Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1125 [2] => 13 [3] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Gerilim [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/gerilim/ ) [2] => Array ( [name] => Korku [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/korku/ ) )
Martin
1977 - George A. Romero
95
Senaryo George A. Romero
Oyuncular John Amplas, Lincoln Maazel, Christine Forrest
Utku Ögetürk
Romero’nun zombi filmleri arasında ışıldıyan vampir temalı uzun metrajı Martin, yönetmeninin filmografisi içinde keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olarak saklanıyor.

Martin

İlk uzun metrajı Night of The Living Dead (1968) ile sinema tarihine bir başyapıt armağan eden George Andrew Romero, devam filmleri Dawn of the Dead (1978) ve Day of the Dead (1985)’i çekerek bir üçleme yaratmış, zombi filmleri olarak adlandırılan türe öncülük etmiştir. Sinema tarihinin ve korku janrının en önemli yönetmenlerinden olan Romero, bugün hala önemini yitirmeyen bu seri ile birlikte bilinirliğini devam ettirirken, filmografisi sinefiller için usta yönetmenin yenilikçi denemelerinin de yer aldığı bir maden gibidir. Bu yazımızda, Romero’nun bu denemelerinden biri olan ve yönetmenin filmografisinin zirvesinde yer alması gerekirken, görmezden gelinen filmlerinden biri olan Martin’ini inceleyeceğiz.

Martin, bir korku-gerilim alt türü olan zombi türünün yaratıcısı George A. Romero’nun 1977 yılına kadar beyazperdede anlatılan tüm vampir hikayelerini değiştirdiği ve bu anlatılanlara karşı çıktığı filmidir. Martin isimli genç bir adamın, ilk cinayeti ile açılan film, Martin’in kendisinden yaşça çok büyük kuzeni Cuda’ya yerleşmesiyle devam eder. Cuda, Martin’in Nosferatu olduğuna ve bu lanetin ailelerinde nesilden nesile devam ettiğine inanır. Martin ise, 20 yaşında görünse de 84 yaşındaki bir vampir olduğunu savunur.

Film, Martin’in izleyeceğimiz ilk saldırısı ile açılır. Martin, özenle kurbanını bayıltmak amacıyla bir serum/iğne hazırlar ve gözüne kestirdiği kadının odasına girer. İğneyi saplar ve başına ne geldiğini anlamaya çalışan kadına “İğne hazırlarken her zaman dikkatliyimdir, hiç merak etme hiç acımayacak.” der. Kadının bileğini kesen Martin, sonrasında kadın ile ilişkiye girer. Burada, filmin ilk sahnesinde gizlenen detay Martin’in bir vampir olmasından ziyade hassas ve duygusal olmasıdır. Kurbanı ile arasında yoğun ve duygusal bir ilişki kuran Martin, filmin ilerleyen bölümlerinde kendisiyle empati kurmamızı sağlayacaktır. Bu sebeptendir ki filmin açılış sekansı son derece önem teşkil eder; Martin’in vampir olduğu filmin ilk dakikasında seyirciye empoze edilir fakat Martin, Cuda’ya yerleştiği andan itibaren anlatılanlar bir nevi seyircinin düşünceleri için sunulan birer antitezdir. Burada esas soru şudur; Martin gerçekten bir vampir midir, yoksa şizofreni hastası mıdır?

Martin’in, Cuda’nın evine varmasıyla birlikte Vampirizm hakkında bildiklerimiz teker teker çürütülür. Sarımsak ve haç gibi cisimler Martin üzerinde herhangi bir etki yaratmazken Martin, şiddetle tüm bu mitlere karşı çıkar. Bu noktada Martin’in vampir olmadığıyla ilgili ilk şüpheler başlarken, Cuda’nın ısrarcı tavrı seyircinin düşüncelerinin netleşmesini engellemek amacıyla filmin içine yerleştirilmiştir. Oysa, Martin’in anlatısına göre kendisini rahatsız eden ve bu mitlerde yer bulan tek detay güneştir. Martin’in vampir değil de şizofreni hastası olduğuna dair elimizde önemli kanıtlar olsa da, Romero yapılacak en zekice hamleyi yaparak Martin’in zihnine girmemize izin verir. Filmde kullanılan siyah-beyaz flashback’ler seyircinin Martin’in zihnine ulaşması için kullanılan bir araçtır. Cuda’nın bahsettiği ayinleri, Martin’in uzun yıllar önce işlediği söylenen cinayetleri bir bir görmemizi sağlayan bu sahneler, gerçek ile hayal arasında ince bir çizgide yer almaktadır. Romero ve görüntü yönetmeni Michael Gornick’in seyirciyi, Martin’in gerçek bir vampir olarak görmesini sağlamak amacıyla kullandıkları bu teknik, aslında ters köşe yaparak Martin’in rahatsızlığını gün yüzüne çıkarmaktadır.

Romero, Martin için “Hayallerimi gerçeğe dönüştürmekti.” diyor ve ekliyor “Senaryoyu yazarken, bir vampir günümüzde yaşasaydı ne gibi zorluklar yaşardı sadece bunu düşündüm”. Bu cümleler, Romero’nun senaryosunu bir cümle ile açıklamaya yetiyor; yönetmen senaryoyu tamamen çekildiği dönemin Amerika’sını göz önüne alarak yazıyor. Radyo programına bağlanarak Martin’in yaşadıklarını anlatması üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum. Yaşadığı her şeyi dürüstçe dile getiren Martin, bir nevi radyo programı aracılığıyla Amerikan toplumuna sesleniyor. Böylelikle bir yandan Martin’in yaptığı eylemleri izlerken bir yandan da neler düşündüğünü sesli bir şekilde anlamamız sağlanıyor. Romero’nun gözlemleri sonucu oluşturduğu eleştirel bakış, ilk olarak filmin hemen başında Martin ile Cuda’nın genç torununun aynı evde yaşayacak olmasına karşı çıkan mahalle baskısında yer buluyor. Martin’in evli bir kadınla beraber olması, kadının kocasının genç kızlarla birlikte olduğunu savunması gerilim yüklü senaryonun içerisinde yer buluyor. Tüm bu süreçte en önemli detay ise Martin’in “kan akıtmadan seks yapmak” tanımında can buluyor ve akıllara şu soru geliyor; kan emen Martin mi yoksa toplumun kendisi mi?

Sinema tarihine göz atacak olursak ilk günden bu yana vampirler son derece seksi bir görünüm ile tasvir edilir; vampirler her kadının aşık olacağı karakterler olarak çizilir. Martin’de ise karakterden ziyade filmin seksi olduğunu savunabiliriz. Zira, Martin toplumun görmezden geldiği, duygusal ve kendisini bakir olarak tanımlayan -canlı bir kadınla ilişkiye girmekten bahsediyor- kaybeden bir karakter. Aradığı aşkı ve ilk cinsel deneyimini evli bir kadında bulan, onu kaybettiği zaman ise böyle olmasının daha doğru olduğunu savunan bir karakter.

Martin hem gerilim yüklü bir korku, hem de romantik bir dram filmi olmayı aynı anda başarabiliyor. Filmin geçtiği mekanlardan kullanılan müziklere kadar titizlikle hazırlanan detaylar, filmin her yönüyle kusursuza ulaşmasını sağlıyor. 16 mm çekilen filmde yer alan her unsur, filmin atmosferine uygun şekilde yerleştiriliyor. Günümüzde dahi izlendiğinde germeyi başaran ender filmlerden biri olarak dikkat çeken Martin, özellikle karanlığın ve sisin kapladığı sahnelerde müziğin de etkisiyle günümüzüm “öcü”lü filmlerinden daha sarsıcı bir atmosfere sahip oluyor. Bu atmosferin oluşmasında özellikle John Amplas ve Lincoln Maazel’in performansı önemli bir yere sahip. Martin’i canlandıran John Amplas ilk uzun metrajı olmasına rağmen büyüleyici bir performans sergilerken, bir daha ismini hiçbir filmde duymayacağımız Lincoln Maazel oyunculuğu zirvede bırakıyor. Yeri gelmişken hatırlatalım, Cuda’nın şeytan çıkarma ayinine benzer bir ayin için çağırdığı peder rolünde kısa bir süreliğine de olsak George A. Romero’yu izliyoruz.

Toparlayacak olursak, Romero’nun zombi filmleri arasında ışıldıyan vampir temalı uzun metrajı Martin, yönetmeninin filmografisi içinde keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olarak saklanıyor.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol