Oyun yazarı yönetmen, senarist ve aktör Kenneth Lonergan’ın yıla damgasını vuran yeni filmi Manchester by the Sea 2011’de Margaret’ten bu yana bekleniyordu. Esasında Margaret’in 2005 yılında bittiğini ama geçirdiği mahkeme süreçleri, kurgusunun bir türlü son halini alamaması, 180 dakikadan 150 dakikaya indirilmesi ve en son Martin Scorsese – Thelma Schoonmaker ikilisinin olaya el atmasıyla son halini alması 6 yıllık bir sürece yayılmıştı. Bu yüzden Margaret’in 2005 yılında bittiğini düşünürsek Lonergan 12 yıldır hiçbir film çekmemişti. Bu durum Margaret’in uzun ve yıpratıcı sürecinin bir sonucu olarak da görülebilir.

You Can Count on Me (2000) ile iki kardeş arasındaki buzları samimi bir şekilde eriten, ondan daha kapsamlı olan Margaret (2011) ile sorunlu bir genç kızın ahlaki ikilemleri, cinselliği, ilişkileri, depresyonu ve annesiyle olan sorunlarına bir çıkış yolu arayan Lonergan, Manchester by the Sea filminde ise bir amca ve yeğen arasındaki ilişkiyi ebeveyn olma/ol(a)mama üzerinden incelikli bir şekilde ele alıyor. Dramatik yapısını yas ve suçluluk duygusu üzerine konumlandıran, her biri çok derinlikli yazılmış karakterlere sahip olan Manchester by the Sea’de Lonergan’ın kalemi yine sade ve dingin planlarla bezeli yönetmenlik anlayışıyla birleşmiş. Lonergan’ın üç filminde de doğa ve insan manzaraları, kasaba atmosferi, karakterlerin hayatlarını değiştiren kazalar, olaya müdahil olan polisler, inanç nutukları atan koyu Hristiyan karakterler, bar sahneleri, aniden gelişen şiddetli kavgalar ve klasik müzik kullanımı kendini gösteriyor. Lonergan, ilk filminde bir psikoloğu, ikinci filminde ise ana karakterin babasını canlandırıp oyuncu olarak da yer alırken burada yoldan geçen ve ana karakteri “örnek ebeveyn” diye azarlayan bir adamı oynayarak “cameo” yapmış;  ayrıca filmlerinin değişmez oyuncusu Matthew Broderick’e yine yardımcı bir rolde yer vermeyi ihmal etmemiş.

Manchester by the Sea: Hayatın İçinden Çarpıcı Bir Drama

Yaşadığı bir trajedi yüzünden kendine ve dünyaya nefret dolu olan, Boston’da tamirci olarak görevlerini robotik bir şekilde sürdüren Lee Chandler (Casey Affleck)’ın, abisinin ölümüyle beraber çıktığı yolculuğa flashback sahneleriyle tanık olduğumuz ve her flashback’le beraber Lee’nin katmanlarını daha yakından tanıyarak onun ruhsuz ve içine kapanık kişiliğinin nedenlerini gün yüzüne çıkardığımız hikaye, ana-akım bir dramatik anlatının tam tersini uyguluyor. Dramatik çatısı zirvede olan ve melodrama dönmeye oldukça müsait bir hikayeyi göze batmayan mizahi dokunuşlarla arada hafifleten, sert bıçak darbeleriyle izleyicinin yüreğini acıtan ama klasik müzik kullanımlarıyla akmaya müsait olan gözyaşlarımızı doluluk seviyesinde dizginleyen Lonergan, hayatın içinden filmografisinin tüm kodlarını en ustalıklı haliyle barındırıyor. Görüntü yönetmeni Jody Lee Lipes’ın filmin duygusuna hizmet eden minimal sinematografi çalışmasına Lesley Barber’ın yüreğimizi dağlayan müzikleri ve Jennifer Lame’in ana hikayeye flashback sahnelerini yedirmek konusunda örnek teşkil edecek derecede temiz ve pürüzsüz kurgusu eklenince yağ gibi akıp giden bir film çıkıyor karşımıza.

Casey Affleck, The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007)’tan bu yana sergilediği en yalın, çarpıcı ve dokunaklı performansıyla filmin başarısında büyük pay sahiplerinden biri. Filmdeki rolüyle Altın Küre başta olmak üzere şimdiden 44 ödülün sahibi olan Affleck, 26 Şubat 2017’de sahiplerini bulacak olan 89. Akademi Ödülleri’nde “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Oscar’ın favorisi konumunda. Daha önce Moonrise Kingdom (2012), Labor Day (2013), The Zero Theorem (2013) ve The Grand Budapest Hotel (2014) filmlerinde ufak rollerde izlediğimiz 20 yaşındaki aktör Lucas Hedges, yeteneğini ortaya çıkaran performansıyla filmin gizli yıldızı. “Yardımcı Erkek Oyuncu” dalında Oscar’a aday olmayı başaran Hedges’ın adını ileride sık sık duyacağımıza şüphe yok. En son My Week with Marilyn (2011)’deki Marilyn Monroe performansıyla Oscar’ı kazanmaya çok yaklaşan ama ödülü Meryl Streep’e kaptıran Michelle Williams ise kendisine ayrılan süre zarfında, özellikle finale doğru Affleck’le karşılaştıkları sahnede çarpıcı performansıyla göz dolduruyor.

Manchester by the Sea, Kenneth Lonergan’ın ustalıklı kalemini üst düzey yönetimiyle birleştiren, Casey Affleck başta olmak üzere oyuncuların doğal ve etkileyici performanslarından güç alan, kurgusuyla günümüzü ve geçmişi pürüzsüz bir şekilde iç içe geçiren, müzikleriyle yüreğimizi burkan, hayatın içinden çarpıcı bir drama.

Oyun yazarı yönetmen, senarist ve aktör Kenneth Lonergan’ın yıla damgasını vuran yeni filmi Manchester by the Sea 2011’de Margaret’ten bu yana bekleniyordu. Esasında Margaret’in 2005 yılında bittiğini ama geçirdiği mahkeme süreçleri, kurgusunun bir türlü son halini alamaması, 180 dakikadan 150 dakikaya indirilmesi ve en son Martin Scorsese – Thelma Schoonmaker ikilisinin olaya el atmasıyla son halini alması 6 yıllık bir sürece yayılmıştı. Bu yüzden Margaret’in 2005 yılında bittiğini düşünürsek Lonergan 12 yıldır hiçbir film çekmemişti. Bu durum Margaret’in uzun ve yıpratıcı sürecinin bir sonucu olarak da görülebilir. You Can Count on Me (2000) ile iki kardeş arasındaki buzları samimi bir şekilde eriten, ondan daha kapsamlı olan Margaret (2011) ile sorunlu bir genç kızın ahlaki ikilemleri, cinselliği, ilişkileri, depresyonu ve annesiyle olan sorunlarına bir çıkış yolu arayan Lonergan, Manchester by the Sea filminde ise bir amca ve yeğen arasındaki ilişkiyi ebeveyn olma/ol(a)mama üzerinden incelikli bir şekilde ele alıyor. Dramatik yapısını yas ve suçluluk duygusu üzerine konumlandıran, her biri çok derinlikli yazılmış karakterlere sahip olan Manchester by the Sea’de Lonergan’ın kalemi yine sade ve dingin planlarla bezeli yönetmenlik anlayışıyla birleşmiş. Lonergan’ın üç filminde de doğa ve insan manzaraları, kasaba atmosferi, karakterlerin hayatlarını değiştiren kazalar, olaya müdahil olan polisler, inanç nutukları atan koyu Hristiyan karakterler, bar sahneleri, aniden gelişen şiddetli kavgalar ve klasik müzik kullanımı kendini gösteriyor. Lonergan, ilk filminde bir psikoloğu, ikinci filminde ise ana karakterin babasını canlandırıp oyuncu olarak da yer alırken burada yoldan geçen ve ana karakteri “örnek ebeveyn” diye azarlayan bir adamı oynayarak “cameo” yapmış;  ayrıca filmlerinin değişmez oyuncusu Matthew Broderick’e yine yardımcı bir rolde yer vermeyi ihmal etmemiş. Manchester by the Sea: Hayatın İçinden Çarpıcı Bir Drama Yaşadığı bir trajedi yüzünden kendine ve dünyaya nefret dolu olan, Boston’da tamirci olarak görevlerini robotik bir şekilde sürdüren Lee Chandler (Casey Affleck)’ın, abisinin ölümüyle beraber çıktığı yolculuğa flashback sahneleriyle tanık olduğumuz ve her flashback’le beraber Lee’nin katmanlarını daha yakından tanıyarak onun ruhsuz ve içine kapanık kişiliğinin nedenlerini gün yüzüne çıkardığımız hikaye, ana-akım bir dramatik anlatının tam tersini uyguluyor. Dramatik çatısı zirvede olan ve melodrama dönmeye oldukça müsait bir hikayeyi göze batmayan mizahi dokunuşlarla arada hafifleten, sert bıçak darbeleriyle izleyicinin yüreğini acıtan ama klasik müzik kullanımlarıyla akmaya müsait olan gözyaşlarımızı doluluk seviyesinde dizginleyen Lonergan, hayatın içinden filmografisinin tüm kodlarını en ustalıklı haliyle barındırıyor. Görüntü yönetmeni Jody Lee Lipes’ın filmin duygusuna hizmet eden minimal sinematografi çalışmasına Lesley Barber’ın yüreğimizi dağlayan müzikleri ve Jennifer Lame’in ana hikayeye flashback sahnelerini yedirmek konusunda örnek teşkil edecek derecede temiz ve pürüzsüz kurgusu eklenince yağ gibi akıp giden bir film çıkıyor karşımıza. Casey Affleck, The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007)’tan bu yana sergilediği en yalın, çarpıcı ve dokunaklı performansıyla filmin başarısında büyük pay sahiplerinden biri. Filmdeki rolüyle Altın Küre başta olmak üzere şimdiden 44 ödülün sahibi olan Affleck, 26 Şubat 2017’de sahiplerini bulacak olan 89. Akademi Ödülleri’nde “En İyi Erkek Oyuncu” dalında Oscar’ın favorisi konumunda. Daha önce Moonrise Kingdom (2012), Labor Day (2013), The Zero Theorem (2013) ve The Grand Budapest Hotel (2014) filmlerinde ufak rollerde izlediğimiz 20 yaşındaki aktör Lucas Hedges, yeteneğini…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

Manchester by the Sea, Kenneth Lonergan’ın ustalıklı kalemini üst düzey yönetimiyle birleştiren, Casey Affleck başta olmak üzere oyuncuların doğal ve etkileyici performanslarından güç alan, kurgusuyla günümüzü ve geçmişi pürüzsüz bir şekilde iç içe geçiren, müzikleriyle yüreğimizi burkan, hayatın içinden çarpıcı bir drama.

Kullanıcı Puanları: 4.67 ( 3 votes)
90
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi