Batman v Superman filminin eleştirilerinin kötü olması, işleri öyle bir hale getirdi ki, DC ve Marvel kapışması, kendisine sinema alanında da sağlam bir yer bulmuş oldu. Eleştiriler, kaçınılmaz olarak, iki sinematik evreni mukayese etmeye gidiyordu, keza DC, Marvel’ın bir süredir inşaa ettiği sinematik evrenin ilk resmi adımını (yani ikinci filmini) bu filmle atıyordu. Benim ve film hakkında olumsuz yorumlar yapan nice sinema yazarının hissiyatını kaleme dökmek istedim: Ben Marvel’cı değilim. Film beklentilerimi karşılamanın yanına bile yaklaşmıyor.

Çizgiromanlar arasından seçim yapacak olursam, çok net Vertigo’cuyum. Vertigo da bildiğiniz gibi, DC’nin “karanlık tarafı”. Çılgınlar gibi takip ettiğim diziler, işler bazen sarpa sarsa da DC uyarlamaları. Marvel’ınkileri genelde izlemek lazım diye izliyorum. Elbette Fox Kids’te yayınlanan bütün çizgifilmlerden tutun, Marvel’ın sinematik evreninin temelinin atıldığı zamanlara, oradan Fox’un elindeki Marvel uyarlamalarına, Marvel’la gönül bağı da eskilere uzanıyor. Bir yandan, çocukluğuma dair aklıma ilk gelenlerden biri o zaman yanılmıyorsam Kanal D’de yayınlanan Lois & Clark: The New Adventures of Superman. Ne DC, ne de Marvel’a olan sevgim diğerininkini döver, fakat şu çok net: Amerika’ya giden biri olursa Avengers değil, Sandman siparişi veririm. En heyecanla beklediğim sinema uyarlaması da zaten Sandman’inki. Gerçi Vertigo ayrı sinema evreni mi değil mi oralar hala karışık benim nezdimde. Sonuç olarak, kendimi DC’ci olarak tanımlamasam da, bir daha sadece DC veya Marvel çizgi-romanlarında birini okumak konusunda seçim yapmak şart olsa, çok net DC’yi seçerim.

justice league-filmloverss

Marvel v DC Karşılaşmasını DC Mi Kaybetti?

Tam olarak da bu yüzden, eldeki malzemenin kadrini kudretini bilemediklerinden tepkiler bu kadar büyük. Filmi, DC’yi sevdiği için sevmeyen bir sürü insan var. Çizgi-romanlar, yalnızca çarpışan bir takım olağanüstü güçlü insanları barındıran evrenler değildir, politik konjonktüre uygun, gerekli mercilere laf etmeyi esirgemeyen yaratıcı eylemlerdirler. Elbette bütün çizgi-romanlardan tek tek politik bir tat almayız, fakat film evrenine temel atan yapımlardan bir tanesi, sahneye iki büyük kahramanını çarpıştırarak çıkacaksa, o politik tonun emarelerine de rastlamak gerekir. Yoldaki Civil War, bunu başarmış mı bilmesek de, en azından bu tona oynayacakmış gibi duruyor. DC ise evrenin temellerini bu tonu es geçerek atıyor. Politik tonu es geçersek, Superman’le Batman’i karşı karşıya getiren olay akışından, mevzunun kapanmasına sebep veren gerekçeye kadar her unsur, altı boş bırakılmış bir gidişata sahip. Son yılların en yüksek bütçeli yapımlardan biri, filmin hikayesini merak eden herkese sırayla filmin senaryosunun aslında yazılamamış olduğunu düşündürmemeli. Batman v Superman, bir filmden beklediğimiz oranda duygu durumumuzla oynarken dahi, hikayeden ziyade kontrolümüzün dışındaki unsurlarla duygularımızda dalgalanma yaratma çabasında: Anne figürü üzerinden psikanalitik zorlamalar, müzik, filmin atmosferinde kullanılan renkler… Bunların hepsi düşünen taraflarımıza değmeyen bizi adeta Pavlo’nun köpeğinin tahtına konduran şeyler. Marvel da bunu kullanmıyor mu, kullanmaz olur mu. Ama gözümüze gözümüze sokmadan kullanıyor.

Marvel’ın sinematik evren çıtasını yükselttiğini söylemek, detaylandırılmayınca biraz havada kalıyor belli ki. Bu yüzden de bu yazıyı kaleme alma gereksinimi duydum. Şu bir gerçek, Marvel da yolunu deneme yanılma yoluyla buldu. Adımları sağlam atana kadar yalpaladı. Guardians of the Galaxy ile gördük ki, risk almaktan çekinmedi. Arada, Fantastic Four ve X-Men’in haklarının Fox’ta, Spider-man’in haklarının Sony’de olması sinematik evreni çizgi-roman evreninden bir hayli farklılaştırdı, Marvel CEO’su Ike Perlmutter’in, kadın süper kahramanlara inanmadığına dair bir mailin internete sızması gibi skandallarla da boğuştu. İlk Iron Man’deki Black Widow’un nasıl tasvir edildiğine girmeyelim bile… Ama bir şekilde Marvel dizileriyle ve filmleriyle bütünlüklü, artık 2016’nın standartlarına uygun (hiç değilse uyma çabasına sahip) bir evren inşa etmeyi başardı, bütün çekişmelerin ardından Civil War’da nihayet Spider-man’i izleme şansını dahi yakalayacağız. Marvel, sinemaya ilk atıldığında hedef kitlesinin tamamen erkekler olduğunu var sayıyordu, bir süre bunu zannetmeyi de sürdürdü, sonra ortaya çıktı ki çizgi-romanların alıcısı (ve filmlerinin izleyicisi) ne sadece erkekler, ne de sadece belli bir yaş grubu. Ve oyunun kuralları tamamen değişti.

İşte DC’nin elinde Marvel’dan farklı olarak, tüm bu veriler Marvel sayesinde vardı. Suicide Squad yolda ve bize bir sürü kadın karakter verecek. Wonder Woman da yolda ve filmin nasıl bir işleyişi takip edeceğini de hep beraber göreceğiz. Fakat Batman v Superman, cinsiyet temsili konusunda başarısızdı. Filmin dili ve tavrı değişmedikçe ne kadar çok kadın karakter ekleseniz de, kar etmez. Lois filmde tek başına, Havva’dan beri kadınlara atfedilen bütün suçlamaları sırtlayacak bir biçimde ortaya koyulursa, yine yazdığım eleştiride yer verdiğim üzere “insan” kelimesi için “human” yerine “man” seçimini yaparsanız, çağın gerisine düşersiniz. Temsil meselesi, filme dair küçük bir detay fakat Marvel bu hususta bu kadar çaba harcarken (sadece filmleri değil, Agent Carter veya Agents of S.H.I.E.L.D. gibi evrenin dizi ayaklarını düşünerek de bunu söylüyoruz), koca bir evrenin temellerini atarken bunu gözardı ederseniz, kaçınılmaz olarak Marvel’la mukayese edilirken birileri bu konuyu gündeme getirir, hele ki çizgi-roman seven bir kadına denk gelmişseniz, ki az sayıda değiliz, vay halinize…

Dizi evrenine hafif değinmişken, eli biraz büyüteyim istiyorum. Gotham, Constantine, Arrow, Lucifer, Legends of Tomorrow, Supergirl, Flash devam eden DC (ve Vertigo) uyarlamalarının bir kısmı. Bizzat dizisi eş zamanlı olarak yayınlanan Flash, Justice League’de karşımıza ayrıca önemli bir karakter olarak çıkacak. Filmin eleştirisine aldığım geri dönüşlerden biri, Quicksilver’a dairdi. Gözden kaçacak bir detay değil, iki ayrı filmde iki ayrı oyuncu iki alakasız Quicksilver’a can verdi ve Age of Ultron’daki karakter bilhassa nahoştu ama Quicksilver hiçbir zaman ana karakterlerden biri olarak sinematik evrende yer almadı. Mevzu Flash olunca ama, ben kendimi biraz Sheldon Cooper gibi hissediyorum. Suicide Squad’ın Arrow’da karşımıza çıkardığı yüzler, filmde komple değişiyor: mesela Cynthia-Addai Robinson’dan izlemeye alıştığımız Amanda Waller, karşımıza Viola Davis olarak çıkacak. Şu an bu ikisi aklıma geldi ama dizi ve sinema evrenindeki farklılık, sadece karakterler bakımından değil, olay akışlarında da sürekli karşımıza çıkmaya devam edecek. İlla diziler sinema uyarlamalarıyla ahenkli olmalı diye bir durum yok, ama Agents of S.H.I.E.L.D. izleyicisi, heyecanla Inhumans’ı devam hikayesi olarak beklerken, Flash izleyicisi, Grant Gustin’i Ezra Miller’la nasıl değiştireceğinin derdindeyse eğer, Marvel’ın başardığı bir şeyi DC’nin yapamama hali, ön plana kaçınılmaz olarak çıkar. Zaten Marvel dediğimizde aklımıza gelen X-Men, Deadpool, Fantastic Four, teknik anlamda sinematik evrenin bir parçası değil ve temelde Fox ve Marvel arasında süregelen bir telif hakkı problemi var, mevzuya bu şekilde yaklaşmayı öğrenmiş durumdayız. Fakat DC’nin yaptığı bir tercih, DC’nin yetkili abilerinden Geoff Johns, televizyon ve film evrenlerinin ayrı olmasına “multi-verse” (multi evren) ismini bile takmış durumda. Yani neden iki Quicksilver olduğu pekala açık, ama neden iki ayrı DC evreniyle boğuşuyor olduğumuzun hesabını sorabilecek konumdayız. Sıkıntının kaynağı teknik değil (işin illa teknik boyutları vardır), basbayağı yapılan bir seçim var ortada. Ve bu seçim, DC’ye bedel ödeten bir seçim.

Filme dair ortak eleştirilerden biri, yine mizah eksikliğiydi, sanıyorum ki bu da çok yanlış anlaşıldı. O yüzden bu defa açık ve seçik bir biçimde ifade edeyim: hayır, kimse Batman v Superman evreninin güllük gülistanlık olmasını beklemiyordu. Tonu karanlık, kendisi ciddi bir filme hazırdık. Ama bu ciddiyetin arasına, filme gerçekçilik katacak olmaktan başka bir işe yaramayacak oranda espri yedirebilirdi. Tamamen işlevsel olarak, koltuğunda gerim gerim gerilen ve iki buçuk saat boyunca yaptığı tek eylem filmi izlemek olan izleyiciyi arada bir gevşetecek kadar esprinin filmde yer alması filmi “çocuksu” yapamaz. (Hele ki biz basın gösteriminde filmi ara vermeden izlediğimiz için, diğer izleyicilerden daha çok zorlanmış olsak gerek bu konuda) Sadece vefalı hayranlara selam çakan, dikkatli izleyicinin ufak bir rahatlama yaşamasını sağlayan esprilerden bahsediyoruz. Belli başlı göndermeler var, fakat filmi ilk izleyişte, filmin kendi kalabalıklığının arasında kayboluyorlar. Kahkaha atmak değil, esprilere dair arayış, sadece ufak bir atmosfer yumuşatıcı. Lex Luthor bile bu anlamda kullanılabilirdi, Luther’ın manik tasvirinin böyle bir işlevi olması pekala akla yatkın, ya da olay akışının herhangi bir yerinde bu deşarj amaçlı espri olgusu kullanılabilirdi. Bu kadar Pavlov’un köpeği gibi hissetmemizi sırf bu bile sağlayabilirdi belki.

Son olarak, özellikle çizgi-roman hayranlarının kafasını karıştıran bir konunun da üzerinde durmak lazım sanırım. Eğer ki bir süper kahraman filminin sinemaya uyarlanması söz konusuysa, bu uyarlamanın çizgi-romandan bihaber sinema izleyicisine göre de yapılması gerekir. Salona sadece filmin popüler olduğunu duyup da gidenler, evrene vakıf olmak zorunda değildir, özellikle de seyirci kitlesinde çocuklar varsa. Haliyle film hikayeyi tek başına veremiyorsa, bu bir eksikliktir. Batman v Superman’in seyircinin gözüne sokulan detayları, böyle bir “ilgisiz” seyirci kitlesinin de hedef alındığını gösteriyor. Özellikle de Bruce Wayne’in babasının ölürken “Martha” demesi, tam bir “Bakın siz şimdi izleyici olarak mevzuyu anlayamayacaksınız, o yüzden size iyice bir bunu gösterelim” hali. Eğer seyircinin bir kısmının böyle bir detayı görmekte zorlanacağını düşünüyorsanız, karakterleri tanımaması olası olan insanlar da hedef kitlenizde mevcuttur. Mevcut olduğunu filmin başında anımsadığınız insanları, filmin ortalarına doğru unutursanız, ortada bir kafa karışıklığı var demektir.

Yani, sıkıntı Marvel’cılarda değil. İnternette Marvel’ın film eleştirmenlerine özellikle filme kötü desinler diye para verdiklerine dair şakayla karışık komplo teorileri bile dönüyorken, müsaade edin de şunu söyleyeyim. Sıkıntı DC’nin beceremediklerini, evrenin gelecek filmlerin düzelmesi adına dile getiren herkesi taraf olmakla suçlayan, esas kendisi taraf olan ve taraf olma hallerini körkütük sergileyen DC’cilerde. Elbette ki ben, tutup filmin eleştirisini yazarken, çizgi-romanlara, varsa alakalı diğer filmlere asgari miktarda vakıf olmak durumundayım. Fakat eleştiriyi kendim için değil, sinemada bu filmi izlemeyi düşünenler için kaleme alıyorum, eleştirinin içerisinde yer verdiklerim, benim kendim için aldığım notlar değil. Alakasız bir insan olarak salona girsem hissedeceklerimi de varsayarak eleştiriye yediririm. Keza eleştiriler “Bu film nasılmış acaba?” diyen insanlarca okunuyorlar.

Tam da bu noktada, aşağıdaki satırları eklemesem olmazdı, bu yazının sonuna yaklaşırken, geekyapar’da ELEŞTİRMENLER V. HAYRANLAR: Anlaşmazlığın Şafağı başlığını gördüm ve tabii ki dayanamayıp tıkladım. Eleştirmenlerin niye filmi böyle eleştirdiğini pek güzel anlatmış Yiğitcan Erdoğan:

“Herhangi bir diziyi, filmi, çizgi romanı, kitabı, albümü, oyunu; sonrasında üzerine bir şeyler söyleyeceğinizi düşünerek; o söyleyeceğiniz şeyleri bir yandan kafanızda kurgulayarak tüketin bir deney olarak. Sizi temin ederim, siz de sonunda daha mesafeli yaklaşmaya başlayacaksınız işe.

Bu mesleki deformasyon. Yapacak bir şey yok bununla ilgili. Eleştirmen dediğiniz kişiler, her zaman filmleri iş olduğu için izleyen ve izlerken de bir yandan eleştirisini kafasında kuran insanlar olacaklar. Her daim eleştiri okurken, bu gerçekleri akılda tutmakta fayda var. Zaten iyi bir eleştirmen de, parçalarına ayırıp eseri sunmakla mükelleftir her şeyden önce. “Bu film şu noktaların üzerinde duruyor, şu sütunları yaslıyor arkasında, şuralarda da tökezliyor. Senin önceliklerin neyse, ona göre takdirini kullan” demektir eleştirmenin vazifesi. Onun üzerine eklenen her şey sohbettir, muhabbettir. Dolayısıyla eleştirmenlerle hayranların ayrışması, bu noktada doğal.”


Batman v Superman’i yazmayı düşündükçe, aklınıza olumlayacaklarınız yerine noksanlıklar geliyor, kötü eleştirilerin nedeni bu kadar basit. Olayın DC-Marvel kapışmasıyla hiç alakası yok. Marvel v DC başlığını da bu yüzden attık. Zack Snyder Batman vs. Superman yerine Batman v Superman ismini tümüyle bir “karşı karşıya gelme” filmi olmadığını ifade etmek için seçmişti. Burada da durum bu, neden DC ve Marvel’ı, birinin diğerini yok etmesi üzerinden kapıştıralım ki? Mukayese imkanı güzel bir araç, fakat iki Sinematik Evren ne kadar iyileşirse, izleyeceğimiz güzel çizgi-roman uyarlaması sayısı o kadar artar. Ara başlık tuzaktı, ortada bir kaybeden yok. Zaten Superman de geri dönecek, DC neden aynısını yapmasın?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi