Öyle bir kadın düşünün ki çocukça masumiyeti, karşı konulamaz seksapelliği tüm dünyaca tanınmış bilinmiş olsun ve tüm bunlar olurken elinizin altında ne Twitter, ne Facebook, ne de 2599 kanallı dijital uydu alıcıları olsun. 1950’li yıllardan bahsediyorum. Sinemanın milyonlarca insanı heyecanlandırdığı, bazı şeylerin hala anlamlı olduğu ve yıldızların özel hayat kavramlarının daha özel olduğu yıllar…

Hollywood az önce bahsettiğim gibi teknolojinin şafağında olmasına rağmen hala daha ismi hafızalarda yer eden unutulmaz isimlerin yetiştiği bir dönemden geçti. Tiffany güzeli Audrey Hepburn, menekşe gözlü Elizabeth Taylor, yağmurda koşup şarkılar söyleyen Frank Sinatra bugün hala daha hem sinema hem de moda gibi birçok farklı alanda trendsetter isimler olarak anılmaya devam etmektedir. Tabii ki bunların içinde henüz adından bahsetmediğim çok özel bir isim vardır ki ilk paragrafta da bahsettiklerimden tahmin edeceğiniz üzere; Marilyn Monroe…

Hayatı, çektiği filmler ve her hareketi olay olan oyuncu Marilyn Monroe, Hollywood tarihinin en fazla hatırlanan, tanınan karakterlerinden biridir şüphesiz. Oyunculuk yeteneği birçokları için tartışma konusu olsa da su götürmez tek gerçek çekiciliğiydi. Şüpheli ölümü yıllardır intihar mı suikast mı tartışmalarına sebep oldu. Problemli çocukluk yılları, yanlış evlilikler, Kennedy ile ilişkisi, psikolojik problemleri, aşırı dozda kullandığı ağır ilaçları, şizofreni ve delilik… Marilyn’in hayatını mahveden birçok neden daha sayılabilir.

İlginçtir ki böylesine ikon sayılan bir isimle ilgili çok az film yapılmıştır. 1996 yılında Mira Sorvino ve Ashley Judd’un başrolleri paylaştığı, Norma Jeane&Marilyn filmi dışında benim bildiğim ve araştırdığım kadarıyla başka bir film yoktur. Film, Norma Jeane’in Marilyn Monroe’ya nasıl dönüştüğünü ve bu dönüşümde neler yaşadığını konu alsa da hayatındaki detayları yansıtmak açısından zayıf kalmıştır ve Sorvino Monroe rolünün hakkını yeterince verememiştir.

2011 yılına geldiğimizdeyse yönetmen koltuğunda Simon Curtis’in yer aldığı Marilyn’le Bir Hafta (My Week with Marilyn) çekildi. Film Colin Clark’ın kitabından uyarlandı. İngiliz oyuncu Sir Lawrence Oliver’la çalışan Colin’in çekimler sırasında kendi vatanı İngiltere’de gerçekleşen The Prince and the Showgirl filminde Marilyn Monroe ile tanışma hikayesini anlatan film, “gerçek” bir hayat hikayesini konu alıyor. Söz konusu taraflardan biri hayatta olmayınca objektifliğin tek tarafa kaldığı hikaye bu duyguyu göz ardı etmeden, anlatılanlar kesinlikle yaşanmıştır ukalalığını taşımadan, filmi çok iyi yansıtıyor.

Monroe

Colin yaşadığı ilk aşk heyecanını tamamen kendi gözünden anlatıyor ve Marilyn’in neredeyse en problemli dönemlerinden biri oldukça yüzeysel aktarılıyor. Marilyn yaşadıkları zor olmasına ve çıkarmış olduğu tüm problemlere rağmen çekimleri tamamlayıp ülkesine döner. Geride bıraktığı genç adamın yaşadıkları ve hissettiklerini yansıtan hikaye, Monroe ‘nun dönemin erkekleri hatta daha da ileri gidersem tüm dünya üzerindeki etkisine atıfta bulunuyor.

Tüm bunlardan bahsediyorum peki ya Monroe rolünü kim canlandırdı? Dawson’s Creek ile tanınmış başarılı oyuncu Michelle Williams adeta Monroe’nun yeniden dirilişi gibi. Bu rolüyle Williams iyi ki Scarlett Johansson rolü reddetmiş dedirtiyor. Oyuncuya birçok farklı festivalde en iyi kadın oyuncu adaylığı ve hatta ödülü getiren rol için Oscar’ı kıl payı kaybetti desem sanıyorum yanlış olmaz. Williams rolüne öyle iyi çalışmış ki Marilyn’in naif ama seksi hallerini, çekingen ama meydan okuyan tavırlarını başarıyla sergiliyor. Aynı zamanda filmden birebir sahnelerin, yeniden çekildiği anlarda da dansları ve hareketleriyle Williams’ı neredeyse Monroe’dan ayırmak imkansız. Özellikle Elsie’nin odada tek başına şarkı söyleyip dans ettiği bu sahnenin karşılaştırmasını tekrar tekrar izlemenizi tavsiye ederim.

[youtube video_id=”f4jupm0kFTY” width=”600″ height=”350″]

Özetle film Marilyn hakkında daha çok şey öğrenmek isteyen hayranlarının beklentilerini karşılamak konusunda zayıf kalsa da, asıl derdi bu olmadığı için diğerlerinden bu anlamda ayrılıyor. Önerim bu konuda yardımcı olabileceğini düşündüğüm J. Randy Taraborelli’nin yazmış olduğu Artemis yayınlarından çıkmış Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı kitabı olacaktır. Aynı zamanda 2012 yapımı olan, Marilyn’in günlüklerinin farklı oyuncular tarafından okunduğu belgesel “Love, Marilyn” de alternatifler arasında mutlaka bulunması gerekenler arasında.

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi