Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1 [2] => 14 [3] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Romantik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/romantik/ ) )
Erkek Dişi
MASCULIN FEMININ
1966 - Jean-Luc Godard
110
Fransa
Senaryo Jean-Luc Godard, Guy de Maupassant
Oyuncular Jean-Pierre Léaud, Chantal Goya, Marlène Jobert
Ecem Şen
Masculin Feminin, klasik Hollywood anlatı yapısından sıkılan izleyiciye, kadın ve erkeğin varoluşu üzerinden sosyalizm ve kapitalizme dair sorular sordurtabilen oldukça başarılı bir film olarak değerlendirilebilir.

Masculin Feminin

Sinemanın politik bir bilinçlenme aygıtı olarak kullanılmaya başlanması; Sovyet Rusya’da Lenin tarafından keşfi ve Eisenstein’ın ellerinde bir bilinçlendirme aracına dönüşmesine dayanır. Sinema her bakımdan bir “görmeyi öğrenme” sanatıdır. Jean Luc Godard, bu politik bilinçlenmeyi kendi sinemasında   –özellikle Dziga Vertov Grubu sonrası- en üst düzeyde kullanır.

“Godard’ın Sinemasal Manifestosu”

Fransız Yeni Dalga akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Godard, senaryosunda Maupassant’ın iki ayrı öyküsünden esinlendiği ve sinemasal manifestosundan esintiler taşıyan Masculin Feminin filminin alt metninde, kadın-erkek ilişkisi kanalından kapitalizmin ve sosyalizmin bağlarını sorguluyor.

Godard’ın Dziga Vertov’un “yapılandırmacı ve idealist” tarzına yönelmeden önce yönettiği son filmlerinden olan Masculin Feminin için etkili bir pre-Vertov filmi diyebiliriz. Filmin ana karakterlerinden Madeleine’in Fransa’ya giren kapitalist zihniyeti, Paul’un ise antikapitalist direnişi temsil ettiği düşünülebilir. Filmin genel karakter profilinin -yardımcı karakterler dahil- bu bağlamda kurulduğunu görmek de mümkün. Kadın karakterler salt egosal ihtiyaçları doğrultusunda yaşayan, bir takım kavramlara inanan ancak bu kavramların ne olduğunu sorgulamayan, “tüketim ürünü insan”lar yani Coca-Cola çocukları; erkek karakterler ise radikal politikaya ilgi duyan, insan odaklı, felsefeyi ve sorgulama etkinliğini seven Marx’ın çocukları olarak izleyicinin karşısına çıkıyor.

Bunun yanı sıra; özellikle görsel haz ve bedeni içinde barındıran tiyatro ve sinemanın, toplumsal cinsiyetini analiz etmek adına ideolojinin normal, kabul edilebilir hatta kaçınılmaz yönlerinin kadın ve erkek üzerinden tekrar tekrar vurgulanması, tanınanı tanıdık olmaktan çıkarma amacında olan Brechtyen bir anlatıyı da akla getiriyor. Bu iki olasılık da çoğul okumalara açık ve değişken söylemlerdir. Bu bağlamda Godard, izleyicisine verdiği didaktik ideolojiden kaçış için aralık bir kapı bırakmıştır.

Belli bir dünya görüşü olan, sorgulayan, araştıran ve baş kaldıran erkek karakterlerin sosyalizmden bihaber, Amerikan rüyasında yaşayan, içine çekildiği dünyayı sorgulamadan kabul eden ve en önemlisi bir kapitalizm eleştirisi olan kadınlarla neden bir arada olma ihtiyacı duyduğu da ayrıca sorgulanmalıdır. Kurulan metafor üzerinden sosyalizm kapitalizme, kapitalizm de sosyalizme muhtaçtır denilebilir mi? “İyinin var olması, kötünün yeryüzünden silinmemesine bağlıdır” düşüncesiyle paralel bir felsefe olarak mı incelenmelidir; yoksa bundan öte midir? Bir bakıma dünya üzerinde tarihsel sürecin de beraberinde getirdiği bir birikimle her ne kadar farklı statülerde görülse de iyice iç içe geçmiş olan kadın ve erkek rolleri, sosyalizm ve kapitalizm için de aynıdır denilebilir. Diğer bir deyişle, Godard’ın kapitalizme karşıtlığı elbette ki sinemasının da Hollywood karşıtlığını doğurmuştur. Ancak bu karşıt görüşü Amerika’dan bağımsız, salt bir biçimde seyirciye sunmak elbette ki zor olacaktır. Aslında Amerika yoksa, Godard sineması da güç kaybeder.

Fransız Yeni Dalga ve Masculin Feminin

Brecht’in tiyatro kuramı incelendiğinde genel olarak izleyiciyi pasifize etmekten kaçınma ve aktif bir konuma çekme eyleminin varlığından söz edebiliriz. Brechtyen kurama göre izleyici, tiyatroyu/filmi “ve” bağlacıyla izlemek yerine “ama” bağlacıyla izlemelidir. Yabancılaştırma efekti, kullanılan yazılar ve çeşitli görsellerle desteklenmelidir. Diyalog tekrarlarına sıkça başvurulur.

Fransız Yeni Dalga sineması Brecht’in tiyatro kuramından hareketle Aristotelyen anlatı biçimine sergiledikleri “karşı” duruşla sinema çevrelerinden -içinde bulundukları dönem dahil -bugüne dek devam eden bir süreç içerisinde takdir toplamış; izleyiciyi metinler arası okuma yapmaya teşvik etmiş ve böylece iki ayrı izleyici kitlesi oluşturmuştur: Klasik Hollywood anlatı tarzında katarsis yaşamaya meyilli, olay odaklı izleyici kitlesi ve olayların “ne”liğini ve “niçin”ini sorgulayan, ’bir süreç olarak’ insanı inceleyen izleyici kitlesi. İkinci kategoride yer alan seyirci için de, tamamen bağımsız bir sorgulamadan söz etmek zor olacaktır. Elbette, bu sorgulama da belli bir yönlendirmeye tabidir. Bu yönlendirmenin bahsi geçen filmde nasıl kullanıldığını inceleyelim.

Masculin Feminin adlı yapımda Brechtyen tiyatro kuramının yabancılaştırma, gestus vb. yöntemsel tekniklerinin Godard’ın diğer filmlerine oranla daha az kullanıldığı görülse de, izleyiciyi filmin dışına itmeye yetecek ölçüde yabancılaştırma efekti kullanıldığı söylenebilir. Tekrarlanan diyaloglar, filmin çekildiği ve montajlandığı vurgusu, oyuncuların deneyimli kişilerden seçilmemesi –hatta filmin girişinde kafe sahnesinde otururken gördüğümüz Madeleine karakteri, o sırada Godard ile görüşmeye gelen Chantal Goya’nın filme başlandığından habersiz halinin izleyiciye bir yansımasıdır-, kafede Brigitte Bardot’nun bir senaryo üzerine çalışıyor olması üzerinden Pierrot Le Fou filmine gönderme yapılması,  yabancılaştırma efektinin film içinden seçilip çıkarılan belli başlı örnekleri olarak görülebilir.

Fransız Yeni Dalga filmlerinin önemli özelliklerinden sayılabilecek mekan kullanımları da filmde başvurulan teknikler arasındadır. Kameranın omuza alınması yönetmenlere daha geniş çalışma alanlarının kapılarını aralar. Setler stüdyolardan sokaklara, kafelere taşınmıştır. Masculin Feminin’de de karakterlerin sokaklarda ve kafelerde fazlasıyla vakit geçirdiğini görebiliriz.

Klasik Hollywood anlatısında seyircinin algısını bozma endişesi duyan yönetmenlerin her kamera açısını dikkatle çalışması ve sese büyük bir önem vermesine bir tepki olarak Godard, bilinçli bir şekilde duyulamayan diyaloglar –baskın dış ses kullanımı-, kadrajın yarısında kalan ya da yüzü bir dolap kapağı yüzünden görünmeyen karakterler yaratarak sinemanın, egemen kültürün dayatmalarının dışına çıkabileceğini izleyiciye mükemmel bir şekilde kanıtlamıştır.

Nevrotik Topluma Sosyolojik Gözlem

İnsan üzerine yeni ontolojik yaklaşımlara ihtiyaç duyan izleyicinin imdadına yetişen Godard, A Bout de Souffle ve Pierrot Le Fou’dan itibaren yeni felsefesini ilan etmeye başlamıştır. Olaylarına ve karakterlerine alıştırıldığımız Aristotelyen anlatının aksine Godard filmleri; günlük hayatta insanın başına gelebilecek sıradan karşıdan karşıya geçişler, kitap okumalar, yollarda dolaşmalar, ayaküstü sevişmeler, aniden intihar eden insanlar, polislerden görülen şiddet gibi her türlü olayın oluşturduğu gündelik bir yanılsama yaratma dürtüsüyle gün yüzüne çıkan bir sosyolojik gözlem niteliği taşırlar.

Hastalıklı toplumun yarattığı hastalıklı bireyler ya da hastalıklı bireylerin yarattığı hastalıklı toplumlar, gözlem için geniş bir mecra sunsa da Godard bununla yetinmeyip Paul karakterine filmde de yaptırdığı sosyolojik gözlem ve anketlerle izleyiciyi de kendi yöntemine ortak ediyor. Godard, izleyiciyle kafede tartıştığı sevgilisini/kocasını vuran kadın ve sokak ortasında kendini yakan adam tasvirleriyle hastalıklı toplumun bireylerini karşı karşıya getiriyor.

“Bir Tüketim Ürünüyle Konuşma” başlıklı sahnede Paul, Elsa’ya bir dizi soru yöneltmektedir ve Fransa’yı ele geçirmekte olan kapitalist düzenin insanları neye dönüştürdüğü/dönüştüreceği üzerine sert bir vurgu yapmaktadır. Elsa güzellik, moda, cinsellik üzerine fikir sahibiyken Vietnam’da olan bitenlerden habersizdir ve bu konularda kendisine yöneltilen soruları saçma ve gereksiz bulur. (Güzelliğiyle ön planda olan kadınların film boyunca sorulara tabi tutulması, bu soruların kim tarafından sorulduğunu incelememizi gerektiriyor. Karşısındakine gülümseyerek bakan arzu timsali kadınların daima bilgili erkekler tarafından sorgulanıyor olması salt kapitalizmden çok kadınlara yapılan bir eleştiridir aynı zamanda.) Emperyalizmin insanlara ne yaptığını kapı deliğinden seyirciye gözetleme imkanı sunan Godard, kullandığı yöntemle yarattığı etkiyi ikiye katlamaktadır. “Bize bir televizyon verin, bir de araba; özgürlüğümüzü elimizden alabilirsiniz” repliği, tüketimin toplumda nelere mal olduğunun bilinçli bir çıkarımıdır denilebilir.

Özetle; Masculin Feminin gerek beklenenin dışındaki sonu, gerek ölümlerin, cinayetlerin alışılmışın dışında normalize edilmesi, gerekse izleyiciyi karakterlerle bağ kurmaktan men etmesiyle Fransız Yeni Dalga akımının başarısına katkıda bulunan bir Jean-Luc Godard filmidir. Masculin Feminin, klasik Hollywood anlatı yapısından sıkılan izleyiciye, kadın ve erkeğin varoluşu üzerinden sosyalizm ve kapitalizme dair sorular sordurtabilen oldukça başarılı bir film olarak değerlendirilebilir.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol