72. Venedik Film Festivali’nin ana yarışma seçkisinde yer alan yirmi bir filmden biri olan Marguerite, yarışmada yer alan iki Fransız filminden birisiydi. 1920’lerde geçen müzik odaklı absürt bir komedi örneği olan film, başrol oyuncusu Catherine Frot’un performansıyla ön plana çıkıyor. Politik ve sosyal meselelere de değinen ama asıl olarak tutkulardan ve ideallerden beslenen Marguerite, Venedik’te ilgi çeken filmlerden biri oldu. Sanat yönetmenliğinin başarılı çalışması sonucu, dikkate değer bir dönem filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Tutkuyla bağlı olduğu kocası ile birlikte üyesi oldukları kulüpte, şehrin ileri gelen insanlarıyla birlikte zaman geçiren ve sık sık verdiği konserlerle tanınan Marguerite’in hayatındaki en önemli olgu müziktir. Kendisini ifade etmek için şarkı söyleyen ve fotoğraflar çektiren Marguerite, aldığı övgülerin ardından gerçek dinleyicilerin karşısında şarkı söylemeye karar verir. Kocası Georges Dumont, insanların ikiyüzlülüğünü ve Marguerite’in aldığı övgülerin gerçek olmadığını bilmesi sebebiyle ona engel olmaya çalışır. Yalan bir hayat sonrasında gerçeklerle yüzleşmenin ağırlığı, Marguerite için fazla gelecektir.

Xavier Giannoli’nin son filmi olan Marguerite, romantik ve absürt bir üsluba sahip. Ayrıca, enerjisini ve sürükleyiciliğini absürt üslubuna borçlu olan film, olay örgüsünde boşluklar bırakarak ilerliyor. Giannoli, bizi Marguerite ile tanıştırmak için birkaç karakter kullanıyor. İncelikle ve zevkli bu karakterlerle Marguerite’in hayatına ve hüznüne küçük bir bakış atıyoruz. Ardından onu daha yakından tanımak adına, ilham kaynağı olan küçük odasını ve kocasını mercek altına alıyoruz. Politik göndermelerini karakterlerinin kişiliklerini temellendirmek ve özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde geçen filmini daha gerçekçi bir zemine oturtmak için kullanan yönetmen, bu kısımları biraz yüzeysel geçiyor. Fransız Ulusal Marşı’nı kullanış biçimi ise oldukça epik ve sarkastik gücü yüksek bir sahnede karşımıza çıkıyor. Zaten filmin yükseldiği nokta da, bu sahneye yansıyor. Ancak Giannoli, baş karakterine olan konsantrasyonunu dağıtmak istemiyor olacak ki, hiçbir sahne Marguerite’in duygusal yükünün üstüne çıkmıyor.

Catherine Frot’un performansıyla değerlenen Marguerite, müzikal bir hava da yakalıyor. Yönetmenin tercih ettiği absürt üslup yer yer filmi monoton ve boğucu bir hale soksa da, Giannoli güzel reflekslerle bu boğucu atmosferi dağıtabiliyor. Marguerite’i bireysel düzeyde düşündüğümüz zaman yalnızlık temalı bir film olduğunu söylemek mümkün. Filmin konu edindiği döneme göre düşündüğümüzde ise, impressionist bir bakış görmek filmi daha özel kılabilirdi. Ancak, yönetmen Giannoli seçimi modern çekim tekniklerinden yana kullanıyor ve mekanı kullanabilmek açısından oldukça fazla yakın plan kullanıyor. Bu şekilde, dönemle aramızda olması gerkenden daha uzak bir köprü kuruyor.

Xavier Giannoli, sahneler arası geçişlerde ve yan hikayelerinde avantgarda yakın bir bakış açısı sergilese de, geçiş kısımları olmasından ötürü film içerisinde bu anlar oldukça arka planda kalıyor. Marguerite dışında kalan karakterlere yalnızca Marguerite ile olan ilişkileri yüzünden yer vermesi de, onları zayıflatıyor ve filmin bütünlüğüne yararsız hale getiriyor. Bu açıdan en önemli karakterlerden biri olması gereken Georges Dumont’u tanımak için birkaç cümleyle yetinmek zorunda kalıyoruz. Bu durum Marguerite’in iç dünyasını anlamlandırmak açısından yeterli olmuyor. Karakterizasyondaki bu dengesizlik, filmi en güçlü olmaya çalıştığı yerden yani baş karakterinin iç dünyasından vuruyor.

Xavier Giannoli’nin filmografisindeki ortalama filmlerden biri olan Marguerite, her şeye rağmen sosyal hayat ve idealler adına başarılı çıkarımlar yapıyor ve sonuçlarıyla karşımıza koyuyor. Festival programı içerisinde dikkati hak eden filmlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

72. Venedik Film Festivali’nin ana yarışma seçkisinde yer alan yirmi bir filmden biri olan Marguerite, yarışmada yer alan iki Fransız filminden birisiydi. 1920’lerde geçen müzik odaklı absürt bir komedi örneği olan film, başrol oyuncusu Catherine Frot’un performansıyla ön plana çıkıyor. Politik ve sosyal meselelere de değinen ama asıl olarak tutkulardan ve ideallerden beslenen Marguerite, Venedik’te ilgi çeken filmlerden biri oldu. Sanat yönetmenliğinin başarılı çalışması sonucu, dikkate değer bir dönem filmi olarak karşımıza çıkıyor. Tutkuyla bağlı olduğu kocası ile birlikte üyesi oldukları kulüpte, şehrin ileri gelen insanlarıyla birlikte zaman geçiren ve sık sık verdiği konserlerle tanınan Marguerite’in hayatındaki en önemli olgu müziktir. Kendisini ifade etmek için şarkı söyleyen ve fotoğraflar çektiren Marguerite, aldığı övgülerin ardından gerçek dinleyicilerin karşısında şarkı söylemeye karar verir. Kocası Georges Dumont, insanların ikiyüzlülüğünü ve Marguerite’in aldığı övgülerin gerçek olmadığını bilmesi sebebiyle ona engel olmaya çalışır. Yalan bir hayat sonrasında gerçeklerle yüzleşmenin ağırlığı, Marguerite için fazla gelecektir. Xavier Giannoli’nin son filmi olan Marguerite, romantik ve absürt bir üsluba sahip. Ayrıca, enerjisini ve sürükleyiciliğini absürt üslubuna borçlu olan film, olay örgüsünde boşluklar bırakarak ilerliyor. Giannoli, bizi Marguerite ile tanıştırmak için birkaç karakter kullanıyor. İncelikle ve zevkli bu karakterlerle Marguerite’in hayatına ve hüznüne küçük bir bakış atıyoruz. Ardından onu daha yakından tanımak adına, ilham kaynağı olan küçük odasını ve kocasını mercek altına alıyoruz. Politik göndermelerini karakterlerinin kişiliklerini temellendirmek ve özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde geçen filmini daha gerçekçi bir zemine oturtmak için kullanan yönetmen, bu kısımları biraz yüzeysel geçiyor. Fransız Ulusal Marşı’nı kullanış biçimi ise oldukça epik ve sarkastik gücü yüksek bir sahnede karşımıza çıkıyor. Zaten filmin yükseldiği nokta da, bu sahneye yansıyor. Ancak Giannoli, baş karakterine olan konsantrasyonunu dağıtmak istemiyor olacak ki, hiçbir sahne Marguerite’in duygusal yükünün üstüne çıkmıyor. Catherine Frot’un performansıyla değerlenen Marguerite, müzikal bir hava da yakalıyor. Yönetmenin tercih ettiği absürt üslup yer yer filmi monoton ve boğucu bir hale soksa da, Giannoli güzel reflekslerle bu boğucu atmosferi dağıtabiliyor. Marguerite’i bireysel düzeyde düşündüğümüz zaman yalnızlık temalı bir film olduğunu söylemek mümkün. Filmin konu edindiği döneme göre düşündüğümüzde ise, impressionist bir bakış görmek filmi daha özel kılabilirdi. Ancak, yönetmen Giannoli seçimi modern çekim tekniklerinden yana kullanıyor ve mekanı kullanabilmek açısından oldukça fazla yakın plan kullanıyor. Bu şekilde, dönemle aramızda olması gerkenden daha uzak bir köprü kuruyor. Xavier Giannoli, sahneler arası geçişlerde ve yan hikayelerinde avantgarda yakın bir bakış açısı sergilese de, geçiş kısımları olmasından ötürü film içerisinde bu anlar oldukça arka planda kalıyor. Marguerite dışında kalan karakterlere yalnızca Marguerite ile olan ilişkileri yüzünden yer vermesi de, onları zayıflatıyor ve filmin bütünlüğüne yararsız hale getiriyor. Bu açıdan en önemli karakterlerden biri olması gereken Georges Dumont’u tanımak için birkaç cümleyle yetinmek zorunda kalıyoruz. Bu durum Marguerite’in iç dünyasını anlamlandırmak açısından yeterli olmuyor. Karakterizasyondaki bu dengesizlik, filmi en güçlü olmaya çalıştığı yerden yani baş karakterinin iç dünyasından vuruyor. Xavier Giannoli’nin filmografisindeki ortalama filmlerden biri olan Marguerite, her şeye rağmen sosyal hayat ve idealler adına başarılı çıkarımlar yapıyor ve sonuçlarıyla karşımıza koyuyor. Festival programı içerisinde dikkati hak eden filmlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

63

Xavier Giannoli’nin filmografisindeki ortalama filmlerden biri olan Marguerite, her şeye rağmen sosyal hayat ve idealler adına başarılı çıkarımlar yapıyor ve sonuçlarıyla karşımıza koyuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.7 ( 1 votes)
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi