Başarılı ve güzel oyuncu Cotillard; aktör, oyun yazarı ve yönetmen bir baba ile drama öğretmeni bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. İlk oyunculuk deneyimini de haliyle babasının oyunlarından birinde elde ederek kariyerine tiyatroda adım atanlar kervanına katıldı. 1992’de televizyon dizileriyle kariyerini şekillendirmeye başlayan oyuncu, ilk başrolünü 1996 yılında çekilmiş bir televizyon filmi olan Chloé’de üstlendi. 1994 yılında ilk uzun metraj filmde yer alana dek birçok kısa filmde boy gösteren aktrisin asıl çıkışı, Luc Besson’ın senaryosunu yazdığı Taxi (2000) filmiyle oldu. Serinin üçüncü filmi Taxi 3’deki performansıyla da yerini sağlamlaştıran Cotillard, Umut Vadeden Kadın Oyuncu nitelemeleriyle yapımcıların dikkatini çekmeyi başardı. Uluslararası alanda onu tanıtan filmse, aynı sene Yann Samuell’in yönetmiş olduğu romantik komedi filmi Jeux D’enfants (2003) oldu. Başrollerini eşi Guillalume Canet ile paylaştığı film, başta Fransa olmak üzere tüm dünyada sinemaseverlerin beğenisini kazandı. Sophia Kowalsky karakteri, Cotillard için büyük projelere açılan önemli bir kapıydı.

Çok geçmeden Hollywood’a transfer olan başarılı oyuncunun buradaki ilk projesi ise Tim Burton’ın 2003 yılında çekmiş olduğu Big Fish filmi oldu. 2004 yılında Audrey Tattou’nun başrolünde, Jean-Pierre Jeunet’inse yönetmen koltuğunda yer aldığı Un long dimanche de fiançailles ve 2006 yılında Ridley Scott’ın yönettiği A Good Year’daki performanslarıyla yüzüne aşina olmaya başladığımız oyuncu hemen akabinde, 2007 yılında sinema tarihinde iz bırakan o performansıyla seyirciyi büyüledi. La Môme filmindeki Edith Piaf canlandırmasını deyim yerindeyse nutkumuz tutularak izledik. Efsanevî Fransız şarkıcıyı canlandırırken adeta oyunculuk dersi veren Cotillard; César, BAFTA, Altın Küre, Oscar gibi önemli uluslararası festivallerde En İyi Kadın Oyuncu Ödüllerini sildi süpürdü.

La Môme ile elde etmiş olduğu başarıyı Micheal Mann’in yönettiği Public Enemies (2009)’te Johnny Depp’le başrolü paylaşarak ve aynı sene Rob Marshall’ın müzikali Nine (2009)’daki aldatılan kadını başarıyla canlandırarak taçlandıran Cotillard, 2010 yılındaysa Christopher Nolan’la çalışma fırsatı elde etti. Oyuncu-yönetmen ikilisinin ilk ayağı olan Inception’da Leonardo DiCaprio’ya eşlik eden Marion Cotillard, bir sonraki yıldaysa Woody Allen’ın Midnight in Paris’inde boy gösterdi. Birbirinden başarılı yönetmenlerle çalışarak çıtasını iyiden iyiye yükseltmiş olan aktris, 2011 yılında Steven Soderbergh’in Contagion filminde yer alarak farklı türlerde rüştünü ispat etmeye devam etti. Bu kadar iyi kotarılmış performans ve oyuncu & yönetmen ilişkisinden sonra ancak ‘talihsizlik’ olarak niteleyebileceğimiz, belki de kariyerinin en kötü performansını ise Nolan’la birlikte çalıştığı The Dark Knight Rises (2012)’ta izledik. Edith Piaf’ı bedeninde yeniden yaratmış bir aktrisin, ölüm sahnesindeki inandırıcılıktan çok uzak performansını sadece oyuncuya bağlayacak değilim elbette. Hatta bu performansın sorumlusu olarak Nolan’ı gördüğümü de itiraf etmem gerek. 2013 yılında James Gray’in filmi The Immigrant’taki performansının gözardı edilmesinin sebebini ise filmin ölü bir zamanda vizyona girmesi ve pazarlama kurbanı olmasıyla açıklayabiliriz belki.

Marion Cotillard’ın yer aldığı bağımsız filmlere baktığımızda da oyuncunun karakter profilini çizmek kolaylaşıyor. Bağımsız film festivallerinden ana dalda birçok ödülle dönen Rust and Bone (2012), Deux jours, une nuit (2014) filmleri de kariyerinde oldukça önemli yere sahip. Genellikle hayatla mücadele eden ve acı çeken kadın rollerini üstlense de zengin filmografisi her rolün altından kalkabilecek performansların oyuncusu olduğunun göstergesi. Farklı türlerde, yeni performanslar deneyerek, sadece deniyor olmasıyla bile son yılların en iyi aktrislerinden olan Cotillard’ın önemli rollerine değinelim.

La Môme (2007): Filmografisinin en iyi performansını sergilemiş olduğu filmde Cotillard, maruz kaldığı ağır makyaja rağmen karakterin duygusal yoğunluğunu olduğu gibi seyirciye aktarabilmiş. Başarılı kurgusu ve büyüleyici sinematografisiyle ön plana çıkan filmde Cotillard, yedinci sanatın büyüsünü tamamlayacak kadar güzel bir performans sergiliyor.

Nine (2009): Bir adamın hayatındaki kadınlarla ilişkisine odaklanan müzikalde Cotillard’ın rolü oldukça kilit bir noktada. Eşi tarafından aldatılan Luisa Contini rolündeki Marion, femme fatale halleriyle büyülerken sesini ve dans yeteneğini de kullanma fırsatı yakalıyor. Filmde seslendirmiş olduğu “Take It All” şarkısı defalarca dinlenesi.

Inception (2010): Femme fatale bir karakteri hakkıyla canlandırabildiğini kanıtlayan Cotillard, Di Caprio gibi bir partner karşısında da dikkate değer bir uyum sağlamış. Cotillard, Nolan’ın yaratmış olduğu iki ayrı evrende, gerçekle rüya arasında seyahat eden ve gerçekliğini yitirerek kaybolan bir karakter olan Mal’u başarıyla canlandırıyor.

Midnight in Paris (2011): Cotillard, Allen’ın yaratmış olduğu büyüleyici atmosfere o saç stili ve elindeki sigarasıyla öyle bir ahenk sağlıyor ki 1920’lerin Paris’inde yaşadığına inanmamak elde değil. Boş sokaklarında dolaştığı kentte süzülürken o tarihi dokunun eşsiz bir parçası oluveriyor adeta. Kariyerinin henüz en keyifli rolünü de bu filmde oynuyor.

Rust and Bone (2012): Katil balina eğitmeni Stephanie’yi canlandırdığı filmde iki ayağını kaybedince depresyona giren karakteri oldukça sade ve tadında bir performansla canlandıran Cotillard, depresif bir rolün daha hakkını ödüllere doymayan başarısıyla teslim ediyor.

Deux jours, une nuit (2014): Yine depresyonda bir karaktere can veren Cotillard’ın depresifliğinin altında bu sefer işsizliği yatıyor. Kapitalist düzene sıkı bir eleştiri getiren filmde Marion, kendine güvensiz, kamburu çıkmış, utangaç Sandra karakteriyle Dardenne Kardeşler’in de etkisiyle esaslı ve etkileyici bir tablo çiziyor.

Marion Cotillard; başarılı bir aktris, uyumlu bir ekip arkadaşı, ödül törenlerinde gördüğümüz kadarıyla da mütevazi bir insan. Her şeyden önce sinemaya âşık, sinema tutkusuna sahip ve bu durum ışıltısını gün geçtikçe arttırıyor. Justin Kurzel’in merakla beklediğimiz son filmi Macbeth’te son yılların başarılı aktörü Michael Fassbender’in partneri olarak Lady Macbeth’i canlandıracak olan Cotillard’ı aynı çizgide kalır ve doğru tercihler yapmaya devam ederse yıllar sonra kült bir sinema yıldızı olarak anmak kaçınılmaz bir son gibi görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi