Marilyn Monroe’nun aslında kim olduğu yakın çevresi ve onu beyazperdede izleyen hayranları için büyük çatışma yaratacak tanımlamalar içeriyor. Ne yazık ki tam da bu çatışma Marilyn Monroe’yu ölüme ya da ölümüyle ilgili şüpheler göz önüne alındığında psikolojik sorunlarının içinden çıkılmaz hale gelmesindeki unsurlardan belki de en önemlisi. Marilyn Monroe takma adıyla ünlenen Norma Jean, Hollywood’un katı star sisteminde ayakta durabilmek için yepyeni bir kişilik geliştirmek zorunda kaldı. Aslında olmadığı ama ondan istenen aptal sarışın rolü üzerine yapıştıkça dönem dönem ya bu etiketten kurtulmak için çabaladı ya da bu etikete daha da sarıldı.

Gentlemen Prefer Blondes (1953)

gentlemen_prefer_blondes_filmloverss

Norma Jeane ve oluşturulan yeni kişiliği Marilyn Monroe’nun tezatlığı Norma’nın mücevherlerden hatta parıltılı eşyalardan hoşlanmaması genellikle sade takıları tercih etmesinden bile çıkarılabilir. Gentlemen Prefer Blondes filmini incelemeye başlarken neden böyle bir girişi tercih ettiğim ise filmle birlikte oldukça popüler olan Diamonds are a Girl’s Best Friend şarkısı. Marilyn Monroe böyle anılsa da aslında mücevherler onun en iyi arkadaşı değildi.

Müzikal bir komedi olarak tanımlanabilecek olan film, 1953 yılında ciddi yatırımlar yapılarak çekildi. İki showgirl olan Lorelei Lee ve Dorothy Shaw’ın Paris’e gitme hikayelerini konu alan filmde Lorelei’ın (Marilyn Monroe) nişanlısının babasının bir dedektif kiralaması üzerine olaylar gelişir. Marilyn Monroe’yu Marilyn Monroe yapan en önemli filmlerden biri olan Gentlemen Prefer Blondes, Monroe’nun her ne kadar kariyerinde ön plana çıkmaya başlamış olsa da rol arkadaşı Jane Russell’dan çok daha düşük ücrete çalıştırıldığı film olarak da dikkatleri çeker. Marilyn, başrolde olmasına rağmen Jane Russell afişlerde ve reklamlarda bile onun önüne geçmişti. Jane Russell film için 400 bin dolar alırken Marilyn Monroe 11 bin 250 dolarla yetindi. Filmin yapımcı şirketi Fox bu durumu Marilyn’e “henüz bir yıldız değilsin” diyerek açıkladı. 1962 yılında ise Marilyn Monroe bu konu hakkında konuşacak “Bir soyunma odam bile yoktu. Sonunda inanın bu seviyeye kadar düştüm, bana bakın dedim. Filmin adı Erkekler Sarışın Sever ve sarışın olan benim!”  diyecekti. Tüm bunlara rağmen çekimler sırasında Marilyn Monroe ve Jane Russell oldukça iyi anlaşmış, Jane Russell tatlı ve nazik sözleriyle Marilyn’i yüreklendirmiş ve ona adeta bir abla gibi yaklaşmıştı. Russell sonradan verdiği röportajlarda Marilyn’in çekingenliğinden bahsetti.

Filmde Marilyn Monroe’nun Diamonds are a Girl’s Best Friend şarkısını söylediği sahne filmin en göz kamaştırıcı, üzerine en çok uğraşılan ve para harcanan sahnesidir. Sahnenin kareografisi Jack Cole’a aittir. Bu sahnede Marilyn Monroe tam anlamıyla göz kamaştırıcıdır ancak Jane Russell’ın filmdeki mahkeme sahnesi esnasında yine aynı şarkı eşliğinde Marilyn Monroe’yu taklit edişi Russell’ın oyunculuğunun doruklara ulaştığı ve filmin ses getiren bir diğer sahnesi olarak akıllara kazınır.

Norma Jean’in hayatında Joe DiMaggio’nun bulunduğu bu dönem, akıl hocası ve drama hocası Natasha Lytess ile Joe arasındaki gerginliklerle geçen bir dönem olarak tanımlanabilir. Natasha, Marilyn’in hocası olarak setlerde sahnelere her zaman çok fazla karışması ve Marilyn’i etkilemesiyle yönetmenler ve diğer oyuncular tarafından da pek sevilmez. Jane Russell çekimler sırasında Natasha Lytess’ın bu aşırı müdahil olma durumuyla ilgili şikayetini “Marilyn’in ona ihtiyacı yoktu. Kendine birazcık güvense her şeyi tek başına halledebilirdi.” cümleleriyle dile getirir.

Galası 15 Temmuz 1953’te yapılan film büyük bir başarıyla 12 milyon dolarlık bir gişe elde etti. Jane Russell ve Marilyn Monroe’nun el ve ayak izleri artık Grauman’s Chinese Theatre’ın bahçesini süsleyecekti.

The Seven Year Itch (1955)

seven_year_itch_filmloverss

Marilyn Monroe ve ünlü yönetmen Billy Wilder’ın birlikte çalıştığı filmlerden biri olan The Seven Year Itch, sinema tarihinin belki de en çok konuşulan sahnesiyle kült haline gelmiş bir komedi filmi. Mazgalların üzerinde beyaz elbisesiyle duran Marilyn’in uçuşan eteğinin yer aldığı o ikonik sahneyi anında gözlerinin önüne getiremeyen bir sinema izleyicisi yoktur. Marilyn Monroe’yu tam anlamıyla bir aşk ve seks tanrıçasına dönüştüren filmde, karısı ve çocuğunun yaz boyunca şehir dışında olması sebebiyle kendini adeta bekar ilan eden Richard Sherman (Tom Ewell) üst katına taşınan seksi sarışın komşusuyla ilgili fanteziler kurmaya başlar. Marilyn Monroe’nun her sahnesinde göz kamaştırdığı film, aslında Norma Jeane’in hayatında yine oldukça fırtınalı bir döneme tekabül eder. Marilyn filmlerinde ne kadar göz kamaştırıcıysa aynı dönemde özel hayatında yaşadığı olaylar ise bir o kadar sarsıcıdır.

Filmin çekildiği dönemde Norma Joe DiMiaggio ile evlidir. Norma’yı çok seven ve sevdiğini hissettiren bir erkek olan Joe bazen kontrolden çıkan ve kendini kaybeden bir erkek olarak tanımlanabilir. Bu durumlar evlilik hayatlarında genellikle kıskançlık krizlerinden ileri gelmektedir. Çevresinin yoğun baskısına rağmen Joe’dan boşanmayı düşünmeyen Marilyn için The Seven Year Itch filminin çekimleri bardağı taşıran son damla olacaktır.

Odalarımızı, gittiğimiz kafelerin duvarlarını süsleyen Marilyn Monroe’nun ikonik pozu maalesef kocasından şiddet görmesine sebep olmuş ve bardağı taşıran bu son damla geç kalınmış olsa da evliliğini bitirmesiyle sonuçlanmıştır. Monroe’nun eteğinin uçuştuğu bu ünlü sahne gece 01:00 sularında çekilirken caddede çekimi izleyen yaklaşık beş bin kişinin olduğu söyleniyor. Bunlardan biri de ne yazık ki Marilyn’in kocası Joe’ydu. Bu sahne için altına üst üste iki iç çamaşırı giymiş olmasına rağmen güçlü projektörlerin azizliğine uğrayan Marilyn’in içi gözükmüş ve bu sahnenin defalarca tekrarlanması kocasını çılgına çevirmiş. Çekim sonunda Marilyn’in soyunma odasından gelen seslere müdahale etmeye çalışan ekip Marilyn’in Joe tarafından şiddet gördüğünü doğrular. İlerleyen çekimlerde sırtındaki morlukları makyajla kapattıran Marilyn Monroe bu yaşadıkları için “Joe beni iki kere dövdü. İlkinde onu uyardım. Bir daha bunu sakın yapma dedim. Sonra beni The Seven Years Itch filmimdeki o seksi sahneyi çekerken izledi ve bana yine vurdu. Ona artık bitti diye bağırdım.” şeklinde açıklar. Bu trajik olaya rağmen Marilyn Monroe yine oldukça başarılı bir filme daha imza atar ve şöhretine şöhret katar. Ancak ne yazık ki bu şöhret onu tüketmeye de devam eder.

Some Like it Hot (1959)

some_like_it_hot_filmloverss

Billy Wilder’ın yönetmenliğini yaptığı, dönemin oldukça ses getiren ve hala keyifle izlenebilen bir filmi olan Some Like it Hot, ülkemizde de çok revaçta olan kadın kılığına giren erkek komedilerinin ilk örneği olarak tanımlanabilir. En İyi Kostüm Tasarımı dalından Oscar ödülüyle dönen film, Marilyn Monroe’nun en klasik filmlerinden biri. Marilyn Monroe’ya En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Küre kazandıran film, kadınlardan oluşan bir müzik grubunun içine kostüm değiştirerek girip dikkat çekmemeye çalışan iki erkeğin komik hikayesini izleyiciye sunuyor. Marilyn Monroe’nun altın çağlarını yaşadığı filmlerden biri olan Some Like it Hot, American Film Institute tarafından en başarılı komedi filmi olarak görülüyor.

Marilyn Monroe hayatının bu döneminde komünist olduğu için CIA’in izlemeye aldığı ünlü yazar Arthur Miller ile evliydi. Bu dönemde, (özel hayatına döndüğümüzde Norma adıyla bahsedeceğim) Norma, Arthur Miller’ın günlüğünü salonda bulmuş ve okumuş, okudukları karşısında şok geçirmişti. Arthur Miller, Norma’yla evlenmek için acele ettiğinden, onun bir kadından çok çocuk gibi davrandığından ve onun düşündüğü kişi olmadığından bahsediyordu. Tüm bunlara ek olarak Norma’yı en çok üzen ise Arthur’un Norma için umduğum gibi zeki biri değil cümlesini yazabilmiş olmasıydı. Sürpriz bir şekilde Norma o dönem hamileydi. Üst üste gelen sorunlar, psikolojik problemleri ve evliliğiyle ilgili öğrendiklerinin üzerinde yarattığı hayal kırıklığı sonucu Norma bebeğini düşürdü. Bu sürecin sonunda ise bir majör depresyon dönemine girmişti. Ağustos 1957’den Temmuz 1958’e kadar Norma Jean belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Özel hayatının sorunlu gitmesi sebebiyle film çekimlerine ve önüne gelen projelere sıcak bakmıyordu. Arthur Miller bu dönemde Norma’ya evlilikleri boyunca mahrum bıraktığı desteği vermeye başlayarak işine geri dönmesi bakımından yüreklendiriyordu. Hatta o dönem karısına çok uygun olacağını düşündüğü Uygunsuzlar (The Misfits) filminin senaryosunu yazmakla uğraşıyordu. Bunun üzerine Norma yeniden Marilyn Monroe’ya dönüşmek için menajerlerine projelere yeniden açık olduğunu bildirdi ve projeler önüne gelmeye başladı. Birkaç başarısız girişimden sonra Billy Wilder, Some Like it Hot filminin senaryosuyla çıkageldi ve Marilyn’e iki sayfalık bir anlaşma sundu. Çekimler gayet başarılı geçse de Marilyn’in kötü bir psikolojide bulunması sete sık sık geç kalmasına ve kendine güvenmeyerek sahneleri tekrar tekrar çekilmesine sebep oluyordu. Hatta bu durum filmin yapım maliyetlerini bile arttırdı. Wilder o günleri “Bazen Marilyn’in geç kalması ve sahnelerin sürekli tekrarlanmasını istemesi yüzünden bir saatte çekileceğimiz sahneleri üç günde bitiremiyorduk.” diyerek anlatmıştı. Bu maliyet ekstra 750 bin dolardı. Billy Wilder “İtiraf etmeliyim ki bazı günler onu öldürmek istiyordum. Ciddi sorunları olduğundan haberim vardı. Ama o zamanlar onun sorunları umrumda değildi. Bir film çekmeye çalışıyordum ve Marilyn’e çalışması karşılığında iyi para verilmişti. Buna rağmen güzel günler de geçirdik. Bazen iyi iş çıkarıyordu ve hepimiz bunun ne kadar değerli olduğunu biliyorduk.” diye eklemişti. Ne olursa olsun Marilyn beyazperdede inanılmazdı ve Marilyn Monroe olmadan Some Like it Hot gerçekten bu başarıyı ve sıcaklığı elde edemeyebilirdi.

Something’s got to Give (1962)

Something’s Got to Give Marilyn Monroe’nun tamamlanamayan filmi olarak tarihe geçti. Filmle ilgili daha ilginç bir ayrıntıysa Fox’un Marilyn’i kovmasından sonra filme dair hiçbir şeyin kalmadığı düşünülürken 1982 yılında bir stüdyo deposunda bulunan sekiz kutu filmden Something’s Got to Give filminin 37 dakikası kurtarılmıştı. Bunun üzerine film yeniden işlenip kamera arkalarıyla birlikte bir belgesele dönüştürüldü.

Hollywood’un katı star sisteminde Fox ile anlaşma imzalamış olan Marilyn Monroe her ne kadar kendi prodüksiyon şirketini kursa da Fox’tan tam anlamıyla kurtulamadı. 1956’da Fox ile yapılan anlaşmaya göre stüdyoya bir film borcu kalmıştı. Bu dönemde Fox, çok ciddi paralar yatırdığı Kleopatra filmiyle uğraşıyordu ve işler onlar için pek de iyi gitmiyordu. Filmin çekimlerinden ciddi zarar gören stüdyo yapacakları hızlı bir film ve kitleleri sinemaya çekecek bir yıldızla bu zararlarını telafi edebileceklerini düşünüyordu. Ancak durum pek de düşündükleri gibi olmadı. Çünkü hayatının tüm bu çalkantısından bunalan ve Norma Jeane ile Marilyn Monroe arasında adeta can çekişen bir kadındı o. Ciddi psikolojik destekler almış, gözetim altında tutulmuş, aptal sarışın etiketiyle hayatı boyunca mücadele edip zeki bir kadın olduğunu kanıtlamaya çalışmış ama insanlar güzelliğine bakmaktan onu çoğu zaman dinlememişti. Kocasından şiddet görmüş, hayatına giren erkekler Marilyn’in işiyle mücadeleye girişmiş, onu kısıtlamaya çalışmış ya da ona istediği sevgi ve ilgiyi verememişti. Tüm bunların üzerine Marilyn hayatının bu döneminde iyice kötüye giderken ABD Başkanı J.F. Kennedy’yle yakınlaşmıştı.

Something’s Got to Give filminin yönetmeni George Cukor, Marilyn Monroe’nun seçimiydi. Artık stüdyolar üzerinde onun da ciddi bir gücü vardı. Ancak seçimi kendisi yaptığı halde Cukor ona iyi davranmıyordu. Yaşadıkları çatışmalar Marilyn Monroe’nun motivasyonunu düşürüyordu. Filmde kullanılması çok da gerekli görülmeyen köpek sahnesi için Marilyn’i durmaksızın uğraştırmıştı. Marilyn gücünü başka şeylere harcamak istiyordu. Doktorunun teşhisine göre paranoid şizofreni sınırına da yaklaşmıştı. Eski kocası Arthur Miller’ın komünist olması sebebiyle izlendiği biliniyordu. CIA bununla yetinmeyip Marilyn’i de izliyordu. Takip edildiğini gördükçe paranoyaları büyüyen Marilyn Monroe muhtemelen Kennedy’yi güvenli bir sığınak olarak görmüştü ve çekimler sırasında aklı sürekli başkan için düzenlenecek olan doğum günü programındaydı. J.F. Kennedy Marilyn Monroe’nun Beyaz Saray’a ettiği telefonlara çıkmıyordu ancak o doğum gününde Başkan için meşhur Happy Birthday Mr. President şarkısını söyleyecekti. Bu dönemde film çekimlerini kısa bir süreliğine bırakıp New York’a gidebilmek için Fox yetkililerinden izin istedi. Fox Marilyn’e eğer giderse ona dava açacaklarını belirtti. J.F. Kennedy’nin kardeşi Bobby Kennedy dava olayını öğrenince olaya el attı ve Marilyn’in Başkan için şarkı söylemesini istediklerini dile getirdi. Stüdyo geri adım atmadı. Tabii ki Marilyn Monroe da… Her şeyi göze alarak New York’a gitti.

Yaşanan bu gecede ve Marilyn’in imajında bir terslik vardı. Marilyn Monroe yıllardır mücadele ettiği aptal sarışın imajından kurtulabilmek için her şeyi göze almış stüdyoyla mücadeleye girişmiş, kendi yapım şirketini kurmuş üzerine basa basa bir karakter oyuncusu olmak istediğini her yerde söylemişti. Ancak yıllarca yıkmaya çalıştığı bu imajı doğum günü gecesinde ABD Başkanı’nın karşısında oynamayı tercih etmişti. Kennedy Marilyn Monroe’nun şarkısından sonra kürsüye çıktı ve “Böyle tatlı bir mutlu yıllar şarkısından sonra artık siyasetten emekli olabilirim” dedi.

Marilyn filmin çekimlerine geri döndü ve bir süre devam etmeye çalıştı ancak gün geçtikçe onu sete getirmek zorlaştı ve Fox Marilyn Monroe’yu işten kovup ona yarım milyon dolarlık bir dava açtı. Bu olaylardan ortalama iki ay sonra 5 Ağustos 1962’de Marilyn Monroe ya da gerçek adıyla Norma Jeane Mortensen evinde ölü olarak bulundu. Ondan geriye ise çektiği birbirinden güzel filmler ve 37 dakikalık Something’s Got to Give kaldı.

Marilyn Monroe hayatı boyunca aslında olduğu ve tüm dünyanın ondan olmasını istediği kişi arasında sıkışıp kalmıştı. Sevdiği erkekler bile onu Marilyn Monroe olduğu için seviyor ve o Norma Jeane’e dönüştüğünde uzaklaşıyorlardı. Stüdyo sistemi, kapitalizmin acımasız eril dünyası Marilyn Monroe’yu ne kadar sevdiyse bir o kadar da tüketti. Annesi tarafından evlatlık verilmiş ve babasını tanımamış Norma Jeane ürkek, kendine güvensiz ve hassas bir psikolojiye sahipti. İçine girdiği bu şatafatlı dünya her ne kadar güçlü durmaya çalışsa da onu tüketti.

Kaynaklar

Taraborrelli, J.R. (2012) Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı

Buchthal, S. ve Comment, B. (2014) Marilyn Monroe Notlar

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi