerin yasalardan bile üstün olduğu bir toplumda bir kadının boşanma talebi toplumsal ihanet ve başkaldırı olarak değerlendirilir. Kontes Olenka gibi bir kadının boşanma talebi ise bu yozlaşmış toplumda asla kabul edilemez bir saygısızlık olacaktır.

19. yüzyıl romanlarında kalıplaşmış olan en az elli yıllık uzun bir süreci anlatma durumu filmde de sağlıklı olarak aktarılma çabasını bariz bir şekilde hissettiriyor. Atlanmak zorunda kalan kısımlara rağmen, film Julian Jarrold’ın 2008 yapımı Brideshead Revisited’ta yaptığı kırpmalarla filmi son derece anlamsız hale getiren hatalara asla düşmüyor ve Scorsese bu konudaki ustalığını bir kez daha kanıtlıyor. Yönetmen hikayeyi kendi süzgecinden geçirerek başarıyla izleyiciye aktarmayı başarıyor.

Akademi’nin Scorsese’yi göz ardı etmeye çalıştığı yıllarda Oscar adayı olan ama sadece En İyi Kostüm ödülü bulunan film, yönetmeni, oyuncuları ve hikayesiyle kesinlikle bundan fazlasını hak ediyor. Scorsese’nin kariyerindeki farklı işlerinden biri olan yapımı hala izlemediyseniz bir an önce izlemeli ve arşivinizde özel bir yer ayırmalısınız.

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi