Gönüllerdeki yara hala kabuk bağlamadı. En küçük bir harekette tekrar kanamaya başlıyor. 30 senelik bir çınarın artık meyve vermeyeceğini düşünmek kesinlikle insanı yaralıyor. Hayao Miyazaki, Isao Takahata ve Toshio Suzuki’nin 1985 yılında kurdukları animasyon film stüdyosu Studio Ghibli, geçmişin güzel hatıraları arasındaki yerini aldı. Uzun süredir dolaşan söylentiler geçen sene netlik kazanmış ve stüdyo yeni film çekmeyeceğini açıklamıştı. Hal böyle olunca Ghibli ile alakalı olan son yapımların tamamı da daha önemli hale geldi. Miyazaki’nin Rüzgar Yükseliyor’u alıştığımız fantastik ögeleri aratmasına rağmen kendi içinde oldukça başarılıyken, Takahata’nın geleneksel yöntemlerle oluşturduğu Prenses Kaguya Masalı ise kesinlikle tüm zamanların en iyi animasyon filmlerinden biriydi. Ghibli Stüdyosu’nun son filmi olarak pazarlanan ve yönetmenliğini Hiromasa Yonebayashi’nin yaptığı Marnie Oradayken-Omoide no Mâni ise, böyle bir efsanenin kapanışını yapacak kalite ve özgünlükten oldukça uzak olmasıyla dikkat çekiyor.

Anna, psikolojik problemleri yanında astım hastası da olan bir kızdır. Bulunduğu ortamı değiştirmesinin ve daha temiz havalı bir yere gitmesinin kendisi için daha iyi olacağına karar verilince küçük kız, uzak akrabalarının yaşadığı bir kasabaya doğru yola çıkar. Burada resim yaparak, yürüyerek sağlığını tekrar kazanmaya çalıştığı günlerde terk edilmiş bir ev ilgisini çeker. Bölge halkının hayaletli diye pek yanaşmadıkları göl kenarındaki bu evde Anna, Marnie isminde bir kızla tanışır. Çok yakın iki arkadaş olan Anna ve Marnie beraber bolca vakit geçirirler. Fakat Marnie bir gün aniden ortadan kaybolur. Geri döndüğünde ise Anna için hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Kariyeri boyunca Ghibli çatısı altında üretilen pek çok filmin çeşitli departmanlarında görev almış olan Yonebayashi, ilk yönetmenlik denemesini 2010 yılında Aşırıcılar filmi ile gerçekleştirmişti. Senaryosu Hayao Miyazaki tarafından yazılmış bu filmde Yonebayashi belki büyük bir yönetmenlik başarısı göstermemişti fakat filmi doğru şekilde kotarabilmişti. 10 cm boyundaki küçük insanların hayatlarını anlatan bu animede yönetmen, görselleri ve hikayeyi işleyişiyle seyirciye gelecek zamanda daha başarılı işler yapabileceğini hissettirmişti. Fakat usta Miyazaki’nin yokluğunda Yonebayashi; hem senaryo ve görsellik hem de öyküsünü işleyiş yöntemiyle ortaya herhangi bir yaratıcılık koyamadığı gibi sırtını klişelere dayamasıyla da büyük hayal kırıklığı yarattı.

Marnie Oradayken, animasyon sinemasına ve animelere ilgi duyan, bu türdeki yapımları takip eden seyirciler için oldukça yavan bir deneyim. Film, bir çocuk hikayesinden uyarlandığı için senaryo düzeyindeki problemleri göz ardı edilebilirdi fakat gerek yönetmenin önceki filmi Aşırıcılar’da, gerekse Takahata’nın son filmi Prenses Kaguya Masalı’nda bir uyarlamanın nasıl çekilebileceğini gördüğümüz için, bu durumun arkasına saklanmak sadece bahane üretmek olacaktır. Yeşilçam melodramlarını anımsatan yapış yapış duygusallığı ile film belki belirli bir seyirci kitlesine kendisini sevdirebilir. Ancak ortadaki dramı temellendirme konusunda sıkıntılarınız var ise ve filmin başından itibaren finalin nasıl bir tatta olacağını seyircinin hissetmesine müsaade ediyorsanız, yönetmen olarak sinefilleri tatmin etmeniz pek mümkün olmayacaktır. Studio Ghibli filmlerinin pek çoğunda seyirci duygusal çıkarımlar yapma imkanı da bulurdu fakat bu duygusallık fetişleştirilmez, filmlere ustaca yedirilirdi. Yonebayashi; ana karakteri Anna’nın sorunlarını açmadan, bunları yüzeysel bir şekilde geçerken, bütün içinde herhangi bir yeri olmayan detayları ve karakterleri de filme eklemleyerek kafasının ne kadar karışık olduğunu gösteriyor. Üretilen filmleri türdeşlerinin önüne geçirecek önemli faktörlerden biri olan çizimler de Marnie Oradayken’de o kadar bildik, alıştığımız yapıda ki seyirci olarak görsel anlamda da herhangi bir şey alamıyoruz filmden. Evet, dijitalleşme güzel, büyük kolaylık ve hız kazandırdı üretimlere fakat bir fabrika mantığıyla birbirinin aynı olan şeyler oluşturmak ne sanatın, ne de sinemanın ruhuna yakışmıyor. Gelişen teknoloji yaratıcılık ile aynı potada eritilmediği sürece, üretimin de pek bir değeri kalmıyor.

Filmi izlemeyenler için hikayeye dair derinlemesine yorum yapamıyorum fakat özellikle final bölümünün pat diye bir yere bağlanma çabası bile yeterince kötü bir hamleydi. Hiromasa Yonebayashi; ustalarının düzeyine ulaşamamış, hatta yaklaşamamış bir çırak olarak oldukça başarısız bir filme imza atıyor. Vıcık vıcık bir duygusallıktan hoşlanıyor ya da üretilen her animeyi severek izliyorsanız filmi beğenebilirsiniz fakat kesin olan bir şey var ki Studio Ghibli’nin kapanış filmi, Marnie Oradayken olmamalıydı.

Gönüllerdeki yara hala kabuk bağlamadı. En küçük bir harekette tekrar kanamaya başlıyor. 30 senelik bir çınarın artık meyve vermeyeceğini düşünmek kesinlikle insanı yaralıyor. Hayao Miyazaki, Isao Takahata ve Toshio Suzuki’nin 1985 yılında kurdukları animasyon film stüdyosu Studio Ghibli, geçmişin güzel hatıraları arasındaki yerini aldı. Uzun süredir dolaşan söylentiler geçen sene netlik kazanmış ve stüdyo yeni film çekmeyeceğini açıklamıştı. Hal böyle olunca Ghibli ile alakalı olan son yapımların tamamı da daha önemli hale geldi. Miyazaki’nin Rüzgar Yükseliyor’u alıştığımız fantastik ögeleri aratmasına rağmen kendi içinde oldukça başarılıyken, Takahata’nın geleneksel yöntemlerle oluşturduğu Prenses Kaguya Masalı ise kesinlikle tüm zamanların en iyi animasyon filmlerinden biriydi. Ghibli Stüdyosu’nun son filmi olarak pazarlanan ve yönetmenliğini Hiromasa Yonebayashi’nin yaptığı Marnie Oradayken-Omoide no Mâni ise, böyle bir efsanenin kapanışını yapacak kalite ve özgünlükten oldukça uzak olmasıyla dikkat çekiyor. Anna, psikolojik problemleri yanında astım hastası da olan bir kızdır. Bulunduğu ortamı değiştirmesinin ve daha temiz havalı bir yere gitmesinin kendisi için daha iyi olacağına karar verilince küçük kız, uzak akrabalarının yaşadığı bir kasabaya doğru yola çıkar. Burada resim yaparak, yürüyerek sağlığını tekrar kazanmaya çalıştığı günlerde terk edilmiş bir ev ilgisini çeker. Bölge halkının hayaletli diye pek yanaşmadıkları göl kenarındaki bu evde Anna, Marnie isminde bir kızla tanışır. Çok yakın iki arkadaş olan Anna ve Marnie beraber bolca vakit geçirirler. Fakat Marnie bir gün aniden ortadan kaybolur. Geri döndüğünde ise Anna için hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kariyeri boyunca Ghibli çatısı altında üretilen pek çok filmin çeşitli departmanlarında görev almış olan Yonebayashi, ilk yönetmenlik denemesini 2010 yılında Aşırıcılar filmi ile gerçekleştirmişti. Senaryosu Hayao Miyazaki tarafından yazılmış bu filmde Yonebayashi belki büyük bir yönetmenlik başarısı göstermemişti fakat filmi doğru şekilde kotarabilmişti. 10 cm boyundaki küçük insanların hayatlarını anlatan bu animede yönetmen, görselleri ve hikayeyi işleyişiyle seyirciye gelecek zamanda daha başarılı işler yapabileceğini hissettirmişti. Fakat usta Miyazaki’nin yokluğunda Yonebayashi; hem senaryo ve görsellik hem de öyküsünü işleyiş yöntemiyle ortaya herhangi bir yaratıcılık koyamadığı gibi sırtını klişelere dayamasıyla da büyük hayal kırıklığı yarattı. Marnie Oradayken, animasyon sinemasına ve animelere ilgi duyan, bu türdeki yapımları takip eden seyirciler için oldukça yavan bir deneyim. Film, bir çocuk hikayesinden uyarlandığı için senaryo düzeyindeki problemleri göz ardı edilebilirdi fakat gerek yönetmenin önceki filmi Aşırıcılar’da, gerekse Takahata’nın son filmi Prenses Kaguya Masalı’nda bir uyarlamanın nasıl çekilebileceğini gördüğümüz için, bu durumun arkasına saklanmak sadece bahane üretmek olacaktır. Yeşilçam melodramlarını anımsatan yapış yapış duygusallığı ile film belki belirli bir seyirci kitlesine kendisini sevdirebilir. Ancak ortadaki dramı temellendirme konusunda sıkıntılarınız var ise ve filmin başından itibaren finalin nasıl bir tatta olacağını seyircinin hissetmesine müsaade ediyorsanız, yönetmen olarak sinefilleri tatmin etmeniz pek mümkün olmayacaktır. Studio Ghibli filmlerinin pek çoğunda seyirci duygusal çıkarımlar yapma imkanı da bulurdu fakat bu duygusallık fetişleştirilmez, filmlere ustaca yedirilirdi. Yonebayashi; ana karakteri Anna’nın sorunlarını açmadan, bunları yüzeysel bir şekilde geçerken, bütün içinde herhangi bir yeri olmayan detayları ve karakterleri de filme eklemleyerek kafasının ne kadar karışık olduğunu gösteriyor. Üretilen filmleri türdeşlerinin önüne geçirecek önemli faktörlerden biri olan çizimler de Marnie Oradayken’de o kadar bildik, alıştığımız yapıda ki seyirci olarak görsel anlamda da herhangi bir şey alamıyoruz filmden. Evet,…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Hiromasa Yonebayashi; ustalarının düzeyine ulaşamamış, hatta yaklaşamamış bir çırak olarak oldukça başarısız bir filme imza atıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.05 ( 4 votes)
45
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi