Paris’te Gece Yarısı  filminden sonra izlediğim ikinci Woody Allen filmidir Manhattan. Aslında ben Woody Allen’ı daha çok müzisyen ya da yazar olarak takip etmişimdir bugüne kadar.

Hayatta gördüğümüz ya da yaşadığımız her şey bir ‘’sonrakinin’’ etkileyicisidir mutlaka. Yani galeride gezen bir adamın son gördüğü tabloyu yorumlayışı, ondan bir önceki gördüğü tablo ile mutlaka ilişkilidir. Şiir kitaplarındaki bir önceki şiir bir sonrakinin tetikleyicisidir daima. Hafızalarımıza küçük bir müdahale gibi görünse de aslında güçlü ve önemli bir yönlendirmelerdir bunlar.  İşte ilk izlediğim Woody Allen  filminin Paris’te Gece Yarısı olduğunu da bu yüzden giriş cümlesi olarak yazıverdim. Manhattan filmini hangi duygularla, hangi hayallerle izlediğimi anlayabilin ve bu yazıyı bu şartlarda okuyabilin diye.

Film izlerken ya da kitap okurken ardışık olarak sıralama önemli değildir benim için. Hatta tam tersi geçerlidir.  Karışık bir sıralama her zaman daha heyecan vericidir, geliştiricidir. Neyin ne zaman geleceğini bilemezsiniz, her yönden algılara açıksınızdır bu şekilde. Yani sözün kısası filmleri kronolojik sıraya göre de işte bu yüzden izlemem.

manhattan

Paris’te Gece Yarısı  filminden sonra beklediğim Manhattan filmi kafamda çok farklı kurgulanmıştı. Daha doğrusu kurgudan kastım; acaba Manhattan gibi yüksek yapılarla, otomobillerle, reklam panolarıyla dolu, sıkıcı, ölü bir şehrin nesi anlatılabilir ki diye düşünüyordum.  Kaldı ki şehrin mimari yahut doğal güzelliklerine dair az da olsa beklentisi olan benim için hayal kırıklığı oldu bu film. Anlatılan bir şehirden çok, bir kişinin hayallerindeki şehirdi. İlişkiler, diyaloglar, bakış açıları vs.

Bir arkadaş grubu arasındaki kadın erkek ilişkilerini yer yer komik, yer yer bilgi verici diyaloglarla anlatan film, bütün bunlar dışında izleyicinin ruhunu okşayan görseller de sunmuyor değil.  Planetaryum gibi insan algısını dumurlara uğratan mekanlardaki diyaloglar şaşırtıcı, komik ve oldukça ilgi çekicidir. Bu sahnelerde görsellik, kompozisyon çok iyidir ama bunun yanında  filmin geneline bakıldığında sadece bu, filmi sevdirememiştir bana. Çünkü başta da belirttiğim gibi bu tip özgür şehirler benim gibi eski kafalı biri için ne özgürlükçüdür ne de insancıldır. Dolayısıyla yönetmenin yaratıp izleyiciye aktarmaya çalıştığı duygular, Manhattan filminde bana ulaşamamaktadır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi