Geçtiğimiz aylarda yaşamını yitiren Güney Afrika Cumhuriyeti’nin eski lideri ve aktivist Nelson Mandela, şüphesiz ki dünya tarihinin en önemli figürlerinden biri. Bu gerçeğe karşın Mandela’nın sinemaya bir türlü hak ettiği şekilde yansıtıldığını göremedik. Goodbye Bafana ve Invictus gibi önemli yapımlar her ne kadar liderin portresini başarılı biçimde sunsalar da Mandela’nın tüm yaşamının, toplumsal arka planıyla verilmesi için Justin Chadwick’in yönettiği Mandela: Özgürlüğe Giden Yol filmini beklemek durumunda kaldık.

Chadwick, Mandela’nın filmle aynı adlı otobiyografisini temel alarak ünlü liderin çocukluğundan başkanlığına uzanan yaklaşık 70 yıllık bir dönemi beyazperdeye yansıtıyor. Mandela’nın gençliği, avukatlık yapması, aktivist olarak siyahlar adına yapılan mücadelede ön saflarda yer alması, tutukluluk dönemi ve apartheid (ayrılık) dönemini sona erdirmesi, çizgisel olarak anlatılıyor.

Yönetmen olarak seçilen Chadwick’in kariyerine baktığımızda doğru bir tercih olduğunu söyleyebiliriz. Boleyn Kızı ya da Bleak House gibi tarihi filmler ve dizilerle karşımıza çıkan yönetmen, Mandela ile 20. yüzyıl Güney Afrika’sını başarı bir şekilde yansıtıyor. Set tasarımının başarısı, özellikle panoramik planlarla etkileyici bir hal alıyor. İç mekanlarda kameranın üst açı kullanımı ile rahatça hareket ettirilmesi, filmin görsel açıdan güçlü yönlerinden. Bu alanda filmin en büyük falsosu, gördüğüm en gülünç araba takip sahnesini içermesi.

Senaryo kısmında ise aynı etkileyiciliği göremiyoruz. Gladyatör, Sefiller gibi filmlerin senaryosunu yazan William Nicholson, Mandela’nın otobiyografisine neredeyse birebir bağlı kalmaya çalışılırken işin sinema yönünü biraz göz ardı etmiş. Mandela’nın hikayede ön planda olması anlaşılır bir durumken bir süre sonra hikaye tamamen “lider kültü”nün nimetlerine dayanıyor. Naomie Harris’in canlandırdığı Nelson Mandela’nın eşi Winnie dışında başkaraktere yaklaşabilecek zenginlikte bir karakter göremiyoruz. Özellikle Mandela’nın ilk eşi adeta izleyiciden kaçırılıyor ve Winnie’ye odaklanmamız bekleniyor. Buna karşın iki karakter arasındaki denge ancak sonlara doğru yakalanabiliyor. Bir diğer sıkıntı ise Güney Afrika tarihinin önemli olaylarının bir kısmının oldukça çabuk bir şekilde geçiştirilmesi. Otobiyografiye fazlasıyla bağlı olmanın getirdiği bu sorun, bazı sekansların havada kalmasını neden oluyor. Mandela’nın aktivizme geçişi aniden yaşanan bir “aydınlanma” olarak sunulurken apartheid döneminin dönüm noktalarından biri olan 1976 Soweto Ayaklanması, arşiv görüntüleri ile hızlıca geçiştiriliyor. Filmin o anına kadar arşiv görüntüsü kullanılmamış olması da biraz “basite kaçılmış” izlenimi uyandırıyor. Aynı sorunu genel olarak Mandela’nın hapis yattığı dönem içerisinde genelleyebiliriz. Güney Afrika’da yaşanan gelişmelerin biraz arka planda kalması ve hikayenin daha önce bahsettiğim Mandela kültüne sığınması, akıcılığa zaman zaman darbe vuruyor.

Oyunculuk yönüne baktığımızda Idris Elba’nın yıllara yayılan Mandela karakterinde başarılı performansı dikkat çekiyor. Her ne kadar bazı kısımlarda abartılı makyajın altında kaybolsa da özellikle mimikleri yoluyla ünlü lideri hatırlatmayı başarıyor. Naomie Harris’in Winnie rolündeki performansı ve ağırlıklı Güney Afrikalı oyunculardan oluşan cast çalışması da Elba’yı destekliyor. Fakat belirttiğimiz gibi bu karakterler kendilerine çok fazla bir alan yaratamıyorlar.

“Mandela Özgürlüğe Giden Yol”, artık efsaneleşmiş bir liderin portresini inişli çıkışlı bir anlatımla sunuyor. Mandela’nın pasifist yönü vurgulanıp lider kültünden faydalanan filmin genel hikayenin dışına çıkmak konusunda korkak davrandığı söylenebilir. Açıkçası siyah halkın da önemli pay sahibi olduğu devrimde halkın içine daha çok girmek, onu daha iyi yansıtmak gerekirdi diye düşünüyorum. Mandela “Kendi halkına savaş açan bir devletin otoritesini artık kabul etmiyoruz” derken kameranın bize sunduğu halkı ancak “yığın” olarak adlandırabiliriz. Bu da yazı boyunca bahsettiğim tek taraflı bakış açısının sorunlarını ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz aylarda yaşamını yitiren Güney Afrika Cumhuriyeti’nin eski lideri ve aktivist Nelson Mandela, şüphesiz ki dünya tarihinin en önemli figürlerinden biri. Bu gerçeğe karşın Mandela’nın sinemaya bir türlü hak ettiği şekilde yansıtıldığını göremedik. Goodbye Bafana ve Invictus gibi önemli yapımlar her ne kadar liderin portresini başarılı biçimde sunsalar da Mandela’nın tüm yaşamının, toplumsal arka planıyla verilmesi için Justin Chadwick’in yönettiği Mandela: Özgürlüğe Giden Yol filmini beklemek durumunda kaldık. Chadwick, Mandela’nın filmle aynı adlı otobiyografisini temel alarak ünlü liderin çocukluğundan başkanlığına uzanan yaklaşık 70 yıllık bir dönemi beyazperdeye yansıtıyor. Mandela’nın gençliği, avukatlık yapması, aktivist olarak siyahlar adına yapılan mücadelede ön saflarda yer alması, tutukluluk dönemi ve apartheid (ayrılık) dönemini sona erdirmesi, çizgisel olarak anlatılıyor. Yönetmen olarak seçilen Chadwick’in kariyerine baktığımızda doğru bir tercih olduğunu söyleyebiliriz. Boleyn Kızı ya da Bleak House gibi tarihi filmler ve dizilerle karşımıza çıkan yönetmen, Mandela ile 20. yüzyıl Güney Afrika’sını başarı bir şekilde yansıtıyor. Set tasarımının başarısı, özellikle panoramik planlarla etkileyici bir hal alıyor. İç mekanlarda kameranın üst açı kullanımı ile rahatça hareket ettirilmesi, filmin görsel açıdan güçlü yönlerinden. Bu alanda filmin en büyük falsosu, gördüğüm en gülünç araba takip sahnesini içermesi. Senaryo kısmında ise aynı etkileyiciliği göremiyoruz. Gladyatör, Sefiller gibi filmlerin senaryosunu yazan William Nicholson, Mandela’nın otobiyografisine neredeyse birebir bağlı kalmaya çalışılırken işin sinema yönünü biraz göz ardı etmiş. Mandela’nın hikayede ön planda olması anlaşılır bir durumken bir süre sonra hikaye tamamen “lider kültü”nün nimetlerine dayanıyor. Naomie Harris’in canlandırdığı Nelson Mandela’nın eşi Winnie dışında başkaraktere yaklaşabilecek zenginlikte bir karakter göremiyoruz. Özellikle Mandela’nın ilk eşi adeta izleyiciden kaçırılıyor ve Winnie’ye odaklanmamız bekleniyor. Buna karşın iki karakter arasındaki denge ancak sonlara doğru yakalanabiliyor. Bir diğer sıkıntı ise Güney Afrika tarihinin önemli olaylarının bir kısmının oldukça çabuk bir şekilde geçiştirilmesi. Otobiyografiye fazlasıyla bağlı olmanın getirdiği bu sorun, bazı sekansların havada kalmasını neden oluyor. Mandela’nın aktivizme geçişi aniden yaşanan bir “aydınlanma” olarak sunulurken apartheid döneminin dönüm noktalarından biri olan 1976 Soweto Ayaklanması, arşiv görüntüleri ile hızlıca geçiştiriliyor. Filmin o anına kadar arşiv görüntüsü kullanılmamış olması da biraz “basite kaçılmış” izlenimi uyandırıyor. Aynı sorunu genel olarak Mandela’nın hapis yattığı dönem içerisinde genelleyebiliriz. Güney Afrika’da yaşanan gelişmelerin biraz arka planda kalması ve hikayenin daha önce bahsettiğim Mandela kültüne sığınması, akıcılığa zaman zaman darbe vuruyor. Oyunculuk yönüne baktığımızda Idris Elba’nın yıllara yayılan Mandela karakterinde başarılı performansı dikkat çekiyor. Her ne kadar bazı kısımlarda abartılı makyajın altında kaybolsa da özellikle mimikleri yoluyla ünlü lideri hatırlatmayı başarıyor. Naomie Harris’in Winnie rolündeki performansı ve ağırlıklı Güney Afrikalı oyunculardan oluşan cast çalışması da Elba’yı destekliyor. Fakat belirttiğimiz gibi bu karakterler kendilerine çok fazla bir alan yaratamıyorlar. “Mandela Özgürlüğe Giden Yol”, artık efsaneleşmiş bir liderin portresini inişli çıkışlı bir anlatımla sunuyor. Mandela’nın pasifist yönü vurgulanıp lider kültünden faydalanan filmin genel hikayenin dışına çıkmak konusunda korkak davrandığı söylenebilir. Açıkçası siyah halkın da önemli pay sahibi olduğu devrimde halkın içine daha çok girmek, onu daha iyi yansıtmak gerekirdi diye düşünüyorum. Mandela “Kendi halkına savaş açan bir devletin otoritesini artık kabul etmiyoruz” derken kameranın bize sunduğu halkı ancak “yığın” olarak adlandırabiliriz. Bu da yazı boyunca bahsettiğim tek taraflı bakış açısının…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Kullanıcı Puanları: 4.05 ( 1 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi