Geçtiğimiz gün evinde ölü bulunan, henüz 30 yaşında kaybettiğimiz genç oyuncu Mary Tsoni’nin depresyonda olduğu ve son dönemlerde psikolojik tedavi gördüğü söyleniyor. Ölüm sebebi henüz belirlenemeyen Mary Tsoni’yi 2011 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Dalı’nda Oscar adayı olan Kynodontas – Dogtooth filmiyle tanıyoruz. Özgürlük ve ölüm kavramlarının iç içe geçirildiği ve mutlak özgürlüğün ancak ölüm üzerinden tanımlanabildiği bir film olan Kynodontas’ı Tsoni’nin yaşadığı söylenen depresyon ve gerçeklik algısının nasıl şekillendirildiği üzerinden inceleyeceğiz. Gerçeklik algısının artık kaybolduğu noktada filmin altını çizdiği gibi gerçek özgürlük ancak ölümle mi bağdaştırılabiliyor?

Kynodontas: Gerçek Öğrenilendir

Senaryo odaklı formalist bir analizin yanı sıra filmin neyi nasıl ve niçin temsil ettiğini de anlamak ayrıca önemlidir. Western Dramatic Structure yapısına uymasının yanı sıra Kynodontas (Dogtooth)  mainstream filmler gibi izleyicisini uyuşturmak ve kapital düzene sindirilebilecek yeni bireyler üretmek amacının çok dışında bir yere konumlandırılabilir. Baştan sona alegorik bir düzen eleştirisi olan film, izleyicisine gerçekliğin neliğini sorgulatmak istemektedir. Yönetmen Yorgos Lanthimos tarafından yaşadığımız toplumun -yalnızca ülke de değil bütün dünya düzeninin- bir aileye indirgenerek ve toplumun ayrı ayrı özellikleri her bir bireye atfedilerek küçük bir dünya temsili yaratılmış. Bu dünyayı yöneten, kuralları koyan baba, havuzlu büyük bahçeli lüks bir evde tamamen rekabete dayalı kapital bir düzen oluşturuyor. Bu kapital düzeni döndüren para işlevi gören ve yarışmalar sonucu kazanılabilen çıkartmalar ve hayali bir abinin dışarı çıkmaya teşebbüs etmesiyle başına gelenlerin kardeşler üzerinde yarattığı tehtidkar korkudur. Yarışmalar kardeşlerin sosyo-kültürel hayattan tamamen izole bir yaşam sürmelerinden kaynaklı tamamen fiziksel güce dayanmaktadır. Yapıştırma kazandıkları yarışmaların yanı sıra kardeşler kendi aralarında da sürekli dayanıklılık oyunları oynamakta ve kendilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Zayıf olanın yok olacağı kapitalist düzen tüm görkemiyle aile bireyleri arasında kol gezmektedir. Yaşadığımız toplum düzeninde maddi gücü yüksek bireylerin istedikleri eğlenceyi yaşayabiliyor olmaları gibi filmde en fazla yapıştırma toplayan çocuk gecenin eğlencesini belirleyebiliyor. Fiziksel güce dayalı yarışların yapıldığı patriarkal bir düzende erkeğin her zaman eğlenceyi belirliyor olması filmin dokunduğu ayrı bir nokta olarak görülebilir.

İnsanların kendilerine öğretileni sorgulamadan kabul ettiği bir dünya düzeninde gerçek ancak ve ancak öğrenilendir. Platon’un mağarası gibi karakterlerin evi dış dünyanın sadece gölgesinden ibarettir ancak karakterlerin koşullandırılması onlara böyle bir seçeneğin varolabileceğini bile unutturmaktadır. Dış dünyadan ne kadar habersiz bir gerçeklik kurulduğuna dair filmden birkaç örnek vermek gerekecek olursa;

Baba eve balık getireceği zaman, denizin varlığını açıklamak ve merak uyandırmaktan kaçınmak sebebiyle, balıkları canlı olarak getirip havuza bırakıyor. Çocuklar balıkları gördüğünde verdikleri tepki “baba yine balıklar gelmiş.” oluyor. Öğrendikleri bu düzenin mantığını sorgulamıyor sadece inanıyorlar.

Vahşi kediden korunabilmenin tek yolunun dizlerinin üzerinde havlamak olduğunu öğreten baba, aynı zamanda gerçekten bir köpek sahibidir ve onu eğitime göndermiştir. Köpek eğitmeniyle aralarında geçen “köpekler çeşit çeşittir, önemli olan hangisinin ne şekilde eğitileceğini bilmektir.” diyalogları, babanın çocuklarını adeta birer köpek eğitir gibi eğittiğinin, onları koşullandırdığının vurgulandığı en önemli sahnelerdendir. Köpeğin eve getirileceğinin açıklanması bir hayli trajikomiktir. Annenin hamile oluşu, köpeğin getirilmesi için bir bahanedir ve baba çocuklarına açıklar : “Anneniz iki bebek ve bir köpek doğuracak.”

İnsanı her şekle girebilen, her şeyin öğretilebildiği ve kabul ettirilebildiği bir varlık olarak önümüze sunan yönetmen sorgulattığı konularla buradan ciddi bir tartışmaya da yol açabilir. Eğitim nedir? Eğitim her zaman iyi midir? Eğitme gücünü elinde bulunduran kişi, grup veya kuruluşlar “eğitimli birey” adı altında insanları neye dönüştürüyorlar? Öğrendiklerimiz sorgulamadığımız sürece her zaman doğrudur/doğru gelecektir. Ancak kurulan düzen, verilen eğitim bireylerin benliğine öyle derinden nüfuz edebilmektedir ki, filmde her şeye rağmen babasının kurallarına karşı çıkmayı başarabilen protagonist bunu yine babasının çizdiği sınırlar içerisinde doğrudan kaçmak yerine önce dişini kırarak, çitlerden atlamak yerine arabanın bagajına saklanarak yapabiliyor. Bireyin haberdar olduğu başka bir gerçeklik yoksa bildiğinin yanlış olduğunu nasıl öğrenebilir?

Sosyal benlik geliştirememiş üç kardeş id tarafından yönetilmektedir ve bu yüzden filmin büyük bir kısmı şiddet ve cinsellik üzerine yoğunlaşmıştır. Kardeşlerin birbirlerine sürekli fiziksel şiddet uygulayarak zarar vermesi, hayvanların şiddet içeren oyunlarından pek de farklı değildir. Cinsel dürtüler konusunda tek bilgilendirilen tarafın erkek kardeş olması kızlar arasında bu dürtünün farklı algılanmasına ve bir iletişim şekli olarak görülmesine sebep olmaktadır. Nitekim, filmde bahsedildiği üzere kardeşlik, aile bağları ve de ensest ilişki toplum normlarına göre yorumlanmadığı müddetçe ve de kardeşlere bu durumun olağan dışı olduğu öğretilmediği takdirde yol açtığı psikozlar ağır olmamaktadır. Düzen insanlar için her neyi normalleştiriyorsa, o bireylere normal gelmeye başlamaktadır.

Özgürlük ve Ölüm

İçinde yaşadığımız düzene çok da uzak olmayan bir distopya üzerinden ilerleyen film, dışarıyı özgürlük olarak tanımlamakta ve bu özgürlüğe/gerçekliğe ulaşmak için yapılan başkaldırı yine düzenin sınırları içerisinde kalmaya mahkum olduğundan aslında filmin alt metninde özgürlük ölüm olarak yorumlanmaktadır. Düzen dışına çıkan, sınırları aşan, “normal” olmayan bireyler her zaman tehlikededir ve toplum bu bireyleri kendi içinde eritmektedir. Ablalarının arabanın bagajında nefessiz kalarak ölmesi, -bu korku imparatorluğuna karşı giriştiği özgürlük isyanı – yine yaratılan düzenin içinde eritilecek ve geride kalan kardeşlere hayali abilerinden çok daha büyük bir “ders” niteliğinde baba tarafından tekrar sunulacaktır :

“Özgürlük ölümdür/Gerçek öğrenilendir.” 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi