İnsan bazen en iyi yönetmenlerin bile çizgisini bozduğu üç-beş çalışmasının olabileceğini unutuyor. Martin Scorsese’den hiç beklemeyeceğiniz bir hayli ilginç projeler neye benziyorlardır dersiniz?

Çoğu zaman insanların bir günde olgunlaşmadıklarını göz ardı edip, onları her zaman bugün oldukları insanmış gibi değerlendirebiliyoruz. Bu durumun iki sağlıksız tarafı var. Öncelikle deneyimsiz bireylere çok yükleniyoruz. Potansiyellerini tamamlayamadıklarını deneyim edinecek vakti dahi bulamadan sürekli yüzlerine çarpıyoruz. İkinci olaraksa, deneyim sahibi, olgunluk dönemindeki insanları putlaştırıyoruz. Böylece ardından gelenler kendilerini yetersiz hissetmeyi sürdürüyor, olgunluk dönemindeki figürler ise hata yaptıklarında bile durumdan haberdar olmuyor.

Bu tabloda minik bir değişikliği, en sevdiğimiz yönetmenlerden Martin Scorsese‘ye biraz sataşarak yapalım dedik. Aşağıda sayacaklarımız elbette ki kötü işler değiller, sadece Martin Scorsese‘nin elinden çıkmaları olanaksızmış gibi duruyor bugün baktığımız yerden.

Martin Scorsese‘den beklenmeyecek işler, bize bir günde Martin Scorsese olunmayacağını anımsatıp, arada bir tökezlemenin illa da yanlış yolda yürüdüğümüz manasına gelmeyeceğini, hatta bazen bu hataların başkalarının size dair izlenimlerini renklendirebileceğini anımsatıyor adeta.

Martin Scorsese’den Beklenmeyecek Çok İlginç Projeler

Michael Jackson’ın Bad Videosu

Aslında bunu sizlerle daha önce yönetmenlerin çekmiş olduğu müzik kliplerini konu alan bir içerikte de paylaşmıştık ama hem kaçıranlarınız olabilir, hem de Martin Scorsese ve Michael Jackson‘ı buluşturan bir proje klasikleşmişken, nasıl üzerine bu kadar az konuşuluyor, şaşırtıcı doğrusu.

Michael Jackson‘ın klipleri, müzik tarihini değiştirdiği gibi, günümüzde kısa filmlerin bu denli yaygınlaşmasına Jackson’ın büyük katkı sağladığını dahi söyleyebiliriz. Bir film tadındaki kliplerinde Jackson John Landis, John Singleton, Francis Ford Coppola ve Spike Lee gibi ünlü yönetmenlerle de çalışmayı tercih etmiş bir isim Jackson. Büyük bir müzik tutkunu olduğunu filmlerinden ve yepyeni projesi Vinyl‘den bildiğimiz Martin Scorsese de Michael Jackson‘la çalışma şansına erişmiş isimlerden.

Aslında Martin Scorsese imzalı Bad, iki ayrı bölümden oluşuyor. Herkes klibin ikinci bölümünü biliyor olsa da, esas ilginç olan klibin ilk bölümü. Klipte çok genç bir Wesley Snipes‘ın da bizi beklediğini es geçmeyelim:

İzleyince bu klibin Martin Scorsese‘nin elinden çıktığına inanmak hepten zorlaşıyor, değil mi? Bazı işler gerçekten kendi zamanlarında çok daha değişik gelebiliyorlar.

Broadway Şovu: The Act

The Act’in yönetmenin standartlarında değerlendirildiğinde anlaşılır yanı yok, kesinlikle Martin Scorsese‘den beklenmeyecek bir prodüksiyon, eğer ki yönetmenin özel hayatını göz ardı edersek. İsterseniz öncelikle hep beraber Liza Minelli‘nin başrolde yer aldığı The Act‘i izleyelim:

Scorsese’nin The Act‘i yönettiği dönem yönetmen için biraz karmaşık. 1977 yapımı New York, New York, Taxi Driver‘ın ardından yönetmen için tam bir hüsran olmuştu. Hem finansal olarak durum parlak değildi, hem de film kötü eleştiriler almıştı. Çekimler sırasında ise Scorsese, filmin başrolündeki Liza Minelli ile bir ilişki yaşamaya başlamıştı, fakat yönetmen o sırada evliydi. İkilinin ilişkisi, ve kokainle olan samimiyeleri herkesin bildiği bir sır edasıyla devam ediyordu. The Act, kendi masraflarını dahi karşılayamamış bir yapım haline gelirken, Scorsese bir daha tiyatro sahnesinin yanına yaklaşmadı.

Reflections

Yıl 1969, Scorsese henüz kariyerinin başındaki genç bir yönetmen. Maddi sıkıntıların arasında, kendisini bir şekilde John Mavros‘la birlikte çalışırken buluyor. Pek çok sinemaseverin adını bile duymadığı abuk, erotik sanat filmi Reflections’ı editleyen isimlerden biri de Martin Scorsese.

Susan Wallack‘ın seksten hoşlanmayan, seksin onu aşağılanmış hissettirdiği bir karakteri canlandırdığı halde neden sürekli çıplak dolaştığını anlamakta sıkıntılar yaşadığımız film, nasıl bir seyirci kitlesine hitap ediyor anlamak da çok zor. Sanat filmi seyircisi için, hele de kendi döneminin standartlarında, gereksiz çıplaklık içeren, erotik film olmak için sanat filmi oluşu ön plana çıkan film zaten John Mavros‘un adını duyduğumuz tek yer, eğer ki Scorsese’nin Ragging Ball‘unda asistan editör olduğunu es geçersek tabii.

reflections scorsese - filmloverss

Elvis On Tour

Martin Scorsese’nin sağlam bir müzik aşığı olduğundan fırsat buldukça bahsediyoruz. Bu yazının başında da buna değindik, geçtiğimiz gün hazırladığımız Yalnızca Müzikleri İçin Bile İzlenebilecek 15 Film başlığında, Goodfellas’ın altında da bundan söz etmiştik. Zaten biz söz etmesek de yönetmenin The Rolling Stones, Bob Dylan, George Harrison gibi isimler için yapmış olduğu işler de malumunuz. Ama genel kültürü sağlam olanlar saydığımız tüm isimlerin, tam da şu an Vinyl‘de konu edilen New York’un 70’leri ve daha sonra 80’lerinde popüler olan isimler olduğunu, Elvis’in ise bir önceki neslin, yani 50’li yılların Rock’n Roll kahramanı olduğunu fark etmiştir. Gerçi bu çok da önemli değil, esas işin ilginç tarafı Martin Scorsese’nin bu belgeseldeki titri: Montaj Süpervizörü!

Aslında o yıllarda özellikle Woodstock belgeselinin ardından “split screen” tekniği yani ekranda birden fazla görüntünün aynı anda görünmesini sağlayan teknik çok moda olmuştu. 1972 tarihli Elvis on Tour belgeseli de aynı tekniği kullanmak istiyordu. Böylece Woodstock beleselinin de editörlerinden olan Scorsese kendisini Elvis on Tour emekçileri arasında buldu.

Cannonball

Raging Bull‘da John Mavros’un isminin asistan editör olarak geçmesinden de anlamış olacağınız üzere, Martin Scorsese vefa borçlarını önemsiyor, kendisi için durum hiç hayırlı olmayacak bile olsa. Yönetmenin filmin yapımcısı Roger Corman‘ın ricası üzerine Cannonball’da Sylvester Stallone‘nin yanında yer alması tam da böyle bir hikaye.

cannonball scorsese-filmloverss

Yönetmen Taxi Driver, Quiz Show ve hatta Akira Kurosawa‘nın Dreams‘inde oyunculuk konusunda rüşdünü kanıtlamış olsa da, Cannonball bir istisna.

Made In Milan

1990’larda çekilmiş olmasına karşın 1960’lardan kalmış gibi duran Made In Milano, Giorgio Armani’nin işini ve kendisini anlattığı bir reklam belgeseli ve Scorsese tarafından yönetilmiş.

Aslında bu belgesel filmi anlamak çok zor değil. Armani ve Scorsese’nin arasında, pek çok profesyonel projeyi de beraber yürütmelerini sağlamış bir dostluk var. 1986’dan beri Scorsese Armani için reklam spotları çekiyor. Armani Scorsese’nin World Cinema Foundation‘ının en önemli sponsorlarından. Yine de bir bilgi yarışmasında doksanlı yıllarda Armani belgeseli çekmiş ünlü yönetmenin kim olduğunu sorsalar, aklınıza Scorsese gelir miydi?

Bleu de CHANEL

Martin Scorsese‘nin bulaştığı tek marka Armani değil, geçtiğimiz aylarda Apple bir konuşmasını alıntılamıştı bir reklam için anımsarsanız. Robert De Niro, Brad Pitt ve Leonardo DiCaprio ile de Casino and The Resort City reklamlarında da buluşmuştu. Aynı zamanda aşağıdaki Chanel reklamı da yönetmene ait:

Bu defa müzik seçimleri, renkler, karakterler bizi Scorsese’nin dünyasında olduğumuzu ikna edebilecek vaziyette. Ama sanki Scorsese’nin kendisi değil de, yönetmene hayranlığını deklare eden bir hayranı tarafından çekilmiş gibi hissettiriyor reklam.

Merak edenler için: reklamın çekildiği yıl 2012.

Johnnie Walker Reklamı

Bu listede yönetmenin neredeyse aşil tendonuna darbe yediği işleri koyduk hep, son madde de buna nazaran, bizzat kendisinin bunlardan söz ettiği, bu defa yönetmediği, başrolünde olduğu bir reklam olsun o yüzden:

“Yıkılmadım ayaktayım” temalı bu reklam filminde, Martin Scorsese kendi hayatını anlatıyor. Çektiği filmlerin, kendi büyüdüğü yere ve zamana dair olduğundan ve yürüdüğü yolun hiç de kolay olmadığından bahsediyor. Birkaç kez sert darbeler yediğini ama ayağa kalktığını, hayatta da filmlerdeki gibi birkaç çekim hakkımız olduğundan bahsediyor. Kesinlikle haklı da! Keşke reklamı hazırlayanlar da bu tavsiyeye kulak verip, yönetmenle üç-beş çekim daha yapsalarmış.

Kaynak: flavorwire.com

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi