Marcello Mastroianni 91 yıl önce bugün doğdu. Hala Avrupa Sinemasının en iyi oyuncularından sayılıyor. Büyük oyunculukları ile çapkınlıklarını gösterirken, küçük oyunları ile hakikati vermeye çalışır. Bu sebeple, resmini her gördüğümüzde sanki yakın bir arkadaşımızı görmüş gibi hissederiz.

Yakışıklı İtalyan, yetenekli oyuncu, sinemasever her erkeğin en az bir kere kendini yerine koyduğu adam, büyük gülümsemelerin, çapkınlıkların, acının, terk edilmişliğin ve yalnızlığın büyük aktörü Marcello Mastroianni. Eğer ölmeseydi bugün 91. yaş gününü kutluyor olacaktık. Fellini’den Antonioni‘ye, De Sica’dan Scola’ya İtalyan sinemasının en önemli yönetmenlerinin baş tacı filmlerinin bir numaralı oyuncusu Mastroianni, Avrupa sinemasında tek başına bir ekole işaret ediyor. Hollywood’un Cary Grant’li, James Stewart’lı jönlerine karşı tek başına duruyor. Yalnızca İtalya’nın değil, tüm Avrupa’nın en önemli sinema figürlerinden biri halen daha.

marcello-mastroianni-la-dolce-vita

Mastroianni dendiğinde aklıma hep ilk olarak La Dolce Vita gelir. Fellini’nin bu muazzam başyapıtında Mastroianni neler yapmaz ki? Aşk Çeşmesi’nin havuzunda kendini mi paralamaz, helikopter ile İsa heykelini mi takip etmez, en yakın hissettiği insanlardan birinin korkunç ölümüne mi tanıklık etmez! Bir yandan da hep kadınlar vardır Mastroianni için. La Notte’de başarılı fakat tatminsiz bir yazardır; 8 1/2 filminde ise ilham perisini kaybetmiş, yaratma acıları içinde bir yönetmendir. Ancak her zaman kadınlar vardır. Mastroianni’nin karakterleri “erkek” karakterlerdir; yalnız, maço değildirler. Yakından bakıldığında ise, onlara sunulan seçenekler arasında seçim yapmakta zorlanmış, kendilerine getirilen kısıtlamalardan bunalmış ve çoğu zaman da ‘doğru’ olmayanı, istemeyerek seçmiş kimselerdir. Aslında, erkeklik rolüne atılmış içten bir eleştiriyi de barındırır karakterleri. Canlandırdığı kişileri aslında sevmezsiniz; fakat Mastroianni size o karakteri sevdirir, anlamanızı sağlar. Anlarsınız, yine de sevilecek yanları olmadığını düşünseniz bile. Erkek bakışı ile, erkek hikayelerinin anlatıldığı sinemada Mastroianni’nin karakterleri hiç olmazsa dürüsttür. Marcello Mastroianni, anlaşılmaz ve çözülemez – anlaşılması ya da çözülmesi belki de hiç gerekmeyen – kadın-erkek ilişkilerinin içerisinde kaybolmuş karakterleri canlandırır genelde. Hata yapar, yanlış yapar, sevilir, sevilmez; ama hakikiliğini asla kaybetmez.

marcello-una-giornata

1924 yılında doğan Mastroianni, İtalya’nın en büyük yönetmenleri ile çalışma şansına erişmiş önemli oyunculardan biridir. Fellini’nin yaşadığı sıkıntıları yansıtma biçimidir, onun 1950’lerde Roma’ya baktığı gözlerdir; Antonioni’nin kendini kaybetmiş, iletişim kopukluğu yaşayan erkek tahlilidir; Scola’nın faşizme karşı verdiği kurbandır; De Sica’nın tipik İtalyan erkeğidir; uzaktan bakıldığında ne kadar klasik gözükürse gözüksün, ne kadar güldürürse güldürsün modern erkeğin buhranını hiç hissettirmeden veren oyuncudur Mastroianni. O yüzden bazen kendinize sorarsınız, “ben bu karakteri niye seviyorum, neden bu adam ile özdeşleştiriyorum kendimi” diye. Cevabı, Mastroianni’de gizli. Size büyük oyunculukları ile çapkınlıklarını gösterirken, küçük oyunları ile hakikati vermeye çalışır. Bu sebeple, resmini her gördüğümüzde sanki yakın bir arkadaşımızı görmüş gibi hissederiz.

Mastroianni’nin doğum gününü kutlamak için La Dolce Vita‘yı açmayı ve bazı sahneleri tekrar tekrar ederek izlemeyi düşünüyorum. Sanırım, o da böyle olmasını isterdi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi