Marvel Sinematik Evreni, Spider-Man: Homecoming filminde bugüne kadarki en büyük gafı yapmış gibi gözüküyor. Filmin başında karşımıza çıkan “8 yıl sonra” ibaresi, filmin zaman akışını sonsuza kadar tersine çevirdi. Evren genişledikçe zorlaşması kaçınılmaz olan zaman kaymalarını, sinematik evreninin üçüncü evresini ele alarak incelemeye karar verdik.

UYARI: Bu yazı Marvel Sinematik Evreni’nin üçüncü evresine dair ÇOK AĞIR spoiler (keyif kaçırıcı detay) içermektedir.

Hepimiz artık vaziyetten haberdarız. Marvel’ın, aksi filmin içinde iddia edilmediği sürece gerçek-zamanlı olma iddiaları Spider-Man itibariyle tümüyle boşa düştü. 2012’de gerçekleşen New York Savaşı’nın hemen sonrasında başlayan film,  Peter Parker’ın hikayesini 8 yıl sonrasına oturturken, 2017’deki  filmin 2020’de geçiyor olması gerektiğini fark ettik. Akla ilk gelen açıklama, bir ihtimal Spider-Man: Homecoming 2’nin takvimde 2019’da gözüküyor olmasının belki Spider-Man’in hikayesinin ileri bir tarihte başladığı ve ikinci filmde bu durumun aydınlatılacağı şeklinde olsa da, film bize açıkça 2016’daki Civil War’dan kısa bir süre sonrasında geçtiğini de beyan ediyordu. Yani film 2017’de olmasa dahi, 2016’da geçiyor olmalıydı ve Homecoming filminde 4 yıllık bir açıklık ortaya çıkıyordu.

Sinematik Evren’in üçüncü evresinin başlangıcı olan Civil War’a dönüp baktığımızda ise bize net bir biçimde zaman-akışının tekrar ilan ediliyor olduğunu görebiliyorduk: Vision her şeyin 8 yıl önce Stark’ın kendisini Iron Man olarak ilan etmesiyle başladığını söylüyordu ve New York Savaşı’nın 4 yıl önce olduğunu filmde teyit edebiliyorduk.

Civil War’un ardından gelen ikinci film Doctor Strange’di. Sonra Guardians of The Galaxy 2’yi izledik ve son olarak Spider-Man: Homecoming’in devreye girmesiyle zaman akışında ciddi bir terslik ortaya çıktı. Civil War’la alakalı konuşacak çok da bir şey yok zaman akışına dair, Doctor Strange’i ise aşağıda daha detaylı olarak ele alacağız. Önce isterseniz kısaca bahsedip de geçebileceğimiz Guardians of The Galaxy 2’den biraz bahsedelim.

Guardians of The Galaxy Marvel Sinematik Evreni Zaman Akışının Neresinde?

Doctor Strange’in iyi işlenmiş hikayesinin ardından Galaksinin Koruyucuları’nı yeni bir macerada izledik, gülüp eğlendik ve Doctor Strange’in geri dönmesi için gözlerimizi Thor: Ragnarok’a çevirdik. Kimse özel olarak Guardians of The Galaxy 2’nin zaman akışına bakmadı, en nihayetinde film uzayda geçtiği için zaman öyle önemli bir detay da sayılmazdı. Yine de filmi tam olarak timeline’a oturtarak yolumuza ilerleyelim ki kafalar netleşsin.

Guardians’ın evrende hangi zamanda geçtiğine baktığımız zaman iki film de bize belli ipuçları veriyor. İlk film 1988’den bir sahneyle başlayıp, 26 yıl sonra diyerek vizyona girdiği 2014’te geçtiğine işaret ediyor. İkinci film ise 1980 yılında Peter’ın anne ve babasının araba yolculuğuyla başlayıp, bizi 34 yıl sonrasına, yani yine 2014’e götürüyor. Anlıyoruz ki, iki film birbirinin hemen ardında gerçekleşen olayları ele alıyor. Filmdeki bütün mevzular uzayda geçerken, bir ara çok kısa bir süre dünyaya uğruyoruz. O esnada zaman belirten hiçbir şey ortalıkta gözükmüyor, binaların, bir arabadaki insanların neredeyse telef oluşunu izliyoruz dünyada geçen sahnelerde.

Geçtiğimiz paragrafta tamamen tesadüfen iki kez “araba” kelimesini kullanmışken, çok ilginç bir detayı daha anımsayalım: Makyajlanıp 2018’de yeniden piyasaya sürülecek olan Ford EcoSport, Guardians of The Galaxy 2 çıkmadan önce, Bebek Groot’un arabayı sürdüğü bir sınırlı üretim çizgi roman ve yine Groot’lu bir reklamı içeren bir kampanya yürüttü. Sırf sponsorluk aldı diye Marvel’ın uzayda geçen bir hikayeye araba reklamı sıkıştırması da acemice ve saçma bulundu pek çok kişi tarafından. Marvel’ın son birkaç hamlesinin yalapşap duruyor olması itibariyle iyiden iyiye tepki çekmeye başladı.

Tabii Ford’un kampanyası saydıklarımızla kısıtlı olmadığı için tepki uyandırdı, ilgili araba filmde de gözüktü. Ford “Karakterlerden birinin arabayı sürüyor olacağını” söylemişti, gerçekten de öyle oldu, sahnede direksiyon başında Peter Quill’in dedesini canlandıran Gregg Henry’yi gördük. Gözünüzden kaçmış olması çok normal. Ford’un sponsorluğu meselesi birazcık Batman v Superman’deki THY sponsorluğu meselesiyle benzerlik gösteriyor. Ürün yerleştirme sahnesi karşılığında filmin olay akışına dahil olup ve belli gösterimlerin doğrudan organizatörü oldu iki marka da. SekouWrites.com isimli bir sitede, Ford sponsorluğunda filmi izleyen biri tam olarak şu yorumu yapmış: “Dürüst olmak gerekirse, bir filmde gördüğüm en anlamsız araba yerleştirme sahnesiydi. EcoSport’u kaçırmanız mümkün değil… Ama yine de filme çok da katkısı olan bir sahne değil.”

2014’te geçen filmde 2018 yılında piyasaya sürülecek bir arabanın yer alması, filme katkı sunmuyorsa ancak filmden bir şeyler götürebilir. Sadece bir ürün yerleştirme için 4 yıllık bir hataya düşülmesi, Marvel Sinematik Evreni’ndeki savsaklığın Homecoming’le başlamadığını gösteriyor.

Bir dakika durun. Az önce biz ne dedik?

Evet evet, hem Guardians of The Galaxy’de hem de Spider-Man Homecoming’de TAM OLARAK DÖRT YILLIK bir kayma var. Ama Civil War’da böyle bir kayma yok. Arada izlediğimiz filmin baş karakterinin ise çok spesifik bir özelliğiyle tanıştık: zamanla oynayabiliyor olması.

Eğer evrende çok büyük bir değişim yaşanmadıysa, 2014’de Ego’nun dünyayı istila etmeye çalışırken yarattığı hasarın açıklanmamış olması her bakımdan Spider-Man’in girizgahında çıkan “8 yıl sonra” yazısından daha vahim. Düşünsenize, Ultron, Chitauri’ler, Loki -bu noktada aklınıza hangi düşman geliyorsa o- saldırılarıyla evrenin kollektif hafızasının her yerine işlemiş durumda ama hiç kimse dünyanın narsist bir tanrısal varlık tarafından istila edilmeye çalışıldığının farkında değil. S.H.I.E.L.D. bile!

Yazının bundan sonrasında, tümüyle kendi icadım olan, gerçekliğinden aşırı emin davrandığım için patlarsa bütün öngörü melekelerimi, haliyle çizgi-roman uyarlamaları kategorisindeki yetkinliğimi riske atacağım, çılgın bir fan teorisi ortaya atacağım. Hatta o kadar mantıklı önermeler sunacağım ki muhtemelen ikna olacaksınız ve bu dediğim çıkmazsa sizi de ateşe atmış olacağım. Marvel’ın bulunduğu yere gelirken attığı cesaretli adımlar pekala bulaşıcı.

Zaten gidişatı sezdiniz diye düşünüyorum, hadi kemerlerinizi bağlayın.

Doctor Strange’de Neler Olmuş Olabilir?

Marvel Stüdyoların başındaki Kevin Feige her fırsatta filmlerdeki olaylar ve zamanlar arasında bir bağ kurmak için çok büyük bir çaba harcadıklarını ifade etmiştir, ama özellikle üçüncü evrenin başından beri, Marvel Sinematik Evreni’yle boğuşan insanlar ısrarla bir kelimeyi kullanmadan duramıyorlar: zaman. Özellikle Doctor Strange’in tanıtım çalışmaları başladığından beri Sinematik Evrene dair gelen açıklamalarda iki detay ön plana çıkıyor. Zaman meselesinin dillere pelesenk olması bunlardan ilki, ikincisi de işin içindeki insanların “sinematik evren” (cinematic universe) deyimini sinematik çoklu-evren (cinematic multiverse) tanımıyla değiştirmiş olması. Kılı kırk yarıp bu sonuca vardığımızı düşünebilirsiniz, ama sadece bir tweet aslında her şeyin gözümüzün önünde gerçekleştiğini gösteriyor:

Tersten yazılmış bir metinle taktim edilen bu tanıtım fragmanının çok spesifik bir özelliği var: tersten oynatılabiliyor olması. Tersten oynatınca bütün “zaman” (time) vurgularını “şu an” (now) şeklinde duyuyor olmamız gibi detayları da barındıran bu tanıtım fragmanı, Doctor Strange için hepimizi heyecanlandırmıştı, isminin hakkını veren garipliklerin alametiydi.

Doctor Strange’in macerasındaki zaman sembolizmi, saati üzerinden film boyunca kurulmuştu. Filmin üzerinden detaylıca geçelim: Strange Kamar-Taj’ı ararken karşısına çıkan yan kesiciler saatini istediğinde “Lütfen, o elimde kalan tek şey” dedikten sonra, Mordo sayesinde geri alabildiğinde saat çoktan parçalanmıştı. Mordo onu ve onun dolayımıyla seyirciyi “bildiğin her şeyi unutmalısın” diye uyarıyordu. Büyü yapmayı ilk öğrenmeye başladığında Cagliostro’nun kitabındaki zaman üzerine ritüellerin Kaecilius tarafından çalındığını öğreniyordu. Daha sonra Ancient One’dan gerçek dünyada kimi pratikleri yapmanın sakıncalı olduğunu ve büyücülerin bunun için Ayna Boyutu’nu kullandığını keşfediyordu. Merakına yenilen Strange, kayıp sayfaları görmek için zamanla oynarken yakalandığında Mordo ona: “Zamanda değişiklik yapmak zamanda sapmalara neden olabilir. İstikrarsız boyutsal girişler, uzaysal paradokslar, zaman düğümleri…” demişti. Wong ise “Uzay zaman sürekliliğini yönlendirmiyordun, onu bozuyordun.”  diye akıbeti açığa kavuşturmaktaydı. Fakat zamanın Marvel Sinematik Evrendeki yeni gidişatı, esas The Ancient One tarafından dillendiriliyordu: “Zaman görelidir”. Sorarım size, bir filmde seyirciye daha ne kadar ipucu verilebilinir?

Film boyunca zamanla ara sıra Ayna Boyutu’nda ve Astral boyutta oynansa da, gerçek dünyada zaman manipüle edilmemişti. Ta ki Hong Kong mabedi düşene dek. Doctor Strange zamanı ters çevirmekle yetinmeyip, aynı zamanda bunu Dormammu karşısında bir pazarlık unsuru olarak da kullanınca Dünya’yı kurtarmayı başarsa da Mordo doğa yasalarına aykırı davranmasını kınamış ve Strange’e “Hala bunun hiçbir bedelinin olmayacağını mı sanıyorsun Strange?” demişti. Böylece evrenin gidişatında çok önemli sapmaların yaşanabileceğini öğrenmiştik. Filmin en sonunda  da Strange’i yeniden saatini takarken gördüğümüzde, metafor kendini tamamlamıştı.

Kısacası kuvvetle muhtemel ortada hata falan yok, Strange’in saatinin ondan alınması, bölük pörçük olması ve tekrar koluna saati takmasıyla zamanın sabitlenmesi metaforu üzerinden zaten izleyiciyle paylaşılmış planlı bir zaman kayması var. İşlerin ne denli çığrından çıkacağının ilk sinyallerini Thor: Rangarok ve Black Panther filmlerinde alacak olsak da belli ki esas gidişatı öğrenmek için Avengers: Infinity War’u beklememiz gerekecek. Fakat Black Panther’in tanıtım fragmanında şimdiden “the world is changing” yani dünya değişiyor nidasını duyuyor olduğumuzu belirtelim.

Bitirmeden şunu ekleyelim, bu çoklu-evren meselesi Sony Spider-Man anlaşmasından sonra Fox’un da Marvel Sinematik Evreni’ne kimi karakterleriyle dahil olmasının çok da uzakta olmadığının işaretçisi gibi duruyor. Ki zaten Legion projesinin hayata geçmesi yeşil ışıkları yakmıştı. Fantastic Four için umutlu olunsa da Kevin Feige bunun olmayacağını, en azından Infinity War’da olmayacağını kesin olarak duyurdu. Fakat Sony’nin Spider-Man’e yönelik tavrı da yıllarca en ufak bir umut vad etmiyordu ama Sinematik Evren’de Spidey’yi izlemeyi başardık. Marvel an itibariyle DC’nin yıllardır Flash sayesinde sahip olduğu zamansal ve paralel evrenler arası esnekliği Doctor Strange’in devreye girmesiyle sağlamaya başlıyor; hem de DC’nin dizi ve film evrenlerini birbirinden ayırdığı bir ortamda, henüz sinemadaki Flash’i taktim etme fırsatını rakibi yakalayamamışken. Evrende çok daha fazla anomaliyle uğraşılması gerekecek, misal Quicksilver gibi farklı kaderlere sahip aynı karakterlerle uğraşmamız gerekecek eğer Fox’la böyle bir anlaşma sağlanırsa. Bunun dışında Sony Spider-Man’ini bir süre sonra geri alacak, Sinister Six ve Venom filmleri Marvel Sinematik evrenine hiç dahil olmayacak. Üstelik oyuncular da üzerlerine yapışan süper-kahramanlardan yavaş yavaş sıyrılmak isteyecekler. Tüm bu telif hakkı problemleriyle, zaman akışı genişlerken ortaya çıkabilecek problemlerle ve oyuncu kadrosuyla ilgili sıkıntılarla baş etmenin yolu çoklu bir evrende, akışkan bir zamanla her şeyi ele almaktan geçiyor. Marvel da yavaş yavaş oyunun yeni kurallarını takdim etmeye başladı. Hem de bunu insanlara Guardians of The Galaxy’deki ürün yerleştirmenin ne kadar kötü olduğunu ve Spider-Man’de nasıl büyük bir hata yapıldığını konuşturarak yapıyorlar ki insanlar evrenin sonraki aşamalarında hata yakalasa dahi, her şey açığa çıkmadan konuşmaktan çekinsin. Çok yakın bir gelecekte ortalık bu sazan avı olması pek muhtemel olan durum yüzünden birbirine girebilir. Şimdilik elimizde varsayımlar hariç Feige’in şu açıklaması var:

“Muhtemelen Infinity War’a doğru ilerlememiz tam bir final olmasa da bir tür zirveye erişeceğimiz anlamına geliyor, şu an ismi açıklanmamış dördüncü Avengers filmine vardığımızda, 22 film ilk üç evreyi kuşatmış olacak. Sonrasında olacaklar için ise her şeyin çok farklı olacağını söyleyebilirim. Hatta “dördüncü evre” diyebilir miyiz ondan emin bile değilim, yepyeni bir şey ortaya çıkabilir.”

Marvel Sinematik Evreninin Marvel çizgi-roman dünyasının genelindeki ismi Dünya-199999. Her dünyanın kendi çıkış hikayesi olduğu gibi Dünya-199999’un da kendi hikayesi var ve her şey Big Bang’in öncesinde sekiz tekilliğin olmasına dayanıyor. Big Bang’le beraber bu tekilliklerin her biri Sonsuzluk taşına dönüşüyor: Güç taşı, zihin taşı, gerçeklik taşı, zaman taşı, uzay taşı ve ruh taşı. An itibariyle taşların tamamı evrende karşımıza çıktı. (bir ara o meseleyi ele alalım, şimdi laf çok uzayacak) Zaman kaymaları, gelecekte olacakların çok minicik bir kısmını ifade ediyor.

Hiçbir şeye güvenmesem Stan Lee’ye güvenirim. Yeni nesil için yalnızca gönüllerin cameo’su misyonunu üstlenmiş olsa da kendisi, en sevdiğimiz süper-kahramanların hatırı sayılır kısmını yaratan abiden bahsediyoruz. Her filmde yer alıyor olması, her birini de izlediği manasına geliyor. Evrenleri yaratan, süper-kahramanların hatırı sayılır kısmı zihninin çocukları olan Stan Lee, filmi göz ucuyla izleyen herkesin fark ettiği, değiştirmesi üç dakika sürecek bir hatayı fark etmeyebilir mi? Stan Lee fark etmese evreni kurmak için binbir çaba harcayıp her detayı didik didik yoklayan yapımcıların hepsi birden bu kadar görünür bir problemi nasıl gözden kaçırsın? Marvel kendi evreninin kurallarıyla oynamadan evvel hepimizle eğleniyor, dönen tartışmalara kıs kıs gülüyor. Bizimle nasıl dalga geçtiklerini Spider-Man’in en son credits sahnesinde gördük zaten.

Thor Ragnarok 27 Ekim 2017’de, Black Panther 16 Şubat 2018’de ve Avengers: Infinity War 27 Nisan 2018’de bizlerle buluşacak. Bir seneye kalmadan bütün sorularımız cevaplanacak -ya da yanılmışsam gönül ferahlığıyla beni taşa tutacaksınız. O zamana dek Cap’in nasihatini dinleyip sabretmemiz gerekecek.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi